BURSA’NIN İHMAL EDİLEN DOĞAL ZENGİNLİĞİ: JEOTERMAL


Söyleşi: Zafer OPSAR

Bir zamanlar “kamu menfaati yoktur” denilerek durdurulan jeotermal kaynakların işlenmesi projesi, bugün kentin turizmde en önemli değeri haline geldi. Kaplıcalar şehri olarak bilinen Bursa, yerin altındaki bu zenginlikten ne kadar faydalanıyor? Birçok derde deva doğal sıcak su, nerelerde, nasıl kullanılıyor? Doğanın, hiçbir çevre sorunu yaratmayan bu devasa temiz jeotermal enerjisini halkın kullanımına sunmak için neler yapıldı ve yapılıyor? Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı ancak engellemeler sonucu durdurulan projesinde son durum.

Bursa’nın yıllardır tartıştığı jeotermal enerji konusunda değişik dönemlerde girişimler yapıldı ancak bunlardan en ciddi ve kapsamlı olanı Erdoğan Bilenser’in Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 1999-2004 dönemi içinde yapıldı. Yapıldı yapılmasına ancak, yeterli miktar ve sıcaklıkta su bulunmasına karşın, çeşitli engellemeler sonucu proje rafa kalktı, aradan 10 yıl geçene kadar da dokunulmadı.

Bursa Valisi Şahabettin Harput’un 2012 yılında yeniden canlandırmak için harekete geçtiği jeotermal enerji konusunda zaman tünelinde bir yolculuk ederek o dönem Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmalara göz attık, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Bilenser’in değerlendirmelerini aldık.

O dönemin çalışmaları 13 Şubat 2001 tarihinde İl Daimi Encümeni’nin 66 sayılı kararıyla; Kaynarca ve Yeni Kaplıca çevresinde jeotermal amaçlı araştırma yapma ve elde edilecek suyun değerlendirilmesi imtiyazının Büyükşehir Belediyesi’ne verilmesiyle hemen başlıyor. Amaç; Bursa’nın jeotermal potansiyelini tespit etmek, geliştirmek, termal turizmi tekrar canlandırmak ve yeterli sıcak su üretilebildiği taktirde konutları çok ucuz bir maliyetle ısıtmak.

Konunun öneminden dolayı bir taraftan bilimsel çalışmalar sürerken, diğer taraftan sosyal ve ekonomik boyutları nedeniyle taraflarla görüşmeler de başlatılıyor ve dönemin Bursa Valisi Ali Fuat Güven, Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser, Uludağ Üniversitesi’ni temsilen Prof. Dr. Recep Yaman Karadeniz, Güney Marmara Otelciler Birliği Başkanı Işık Uğurtuğ ve sıcak su kullanım hakkı sahiplerinin temsilcisi ve bazı uzman kişilerle birlikte toplantı yapılır.

Bu toplantıda Bursa’nın jeotermal potansiyelinin geliştirilmesi ve değerlendirilmesinin gerekli olduğu konusunda fikir birliği oluşur ve Büyükşehir Belediyesi’nin bu konudaki faaliyetleri desteklenir. Ancak bazı hak sahipleri ve hamamcılar dava açarak projenin ilerlemesini engelleme yoluna gider. Uludağ Üniversitesi ise “yapılacak sondajda Kükürtlü’deki tesislerin suyunun kesilmesi halinde açılacak sondajdan boru ile su verilmesi” şartıyla Belediyeye muvafakat verir.

25 YIL GECİKMEYLE BAŞLAYAN ÇALIŞMA

Bölgenin jeofizik etütleri MTA tarafından 1976 ve 1978 yıllarında yapılmış, dolayısıyla bölge 25 yıl önce sondaja hazır olduğu halde jeotermal potansiyel değerlendirilmemiştir. Bu gecikmiş projeyi başlatacak olan Bilenser çok heyecanlıdır. Çünkü o zamana kadar Türkiye’nin birçok kenti jeotermal enerjiyle tanışmıştır. MTA tarafından 2002 Kasım ayında BK-1 adlı ilk kuyudan 750 metre derinlikte saniyede 3 litre ve 50 derece sıcaklıkta su bulunur .

