Bursa’nın, Mutlu Sonla Biten Unesco Yolculuğu


Bursa, tarihin her döneminde dünyanın
aktör kentlerinden biri olmuş bir medeniyet kenti. Biz bunu genellikle kendi medeniyeti- mizin
başladığı, medeniyetimizin doğumuna evsahipliği yaptığı, medeniyetimize yön ver- diği, çizgilerini
belirlediği için söylüyoruz kuş- kusuz. Bu doğru olmakla birlikte, bu kentin, bizden önceki
dönemleri de çok ciddi tarihsel önem içeriyor. Bilebildiğimiz ilk toplu yaşam örnekleri 8500 yıl
öncesine ait. Doğu’dan, muhtemelen güneydoğudan Batı’ya doğru göç eden avcı ve tarıma, yerleşim
düzene geçme aşamasındaki topluluklar, Anadolu’da son olarak Bursa yakınlarındaki Akçalar’da
mekan tuttular, yerleşim alanı oluşturdular.
Bu bölgede kaç yıl kaldıklarını bilmiyoruz ama buradan, önce Kuzey Avrupa’ya, sonra da Avrupa
içlerine tarımı taşıdıkları, Anadolu’nun çeşitli tarım ürünlerini ve evcil hayvanlarını
götürdükleri bugün tarihçilerin ortak kanaati. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden tarihçilerin ve
televizyoncuların bu topraklara gelerek çiftçi atalarının izlerini sürmelerinin başka da bir anlamı
yok. Sadece bu bile insanlık tarihine Bursa’nın sunduğu önemli bilgileri gösterme- ye yeter. Ancak
zaman içinde bu şehir hem çok farklı medeniyetlere evsahipliği yaptı hem de iklimi ve mümbit
toprakları nedeniyle ‘yeryüzü cenneti’ olarak ün saldı.
Gurebahane i Laklakan’ın kapısındaki kitabe- de yer alan şiir bu durumu şöyle özetliyor;
Hazreti Adem Eğer Haki Serendibe Bedel Bursa’ya inse idi çıktığı dem cennetten, Der idi; Böyle
çemenzarı Hüdayi Var İken Acırım Bağı cinanda geçen evkatıma ben
Yani mealen şunu diyor; Hz. Adem Cennetten çıktığı zaman Serendip(Hz. Adem’in indirildi- ğine
inanılan yer) toprağına bedel Bursa’ya inseydi şöyle derdi: Allah’ın böyle bir çimen bahçesi varken
Cennette geçen vakitlerime acırım.

Bugün ne Gurebahane i Laklakan yerinde duruyor ne de kapısındaki kitabe. Ama Bursa’nın güzelliği, yüzündeki derin çizgilere rağmen kendini hissettirebiliyor.

Şehrin bize ait kısmı, yani Osmanlı’nın kurul- duğu ve devlet düzenine geçtiği tarihten son- raki
serüveni de birbirinden önemli kırılmalar ve dönüşümleri barındırıyor.
Böylesine önemli bir kentin son sahipleri, ne yazık ki uzun yıllar, kentin medeniyet biriki- mine
birşeyler katma telaşıyla değil, mevcut birikimi bozmakla meşgul oldular. Aslında gaye bu birikimi
bozma değildi kuşkusuz ama dönemin hayat-memat mücadelesinde ilk feda edilen o birikim ve
medeniyetten arta kalanlardı. Bursa’da 1950 sonrası tam bir kıyım yaşandı tarihi miras için. Bu
duruma dışarıdan gelen zorunlu göçlerin yanı sıra, kentteki istihdama dayalı sanayi kuruluşla-
rının artmış olması nedeniyle iç göçler etkili oldu. Daha iyi koşullarda yaşamak, daha iyi eğitim
ve daha iyi gelecek planlarıyla Bursa’yı yurt edinenler, ne yazık ki şehrin yüzyıllar içinde
oluşturduğu siluetine derin çizgiler çekti. Bir yanda tarım toprakları diğer yanda tarihi eserler
birer birer ‘modern kent’e kur- ban edildi. Ta ki 1970’li yılların sonuna kadar. Türkiye’de tarihi
mirasın korunması gerektiği fikrinin ilk temellenmeye başladığı yerlerden biridir Bursa. Kuşkusuz
bu fikrin çok değerli kahramanları var ve o kahramanlar bu süreci hızlandırdılar. 1985 yılında bir
grup mimar ve tarihçi, kentlilik bilinci ve tarihi mirasın ihya- sını içeren programlar başlattı,
2000 yılında kurulan Tarihi Kentler Birliği(TKB) ise bu olum- lu gidişe kurumsal bir nitelik
kazandırdı, hem Bursa için hem de Türkiye için. Günümüzde kuşkusuz çok iyi durumdayız. Bu ‘iyi’nin
altın- da çok değerli kent yöneticileri var; TKB’nin kurulmasına önayak olan Erdoğan Bilenser gibi,
başta Irgandı Köprüsü olmak üzere pek çok tarihi yapının restorasyonuna başlayan Hilmi Şensoy gibi,
bugün tarihi mirasın ihyası noktasında aşılamayacak bir noktaya gelen Recep Altepe gibi. Kuşkusuz
başka başkanlar ve bürokratlar da bu sürece önemli katkılar sağladılar.