Bu bölgede yeni kuyu açılmasına da olumlu işarettir. Kültürpark’ın içinde BK-2 adıyla başlanan ikinci sondaj bölgedeki hamamcıların açtığı dava üzerine 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından durdurulur ancak Belediyenin itirazı 9 Ocak 2003’ te bu defa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi tedbiri kaldırır ve sondaj devam eder. 22 Mayıs 2003’ te 401 metre derinlikte 88 derece sıcaklıkta ve saniyede 55-50 litre debideki suya ulaşılır. Bilenser, Bursa’nın en önemli jeotermal kaynaklarının bulunduğu sahadaki borudan yüzeye çıkan suya dokunduğunda eli adeta yanar. Bursa’nın ünlü bir termal kent olması için önemli bir aşama geçilmiştir.

ÜNİVERSİTE PROJEYİ DURDURDU

Ancak ikinci kuyunun açılmasından sonra 1 Haziran 2003 günü Kaynarca kaynağında ve Uludağ Üniversitesi’ne ait keson kuyuda suyun çekilmesi panik halinde kamuoyuna duyurulur. Uludağ Üniversitesi mahkemeye başvurur ve mahkeme de Belediye’nin jeotermal kaynakların değerlendirilmesi ve geliştirilmesi projesini “kamu menfaati yoktur” diyerek durdurur. Bundan sonra kimse bu projeye bir daha el sürmez. Neden sonra bu kez Bursa Valisi Şahabettin Harput’un girişimiyle konu yeniden gündeme gelir ve termal enerji için harekete geçilir. 2009’da Bursa’yı yeniden kaplıca ve termal şehri yapma hedefiyle kurulan Jeotermal Enerji A.Ş., Eylül 2012’de 6 kuyuda toplam 300 lt/ sn suyla otellere sıcak su dağıtımı ile üretime başlar. Kentte 1500 olan termal yatak kapasitesi de 7 bin olarak planlanır . Sıcak suyun konutlarda kullanımı için de çalışmalar başlar.

Yıllar önce Erdoğan Bilenser Başkanlığındaki Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı proje yıllar sonra hayata geçer, ancak zaman da Bursa’nın aleyhine işlemiştir. Geç de olsa Bursa termal enerji için adım atmayı başarabilmiştir. Başkanlığı döneminde ilk sondaj çalışmalarını başlatan Erdoğan Bilenser gelinen noktadan geç de olsa mutludur.

Sayın Bilenser, siz bu pr oje için, Bursa’nın termal kent olması için büyük emek verdiniz. Sizin o dönemdeki projenizin çerçevesi neydi? Neler düşünmüştünüz, neler yapmayı planlıyordunuz? Bu sür eci sizden dinleyebilir miyiz?

Bir belediye yönetimi ve başkanın önemli görevlerinden biri de kentin sahibi olduğu değerleri, kent için değer yaratacak özellikleri bulup onları öne çıkararak kentin kullanımına sunmaktır. Biz göreve geldiğimizde bunlardan bir tanesinin Bursa’nın termal kaynakları olduğunu gördük. Çünkü termal kaynakların kullanılması bir kent için birçok konuda avantajdır. Jeotermal enerjinin alternatif enerji olarak halkın kullanımına sunulması, seracılıkta ve sağlık turizmi gibi birçok alanda faydası var. Ama Türkiye’de çok kullanılan bir söz vardır ‘Su akar Türk bakar’ diye. Bizim suyumuz yer altından akıyordu belki bakamıyorduk ama o değerin de farkındaydık. Bu konuda dönemin valisi Ali Fuat Güven ile birlikte bu kaynakların değerlendirilmesi konusunda bir proje yapmaya karar verdik.