Kentin geleceğinin tarihinde olduğu bilin- ciyle hareket eden kent yöneticilerinin son dönemde
yaptığı en önemli atılımlardan biri de UNESCO Dünya Miras Listesi başvuru-
suydu. 2000 yılında “Bursa ve Cumalıkızık Köyü Erken Osmanlı Dönemi Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri” adıyla başvuru yapıldı ve bu baş- vuru
kısa süre içinde Bursa’nın Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmasını sağladı. Başvuru için gerekli
altyapıyı hazırlayanlar ne yazık ki sonrasında aynı hızda hareket edemediler ve Bursa yaklaşık 9 yıl geçici listedeki yerini korudu.
2009 yılında dönemin Büyükşehir Belediyesi yönetimi konuyu raftan indirdi ve çok daha kararlı bir
şekilde hazırlığa başladı. Önce profesyonel profesyonel bakış açısıyla işin kurumsal altyapısı
oluşturuldu; Alan Baş- kanlığı kuruldu. Başına da bu şehirde onlarca yıl tarihi miras üzerine
çalışmalar yapmış olan Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu getirildi. Prof. Dr. Dostoğlu başkanlığındaki
Alan Başkanlığı, ilk başvurulan dosya ile kent merkezideki tarih- sel değerleri içeren mekanlara
ilişkin dosyaları birleştirdi. Cumalıkızık, Hanlar Bölgesi ve Çarşılar ile Sultan Külliyelerinden
oluşan yeni dosya, “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmpa- ratorluğu’nun Doğuşu” şeklinde düzenlenerek
yeniden sunuldu.
Bir kentin ya da bir tarihsel veya doğal meka- nın UNESCO Dünya Miras Listesine girme- sinde iki
önemli etken var. Birincisi o yerin gerçekten listeye girmeye değer olması, bunu hak etmesi, diğeri
de çok iyi bir teknik altyapı oluşturulması ve sürecin iyi yönetilmesi.
Bursa listeye girmeyi çoktan hak etmiş olma- sına karşın, asıl belirleyici olan 2011 yılında
kurulan Alan Başkanlığı’nın bu süreci çok iyi
yönetmesi oldu. Koordinasyon toplantıları,
bilgilendirme toplantıları, çalıştaylar, arama toplantıları, eşgüdüm toplantıları ve benzeri
yüzlerce toplantı. Hem Kültür Bakanlığı ile hem de UNESCO Türkiye Milli Komisyonu ile yapılan
ortak çalışmalar Bursa’nın elini güçlendirdi ve Bursa, Türkiye’nin 2014 yılı
için UNESCO Dünya Miras Listesi resmi adayı oldu. Bilindiği gibi 2013 yılından itibaren ülkelerin
UNESCO’ya başvurusu sınırlandırıl- dı ve daha önce sınırsız başvuru yapılabilir iken artık biri
Doğal Miras alanında, diğeri de Tarihsel Miras alanında olmak üzere sadece iki başvuru hakkı
tanınmıştı. Türkiye bu iki başvuru hakkından Doğal Miras kategorisi için Bergama’yı tercih ederken,
Tarihi Miras kategorisi için Bursa’yı resmi aday yaptı.