Sizden önce böyle bir çalışma yapılmış mıydı?

Bizden önce böyle bir çalışma yoktu maalesef. Bir durum tespiti yapmakta fayda var. Bugün de hala öyle. Özellikle Afyon ve İzmir bu konuda çok öne çıkan illerdi ve Bursa’nın eski termal özelliği hemen hemen yok olmuş gibiydi. Bir ara Bursa kaplıcaları taşıma suyla çalışır hale düşmüş, pansiyonculuk tamamen bitmişti. Bunun nedeni de termal konusunda Bursa’da çalışma yapılamamasıydı. Çünkü kentte bazılarının Osmanlı döneminden kalma yasaların avantajıyla termal kullanma hakları olduğu iddiaları vardı ve kimse de buralara dokunamıyordu. Buralara dokunmak arı kovanına çomak sokmak gibiydi.

BİZ HAREKETE GEÇİNCE ORTALIK AYAĞA KALKTI

Biz bu konuda çalışmalara başlayıp bunu da önce turizmcilerle paylaşmak için bir toplantı yaptığımızda ortalık ayağa kalktı Bursa’da. İlk karşı eylemler bu suları kullanma haklarının kendilerine ait olduğunu iddia eden turizmciler ve otel sahipleriydi. Bunların bakışları “az aksın ama benim için aksın” şeklindeydi. Onlar mevcut rezervlerin kullanıma açılmasının kendi ellerindeki su değerini azaltacağı düşüncesindeydiler. Biz de kendilerine ısrarla bu konuda yanlış düşündüklerini, Bursa’ya, kaybettiği termal kent özelliğini yeniden kazandırmaya çalıştığımızı, artacak turizm potansiyelinin onlar için de iyi olacağını söylüyorduk. Hatta Arap Şükrü Sokağı’nı örnek veriyordum. Bir restoran varken günde 50 kişi geliyorsa şimdi 30 restorana günde 1000 kişi geliyor diye örnek vermiştim. Ama onlar çoğunlukla zaten bu işi geliştirmeyi düşünmediklerini ve ailelerinin üçüncü kuşak mensupları olduklarını söylüyorlardı. Onlar sadece o günkü imtiyazlarını kullanma peşindeydiler ve büyük bir gürültü koptu Bursa’da. Üzülerek söylüyorum bu gürültüye bazı sivil toplum örgütleri de kendilerini aydın olarak tanıtan örgütler de katıldılar. Bizi zor durumda bırakacak daha enteresan iddialar ortaya attılar. ‘Bursa’nın tarihiyle oynanıyor ’ dediler. Daha ileri giderek ‘Bursa’nın yeraltı düzeniyle oynuyorlar’ dediler. ‘Siz burada sondaj yaparsanız, Bursa zaten birinci derece deprem kuşağındadır, bunlar oynar, Bursa’da deprem meydana gelir ’ dediler. Hani dünya ineğin başında inek kafasını sallayınca dünyada deprem oluyor gibi bir şeydi söyledikleri. Allah korusun biz sondaja başladığımızda deprem olsaydı depremin herhalde sebebi olarak bizi göreceklerdi. Dediler ki ‘burayla oynarsanız Bursa’nın suları kaçar’. Bizden önceki dönemde Dikkaldırım’da Polisevi’ne sıcak su sağlamak için Vali Orhan Taşanlar’ın öncülük ettiği bir sondaj yapılmıştı. Ama o kötü ve ilkel bir sondajdı. İnşaat hafriyatı gibi, temel kazar gibi bir sondajdı o yüzden bir talihsizlik yaşanmıştı. Ama bizim sondajımızın öyle olmayacağını daha modern ve bilimsel yöntemler kullanacağımızı, suyun kaçmayacağını, kaçsa bile açacağımız kuyudan borularla her yere su verilebileceğini, hatta dünyada da bu işin böyle olduğunu söyledik. Öyle ki yeni mavi bir boruyla yapılan bu taşımada suyun ısısı 10 kilometrede 1 derece düşüyor. Ama bunu da anlamak istemediler. Üniversite de bu konuda karşımıza dikildi.