Resmi adaylık sürecinden sonra da Alan Baş- kanlığı’nın çabaları takdire değerdir. Çok iyi dosyalar
hazırlandı, çok iyi sunumlar yapıldı ve en önemlisi 2013 yılında Bursa’ya bir anlamda denetim için
gelen ICOMOS heyeti ile çok başarılı görüşmeler yapıldı.
Bütün bu çabaların nihayetlenmesi, 15-25 Haziran 2014 tarihleri arasında Katar’ın Başkenti Doha’da
gerçekleştirilen 38. Dünya Miras Komitesi toplantısında oldu. Türkiye’nin UNESCO Daimi
Temsilciliği, Kültür Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu,
Dışişleri Bakanlığı, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bergama Beledi- yesi yetkililerinin hazır
bulunduğu 22 Hazi- ran tarihli toplantıda, yaklaşık 1400 kişinin bulunduğu salonda Bursa’nın üyeliği, komite

üyelerinin büyük çoğunluğunun olumlu görüşü ile, oylamaya bile gerek görülmeksizin alkışlar
arasında kabul edildi. Bursa artık Dün- yanın Üstün Evrensel Değeri kabul edilmişti. Yaklaşık 14
yıl önce başlayan ve son yıllarda üzerinde önemle durulan UNESCO Dünya Mirası Listesi yolculuğu
başarıyla sonuçlan- dırılmıştı. Hem de 26 yer için 1600 civarında başvurunun arasından sıyrılarak,
Dünya Miras Listesi’ne girmek için UNESCO’nun aradığı
6 temel kriterden birine-ikisine değil 4’üne uygunluğunu belgeyerek.
Süreci başarıyla yürüten ve sonuçlandıran ekibin küçük bir eksiğini burada anmak iste- rim. Bursa
için hayati önemde bu toplantıya şehirden ne bir gazeteci-televizyoncu ne de belediyeden bir
kameraman veya fotoğrafçı götürülmüştü. Bursa ve Türkiye, Dünya Miras Listesine girdiğimiz anın
görüntülerini ancak katılımcıların cep telefonları ve amatör kame- ralarla çektiği görüntülerden
izleyebildi.
Bursa’nın UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındığı haberini 22 Haziran Pazar günü akşam saatlerinde,
Bursa’nın ‘Doğal Miras’ kategorisinden UNESCO listesine girmeyi hak eden bir başka değeri olan
Karacabey Longozu’nda belgesel çekimi için ön incele-
me yaparken aldım. Arayan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe idi. Alan Baş- kanı Prof.
Dr. Neslihan Dostoğlu’ndan almıştı haberi. Seslerdeki sevinç tonu bugün bile ak- lımda. Bu arada,
Longoz demişken, Bursa’nın ve hatta Türkiye’nin çok iyi bilmediği bu yeryüzü ceennetinin yakın
zamanda UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aday gösterilmesi ve girmesi için hiçbir eksiği olmadığını
söyleme- liyim. Bursa’nın 998. sıradan girdiği UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aynı gün ve toplantıda
1000. sırasından Okavango Deltası’nın(- Bostwana) girdiğini hatırlatırsam konu biraz daha iyi
anlaşılır sanıyorum.

Şimdi Ne Olacak?
Temel soru bu, şimdi ne olacak?
Önce UNESCO listesine girmenin ne anlam- lara geleceği üzerinde düşünmek gerek. Her- şeyden önce,
tarihi miras dünyanın koruması altına giriyor. Bu tabii ki ‘dünya bu mirası koruyor’ anlamına
gelmiyor, korumadığını son 10 yıldır Ortadoğu’da yaşanan savaşlarda kaybedilen –bir kısmı Osmanlı
eseri- onlarca Dünya Mirası eserden anlıyoruz. Eserlerimiz,
mekanlarımız, şehrimiz artık dünyanın gözü önünde, bu anlamda bir korumadan sözet- mek daha doğru
olur. Diğer yandan, Dünya Miras Listesi’ne giren bir alan veya şehir, dünya üzerinde kurulu tarih
ve turizm ağının bir parçası oluyor. Uzun Çarşı’da konfeksiyon üzerine iş yapan bir esnaf 22
Haziran’a kadar çarşının veya Bursa’nın herhangi bir esnafı iken, bu tarihten sonra artık dünya
çarşısı- nın bir esnafı oldu. Dünya üzerindeki turizm hareketliliği ile UNESCO Dünya Miras Listesi
arasında her zaman doğrusal bir ilişki yok.