O konuya da gelecektim. Üniversitenin tavrı neden karşı çıkma yönünde oldu? Üniversite, Kükürtlü Tesisleri’nin suyunun kaçmasından endişe ediyordu. Onlarla yaptığımız sözleşmede de MTA’nın verdiği bilgiler doğrultusunda su kaçma ihtimali olduğunu belirtmiştik. Burada belirteyim, biz Bursa’da bu işe başlamadan önce uluslararası bir termal sempozyumu yaptık. Yurt dışından ve yurt içinden üniversitelerden konunun uzmanı ve dernek yöneticisi akademisyenler geldi. MTA’dan uzmanların da olduğu birçok insanı burada buluşturduk. Bursa’nın bir termal kent olduğu konusunda tespitlerini dile getirdiler. MTA’nın çalışmaları sonucu elde ettiği veriler doğrultusunda çalışma yapılınca mutlaka sonuca ulaşılacaktır ancak bu çalışmalar sonucunda bazı sularda azalma olur. Bizim Kültürpark’taki çalışma yaptığımız yer kot olarak daha düşük, Uludağ Üniversitesi’nin Kükürtlü Tesisleri ise biraz daha yüksektedir . Su kaçabilir ama bizim sondaj kontrollü yapılacağından gerektiğinde hemen vana kapatılır. Sondajda saniyede 40 litre su bulduk. Üniversitenin tesislerinin suyu gerçekten azaldı hemen vanayı kapadık. Üniversitenin suyu tekrar hemen eski haline döndü. Ama insanlar bunu hiç anlamak istemediler.

Ama sizin planınızda zaten üniversitenin tesislerine de su vermek vardı.

Tabi ki vardı, bu sözleşmemizde belirtilmiştir. O sözleşmeler belediyededir. Buna rağmen biz bir basın toplantısıyla bunları halka anlatmak istedik, oraya sivil toplum örgütleri ile ‘istemezükçü’ bazı gruplar da geldiler. Bu gruplar daha sonra yaptıkları açıklamada Bursa’nın termal kaynaklarıyla oynamanın ciddi olumsuz sonuçlara yol açacağı, deprem riski, kültürel varlıklarla oynama gibi saçma sapan itirazlarda bulundular. Ben her zaman konuşulmasından yanaydım, onlar da konuşsunlar. Ama artık bu üzüm yemekten çok bağcıyı dövmeye dönüşen bir düelloydu adeta. Çünkü yalnız burada değil birçok yerde onlarla karşı karşıya geliyorduk. Tabi o günler daha özgür bir dünya vardı herkes istediklerini daha iyi konuşabiliyordu. Sonra sondaj çalışmasını yaptık ve sıcaklığı 90 derece, mineral içeriği zengin bir su bulduk. Burada özellikle altını çiziyorum; özel sektöre bir kuruş para vermeden MT A ile yaptık bunu. Çalışma yaklaşık 2-3 ay sürdü ve sadece 150 bin lira ödedik. Suyu o gün büyük bir coşkuyla açtık basın mensuplarını çağırdık. Elimi uzattım elim yandı 90 derecede. Her taraf buhar oldu, adeta petrol kadar değerli. Ama o petrol kadar değerli suyla biz yıllardır birilerinin manipülasyonundan korktuğumuz için uğraşmamışız. Burada yerel yöneticileri ve sivil toplum ör gütlerini suçlayabilirim. Yıllardır hiç kimse ‘ya biz bu suları niye kullanmak için çıkarmıyoruz’ dememiş. Ve su çıkınca dönemin valisiyle bizim hakkımızda tekrar propagandalar devam etti. Dediler ki ‘bunlar bazı çevrelere çıkar sağlayacak’. Artık buradan vurmaları gerekiyor. Benim de en hassas olduğum konu, ona çok dikkat ediyorum. Biz özel sektörle bir kuruşluk bir işbirliğine bile gitmeden tamamını devlet kurumlarıyla yaparak suyu bulduk. Fakat yine peşini bırakmadılar. Az önce anlattığım gruplar üniversiteyle birlikte Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açtılar . Mahkeme de hiç anlamadığım bir biçimde ‘kamu yararı yoktur ’ diyerek yürütmeyi durdurma kararı verdi. İnanılmaz bir şeydi bu, olacak iş değil. Bereket ki hükümet değişti de daha güçlü bir yönetim geldi bu sular çıkarıldı. Yoksa hala yürütmeyi durdurma kararı orada duracaktı, ben de o hakimleri ve sivil toplum örgütlerini vicdanlarıyla baş başa bırakacaktım. Olanlar Bursa’nın yüzkarasıdır. Kamu yararı yoktur diyorlardı, şimdi kamu yararı niye var?