Bazen listeye paralel bir hareketlilik gözlenir- ken, bazen bunun tersi gözlenebiliyor. Ama genel
kanaat, daha önce bu listeye giren şehirlerin veya bölgelerin durumu, Bursa’da yoğun bir hazırlığa
girilmesi gerektiğinin habercisi gibi. Birkaç küçük rakam konunun ciddiyetini daha iyi anlatabilir:
Çin’in Juizhai- ghou bölgesinin günlük turist sayısı 500 iken 11 bin oldu. Giriş ücreti de 50
cent’ten 46 dolara yükseldi. Hırvatistan’ın Plivitçe Gölleri bölgesine giriş ücretsizdi ve günde
birkaç yüz insan geliyordu. Listeye girdikten sonra turist sayısı günlük 6 bin kişiye, giriş ücreti
de önce 8 euro’ya yükseltildi. 2013 yılında günlük 9 bin kişi ziyaretçiye ulaşınca giriş ücretini
18 euro’ya yükselttiler. Venezuella’nın Canaima Milli parkı 3 yılda 5 kat, İran’ın Tebriz yakınla-
rındaki Ermeni kiliseleri bir yılda 4 kat, İspan- ya’nın Pirene ağlarındaki Taş Kiliseleri’nde 3
kat turist artışı görüldü. Filipinler’in Palawan Milli Parkı’na günde 22 uçak seferi düzenleni-
yor. Günde sadece 900 kişiye izin veriliyor, 45 dolar ödeyerek aylar öncesinden rezervasyon
yaptırmak gerekiyor. Çin’in Taş Ormanları’nda tüm düzen değişti, herşey günlük 7 bin 500 turiste
göre ayarlanıyor.
Bursa’da da aslında yoğun bir hazırlık gözleniyor. Büyükşehir Belediyesi UNESCO Bu- luşmaları adı altında, listeye giren bölgelerin esnaf ve
sakinleriyle bilinçlendirme toplan- tıları yapıyor. Konunun uzmanları çağrılarak neler
yapılabileceği araştırılıyor. Bir yandan kentin her noktasına UNESCO Dünya Miras Listesi ve UNESCO
logoları yerleştirilerek kent sakinlerinin ve ziyaretçilerinin yeni durumu içselleştirmesi
sağlanırken diğer taraftan altyapının iyileştirilmesi, yeni hediyelik ürünler tasarlanması gibi
konularda beyin fırtınası yapılıyor. Bursa, konunun fazlasıyla bilincinde. Sivil toplum örgütleri,
belediyeler ve diğer kamu kurumları her türlü yatırımı yapıyor. Es- nafın da, gerek ürün
yelpazesini planlamak ve gerekse çalışma mekanları konusunda ciddi değişikliklere gitmesi gerek.
Valiliğin, Beledi- yenin ve Kent Konseyi’nin yıllardır dillendir- diği çarşıların geceleri daha geç
kapatılması konusunun sonuçlanması gerek. En önemli düzenlemelerden biri de, çarşıların yaya trafi-
ğine açılması, araç yoğunluğunun kaldırılması için esnafın mal indirme-bindirme saatlerini yeniden
belirlemek gerek. Sadece metropol kentlerde değil, Anadolu’nun pek çok tarihi kentinde uygulanan,
belirli saatlerde araç giriş-çıkışı uygulamasının Bursa çarşıların-
da mutlaka uygulanması, şimdi olduğu gibi 11.00-12.00 aralığında bile çarşıya araç giri- şinin
engellenmesi gerek. Toptan mal alıcıları ve satıcılarının bu duruma çabucak adapte olması ve
çarşıyı yayalara bırakması lazım.
Bir tarih kenti olarak geleceğini tarih turiz- minde arayan Bursa için UNESCO Dünya Miras Listesi
adaylığı çok iyi değerlendirilmesi gereken bir kapıdır. Değerlerimizin dünya ile entegrasyonu, bu
kapıyı sonuna kadar aralamakla mümkün olabilecektir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>