Sizin projenizde sıcak suyun konutlarda kullanılması var mıydı?

Onun hesabını da yapmıştık. Sadece o kuyuyla 7 bin 500 konutu ısıtabilecektik. Yüzde 65 civarında daha ucuz maliyet sağlıyorsunuz. Ayrıca, doğal gaz kullanılmadığı için dışarıya döviz ödenmiyor, döviz kaybetmemiş oluyoruz.

Bir diğeri de hava kirliliği olmuyor. Doğalgaz yaksak bile bir emisyon çıkıyor. Çevre dostu olduğu için bunda o da yok. Daha temiz, nakliyesi daha kolay, sürdürülebilir. Gidiyor evleri dolaşıyor ve tekrar yer altına veriliyor. Isı 90 dereceden 40-50 derecelere düştüğünde de onu termalde kullanıyorsunuz, seralarda kullanmak mümkün. Çünkü su hiç ziyan olmuyor ve sağlık açısından da hiç zararı yok. Bir sürü kullanma şansı varken hala anlamadığım biçimde mahkeme ‘kamu yararı yoktur’ diye bu kuyuyu kapattırdı.

Proje 2003’te rafa kalktı ve Vali Şahabettin Harput dönemine kadar da dokunulmadı değil mi?

Maalesef dokunulmadı. Dönemin AK Parti, CHP ve MHP milletvekillerine bir kuyudan saniyede 60 litre su çıktığını, bunun sayısının artırılması halinde Bursa’nın yalnız Türkiye’nin değil Avrupa’nın da termal cenneti olacağını anlattım. Çünkü Afyon’da saniyede 50-60 litre suyla hala tesis yapılıyor . Bizim saniyede 300-400 litre su elde etme şansımız var ve bunları çok kolay çıkarabiliyoruz. Anıtlar Kurulu’ndan da gerekli izinler alınmış durumda. MTA’nın onayı var. Bir problem yok ama yıllardır bu sular durmuş. Ben bunu dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Hikmet Şahin’e ve milletvekillerine de anlattım ama onlar için adeta ‘cıss’ bir konuydu, kimse elini sürmedi. Elini süren yanar gibi düşünceleri vardı.

Onlar neden çekindiler, sizin düştüğünüz yargısal durumdan dolayı mı, yoksa başka nedenler mi vardı?

Yargıyla bir ilgisi yok, yar gıya tekrar müracaat edersiniz, itiraz edilebilir. Zaten yürütmeyi durdurma kararıydı, nitekim Vali de itiraz etti. Ama onlar itiraz etmediler. Mevcut suları elinde bulunduran iş dünyasının önemli insanları, bizim hakkımızda ‘işte bunlar şu nedenle uğraşıyorlar, buradan bir çıkar sağlayacaktır’ anlamında ilan veren gruplar da dahil onları karşılarına almak istemediler. Sonra Vali Bey Bursa’ya atandığında kendisini ziyaret ettim ve ona iki dosya verdim. Bir tanesi Bursa’nın termal kaynaklarıyla ilgili çalışmalarımızı anlatan dosyaydı. ‘Nasıl başladık, nereye geldik nerede durduk niçin bekliyoruz’. Bunları anlatan bir dosyaydı. Uzun bir görüşme yaptık. İkinci konu da Bursa’da kaçak yapılaşmanın tekrar başlamasına ilişkin dosyaydı. Bu konuda bir şeyler yaparsanız Bursa’ya çok önemli katkı vermiş olursunuz dedim. Sayın Harput beni dikkatle dinledi ve sonra da o termal çalışmaları başlattı. Önce yasal engelleri bertaraf ettiler, ondan sonra da kendi tarzıyla, ki bana göre doğru çalışmalardı. Yine kamuyu ve Ankara’daki siyasi güçleri de işin içine katarak bugünkü duruma geldi. Üzüldüğümüz taraf şu; termal konusunda 50 yıl kaybedilmişti ama bizim zamanımızda bir 10 yıl daha kaybedildi. Konutlarda doğalgaz kullanımı yaygınlaştığı için termal ısıtma konusunda belki geç kalındı. O konuda bilgi sahibi değilim ama turizm konusunda özellikle de sağlık turizmi konusunda önemli işler yapılacağını görüyorum.

Sizin çalışmalarınızda Bursa’nın yeraltı sıcak su termal potansiyelinin ne olduğu konusunda bir veri çıktı mı ortaya?

Benim hatırladığım kadarıyla saniyede 400-500 litre ve o zamanki Bursa’nın dörtte birini ısıtacak termal suydu. Şu anki jeotermal şirketinde böyle bir bilgi var. Teknoloji çok değişiyor yeni ekipmanlar çıkıyor onlar yeniden değerlendirilerek bugünkü verilerle daha ciddi sonuçlara ulaşılabilir.

Şu an gelinen aşamayı nasıl buluyorsunuz? Yapılan çalışmalar yeterli mi, ya da daha başka ne olması gerekir?

Aslında hiçbir çalışma yeterli değildir hep iyinin de iyisi vardır ama en azından artık geri dönülmeyecek bir yola girilmiştir artık Bursa’nın termal kaynaklarının varlığı ve kullanılabilir olduğu, bunun sürdürülebilir olacağı herkes tarafından görülmüştür. Bursa’nın altında termal kaynak olduğu artık tartışılmaz bir şeydir. Bunu kullanmanın en küçük bir olumsuzluğu yoktur tam tersine biraz önce saydığımız gibi çok çok büyük katkıları vardır. İddia ile söylüyorum; Bursa Avrupa’nın hatta dünyanın çok önemli bir termal merkezi olabilir . Bursa bu altyapıya, doğal kaynağa, anlayışa, üniversiteye ve ekonomik güce sahip bir kenttir. Bursa yeni ulaşım sistemiyle de Türkiye’nin adeta kalbi olacaktır. İstanbul’a 1, İzmir ’e 2, Ankara’ya 3 saat mesafededir. Avrupa’ya da aynı sistemle hızlı tren sayesinde bağlanacaktır. Ekonomi iyi gitmektedir, yatırımcıların ilgisi çok daha artmıştır. Bursa ve İstanbul çok konuşuluyor, dünyada tüm yatırımcıların dikkatini çekiyor. İlk İstanbul ikinci olarak da Bursa var . Bir uluslararası firmanın araştırmalarından çıkan sonuçtur bu. Avrupa ve Arap dünyası Bursa’yı izlemektedir. Termal de bu gelişme potansiyeline en çok katkı sağlayacak başka potansiyeldir.

Bugün başka bir güzel gelişme daha var . Su kaynakları bir yerde olmasına rağmen Bursa’nın birçok yerine ulaştırılmaktadır ve Bursa’da birçok otel buna göre projelendirilmiştir. Eski yatırımlar da dönüşümle gerek SPA’larında ve fitness merkezlerinde gerek otelin diğer odalarında termal su kullanma şansı yaratılmıştır. Bursa yeniden Türkiye’nin gözde bir merkezi olma yolunda ilerlemektedir ve devlet bundan para kazanmaktadır. Sadece oteller değil Bursa’da sağlık turizmi konusunda da önemli çalışmalar başlamıştır. Bazı hastaneler mevcut halleriyle termal suyu alırken yeni kurulanlar da termale göre projelendirerek fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezleri yapmışlardır.

Bursa’da termal otel olarak bildiğimiz otellerde bile maalesef bu iş çok sağlıklı yapılmıyordu. Bunu şimdi artık söyleyebilirim, bazı çekincelerim vardı; o merkezlere de zarar vermek istememiştik. O günkü çalışmalarımızda gördük ki kaplıca işi hijyenik koşullarda yapılmıyordu. Bunu 5 yıldızlı otellerde tam olarak yapmıyordu. Şimdi artık yeni sistemde tertemiz bir su var dışarıdan taşımaya gerek yok. Bazı oteller tankerle su getirerek yapıyorlardı, bazıları soğuyan suları ısıtıyorlardı. Bir de en kritik olan; bazı oteller hatta Üniversite’nin Kükürtlü Tesisleri dahil yer altı sularının karıştığı bir termal suyu fizik tedavide kullanıyorlardı. Bu suların hepsinde bazı problemler çıktı yüzeye yakın olduğu için. O sular kanalizasyon ve yağmur sularıyla karıştığı için maalesef kötü koşullardaydılar. O dönemde bizim çıkardığımız ve şimdi çıkarılan su yüzlerce metre aşağıdan geldiği için böyle bir durum yok tabi.

Geç de olsa sizin başlattığınız proje hayata geçmiş oldu.

Evet hayata geçti. Benim projem olması önemli değil, önemli olan bir şey yapılsın. Ben bundan tabiî ki mutluluk duyarım. Düşündüğümüz tam oldu ve Sayın Vali de bu konuda özel gayret sarf ediyor. Uluslararası yatırımcılar sadece Arap yatırımcılar değil, Finlandiya’dan yaşlılarla ilgili bir yaşam merkezi yapmak isteyen yatırımcı gruplar geldi. İşte Dağyenice yine Vali Bey’in gayretleriyle hayata geçirilmeye çalışılıyor.

Bursa’nın çok önemli avantajları var gerek Türkiye’deki gerek Avrupa’daki rakiplerine göre. Afyon’da sadece termal var, Bursa’da sadece termal yok. İnsanlar Afyon’a başka ne niçin giderler bilemiyorum ama Bursa’ya niçin gelir insanlar, Bursa aynı zamanda bir tarih bir kültür kentidir. Hatta Aktopraklık kazılarını düşündüğümüzde 7500 yıl gerisine gidiyoruz ve dünyanın en önemli imparatorluğunun kurulduğu bir kenttir, ilk başkentliğini yapan kenttir Bursa. Sanayi kentidir, tarım kentidir, dağı vardır, ovası vardır, denizi vardır. Bunlar çok önemli özelliklerdir. Büyük kentlere çok yakın olması, işte böyle bir kentin termal tesise sahip olması çok önemlidir . Gelen turist dağı düşünürken termali de düşünür. Kongre alma yarışına, olimpiyat alma yarışına girerse termal hemen öne çıkar. Bu cebinde önemli bir değerdir . Bunun için termal kent olmak Bursa’ya daha fazla yakışır. Uludağ’ı da kullanma şansımız vardır. Uludağ’da gün boyu kayak yapan insanların akşama dönüp de termali kullanma şansları vardır. Hatta termali yukarıdaki otellere bile ulaştırma şansı var.

 

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir