100. Yılında; KUT ZAFERİ


Necmettin ÖZÇELİK

Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yılında tüm dünyada büyük savaş
yeniden hatırlanmakta ve savaşın birçok cephesiyle ilgili araştırmalar
ortaya çıkmaktadır. Osmanlı ordusu hem Anadolu topraklarında
Çanakkale ve Sarıkamış-Kafkas cephesinde, hem Osmanlı
topraklarında Irak, Suriye, Sina, Filistin, Hicaz, Yemen, Kanal, İran
hem de ne Anadolu toprağı ne de Osmanlı toprağı olan Romanya,
Makedonya ve Galiçya cephesinde savaşmıştır.
Bütün bu cephelerde savaşan Osmanlı ordusu
başta Çanakkale’de, daha sonrada Kut’ta olmak
üzere iki büyük zafer kazanmıştır.

Bu galibiyetin önemli olmasının bir nedeni de köklü askeri geleneğe sahip olan İngiliz ordusunun
tarihinde görülmedik biçimde bir kitlesel teslim oluşu gerçeğidir. Diğer gerçek ise İngilizlerin
karşısında, kendilerinden
daha eski bir askeri geleneğe sahip olan ve değerini takdir edemedikleri Türk ordusunun
bulunmasıydı.
1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu
2.850.000 asker ile savaşa katılmış, bunun yaklaşık 350.000’i şehit olmuş, 400.000 civarı
yaralanmış, 250.000 civarında esir ve zayiat olarak sayılmıştır.
Kut Ül Amara zaferi 1952 yılına kadar bir bayram olarak kutlanmaktaydı. Ancak daha sonra
anlaşılmayan ve açıklanmayan neden- lerle ve özellikle NATO topluluğuna girildikten sonra bu
kutlamalara son verilmiş ve Kut zaferi unutulmuştur.
Bölgenin Osmanlı idaresine girmesi Kanu-
ni Sultan Süleyman’ın Bağdat seferinde
gerçekleşmişti, daha sonra 1623’te İran Şahı
1. Abbas Bağdat ve civarını eline geçirdiyse de 15 yıl kadar süre sonra 1638’te tekrar
IV. Murat tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. 19. yüzyıl sonunda Kut’un nüfusu Gureybe,
Bedre, Cizan ve Zurbatiye nahiyeleri ile beraber 30.000 civarında idi. 20. yüzyıl başlarında Kut
kasabası 7.000 nüfuslu idi. Bağdat 1911 salnamesine göre yörede 1500 ev, 150 dükkan ve 10 han’ın
kütüklere kayıtlı olduğu görülüyor. Kut, Kut El Amara, Kutül Amara, Kutü’l Amare, El Kut, Medine
Tülküt şeklinde de anılmaktadır. Dicle nehri kıyısında bulunan Kut, Vasit iline bağlıdır. Basra’nın
350 kilometre kuzeyi ve Bağdat’ın 170 kilo- metre güneyinde yer alır. Kut, yaşam gücü demektir,
ayrıca Hint dilinde de kale anlamına gelir.
Dicle-Fırat nehirleri birbirine Bağdat yakınla- rında 25 kilometre yaklaşır. Bu nehirler Basra
Körfezi’ne 180 kilometre kala birleşerek tek kol halinde Şattülarap adıyla körfeze akar.
Kasım 1914 yılında İngilizler Basra Körfezi’n- den başlayarak Irak’a müdahale ederek Bağ- dat’ın
yani Irak’ın ele geçirilmesini planladılar. Bunu başarırlarsa aşağıdaki gelişmeler İngiliz
menfaatlerine uygun olacaktı:
a. Arap Yarımadası’ndaki Arap emirlikleri üzerinde kurulan İngiliz etkisi kuvvetle- necek.
b. Irak’taki Arap kabileleri Osmanlı Devleti aleyhine ayaklandırılacak, bölgedeki birliklerin
lojistik tesislerine ve ikmal üstlerine saldırılar düzenlenecek,
c. Osmanlı Devleti ile müttefiklerin Irak ve İran petrollerinden faydalanmalarına engel olunacak,
d. İran üzerinden gelecek Rus Kafkas Orduu ile birleşerek, Osmanlıların Irak-Suriye

Kut Karargahında Osmanlı subayları ve Kafkas cephelerinin gerilerine düşü- lecek, böylece Türk Ordusu’nun imhası sağlanacak,

e. Alman denizaltılarının, Basra Körfezi’nde üslenip Hint Denizi’ni kontrol etmelerinin önüne
geçilecek,
f. İngilizlerin Güney Irak’a egemen olma- sıyla, Kuzey Irak ile Doğu Anadolu’daki Kürt, Nasturi,
Süryani ve Ermenilerin ayaklanmaları sağlanacak.
g. Osmanlı padişahı tarafından ilan edilen Kutsal Cihat etkisiyle Arabistan, İran, Afganistan ve
özellikle Hindistan’da-
ki Müslümanların harekete geçmeleri önlecek,
h. Türk Ordusunun Irak ve İran cephelerin- den Hindistan’a ulaşma, Hindistan’daki Müslüman halkı
ayaklandırma düşünce ve tehlikesi bertaraf edilecek,
yaralandı. Bu çatışmada Osmancık Tabur
Komutanı Yüzbaşı Cemil ve Doktor Sefer Beyler de şehit düştüler. Abadan’daki İngiliz kontrolündeki
petrol kuyularını ateşe verdi. Uceymi Sadun Paşa komutasında 30.000-
40.000 kişilik Araplardan oluşan bir birlik oluşturuldu.
15 Nisan 1915 tarihinde ger- çekleşen Şuayyibe savaşında ise Türk birlikleri ağır bir yenilgiye
uğradı. Osmancık taburunun büyük çoğun- luğu İngilizler tarafından tutsak alındı. Yarası henüz
iyileşmemiş ve çatışmayı yatırıldığı sedyeden izleyen Yarbay Süleyman Askeri Bey, yenilgiyi
kabullenemeyerek, tabancasıyla yaşamına son verdi.1884 Prizren doğumlu bu kahraman subay 14 Nisan
Amare savaşını kazanan General Townshend
komutasındaki İngilizler -burada 5 bin 300 şehit verdik- Türk birliklerinin çekildiği Selma- nıpak
mevzilerine kuşatıcı biçimde taaruz etti. Townshend’in bilemediği gerçek, bu aşamada doğu ve
Suriye-Filistin cephelerinden Irak’ı
takviye için gelen güçlü Türk
birliklerinin varlığıydı. Sel- manıpak Muharebesi’nin ilk günü 22 Kasım 1915 General Townshend
hatıra defterine şöyle yazdı; “Avrupa’da hiç- bir asker yoktur ki savun- mada Türklerle mukayese
edilebilsin. Talihsizliğimin cezasını çekiyorum.”
Ayrıca Nurettin Paşa Bağ- dat’ın kuzeyindeki Selma- nıpak mevzilerine savunma hattı yapar. Güneyden
kuzeye birlik kaydırarak kuşatmayı engeller. Bu takviyeli birlikler ve 51. Tümen İngiliz Tümeni’ni Kut’a püskürtmeyi

1915 döneminde görev yapmış. 1862-1932
yılları arası yaşamış ve Samsun Mebus’luğun- da bulunmuştur. Savaşçı karakterine uygun olarak hızla
harekete geçen Süleyman Askeri Bey, 20 Ocak’ta Birinci Rota Muharebesinde

den sonra, iki taraf içinde sonuca ulaşılama-
yan bir dizi kanlı muharebe yaşandı. Türkler Basra’yı geri almak İngilizler de Bağdat’a ulaşmak
amacındaydılar. İki tarafta kuvvetle- rini takviye ediyordu. 28 Eylülde Birinci Kut-ul

başardı. 6.200’e yakın şehit verildi.
51. Türk Tümenini yaptığı karşı saldırı ile yenilen İngiliz birlikleri 150 kilometre geride bulunan
Kut-ul Amare kasaba ve mevzilerine
6 | Ocak 2016 | Sayı 16
çekilmek zorunda kaldı. 3 Aralık 1915 günü
İngilizler Kut’a girdi. Daha güneye çekilmek için vakti ve şansı varken, genel karagah- tan
takviye geleceğini umarak burada kalıp savunma hazırlıklarına girişti. Kuttülamma- re’de İngiliz
ordusunun mevcudu yardımcı sınıflar da dahil 13-14 bin civarındaydı. Bu arada İngilizler kuşatmayı
yarma savaşlarına
devam ettiler ve iki tarafta ağır kayıplar verdi. 9 Ocak’ta Şeyh Said, 13 Ocak’ta Vadiikelal, 21
Ocak’ta 1. Felakiye ve 9
Mart’ta Sabis muharebeleri gerçekleşti. 9 Mart 1916 Sabis
savaşında Kerha grup komuta- nı Dağistanlı Muhammed Fazıl Paşa (Kafkas savaşçı İmam Şa- mil’in
kayın biraderi) birliğinin başında hücum ederken topçu ateşi ile vurularak kahramanca öldü. Ocak
ayının başlarında
6. Osmanlı Ordusu kuruldu. Bu ordu 18. ve 13. Kolordu ile 52., 51., 45., 35., 6. ve 2.
Tümen’lerden oluşuyordu. Türk kuvvetlerine saldıran İngiliz

takdirinize bırakıyorum. Goltz Paşa’nın bana ilettiği teklifi kabul etmemenin sebebi şahsi değil,
milli olduğunu arz ederim.”
Albay Nurettin
Nurettin Paşa komutasındaki Türk birlikleri ileri yürüyüşlerini sürdürerek 15 Aralık 1915 tarihinde
Kut kuşatmasını başlattılar. Ku- şatma ve sonunda gelen zafer, Türk ordusu için Birinci Dünya
Savaşı’nda Çanakkale’den sonra gelen en büyük başarıdır. 4,5 ay kanlı
çatışmalar yaşandı. İngiliz askeri tarihinde bir ilk yaşanmıştı. 5 General, 476 Subay (bunların
204’ü Hintli subay) ve 9580 er (bunların da 6 bin 988’i Hintli idi). Silahsız olarak da 3 bin 248
kişi idi. 345 ağırkanlı ki çoğu da Hintli idi, Türk esirlerine karşı serbest bırakıldılar. Ayrıca
1306 hasta İngiliz ve 694
hasta bakıcı serbest bırakıl- dı. Kut’taki İngiliz kayıpları ölenler ve esir alınanlarla

Kut zaferi öncesinde ve muhasara sırasında
yaşanıp, resmi tarih sayfalarına geçmemiş olan bu destanı paylaşmak istiyorum.
Kut ele geçirildikten sonra Ordu Komutanı ordusuna bir emir yayınlamıştı. Tarihimizde müstesna bir
yeri olan bu emir Türk komu- tanlarının kendilerine ve askerlerine olan özgüvenlerinin tipik bir
örneğidir.
“Orduma;

Arslanlar, bugün Türklere şerefli şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşem- mes
semasında Şühedamızın ruhları Şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek
cümlenizi tebrik ediyorum. Bize iki yüz seneden beri tarihimizden okun- mayan bir vakayı
kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allahım azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik
İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden
cihan harbi böyle parlak bir vaka daha gösterme- miştir. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse

birlikleriyle 5 Nisan ile 9 Nisan arasında 2. ve 3. Felakiye Mu- harebeleri yapıldı. 17-19 Nisan
Süleyman Askeri Bey birlikte 40.000’e ulaşmıştı.
Kut civarındaki muhare- belerde Türklerin kayıpları
Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 359 subay ve onbin neferi şehit vermiştir. Fakat buna
mukabil bugün Kut’ta 5 general,
tarihlerinde Beytiisa’yı Kurmay Albay Ali İhsan
Bey komutasındaki 13. Kolordu kahramanca savundu. Karşı taaruza kalkıp İngilizlere ağır kayıplar
verdirdi. Bu arada 10 Ocak 1916 günü Nurettin Paşa görevden alınmış yerine Halil Kut atanmıştır.
Nurettin Paşa 20 Nisan 1915- 10 Ocak 1916 tarihleri arasında Irak havalisi komutanlığını yaptı.
1873 Bursa doğumlu Paşa 1932 yılında 59 yaşında vefat etti.
Nurettin Paşa görevden ayrılırken Enver Paşa’ya yazmış olduğu mektupta bölgeden detaylı
bahsetmektedir;
Enver Paşa Hazretlerine,

“Buraya morali çökmüş, ümidini yitirmiş bir birliği karşımda bularak geldim. Aşiretlere bü- yük
paralar harcamış ve büyük ümitler bağ- lanmıştı. Oysa onlar her fırsatta Türk ordusu- nu
soyuyorlardı. Irak’ta 20.000’den çok asker kaçağı vardı. Düşmanla açık veya gizli işbirliği yapan
asi ruhlu bir halk kitlesi vardı… Bunlara karşılık yirmi beş yıldır her türlü araç ve gereç- le
donatılmış Irak içlerine kadar sızmış mağrur düşman vardı. İşte her şeyi elinden alınmış, Araplar
tarafından soyulmuş, milli duygularını dahi kaybetmiş subaylardan ve askerlerden kurduğum
teşkilatla altı aydır mücadele ediyo- rum. Selmanpak’a çekilme tabiidir, bunu sizin
da yüksekti; 300 Subay ve 10.000 er şehit
düşmüştü.
Evet, Kut zaferinin tarihi süreci böyle gerçek- leşmişti. Ancak bu zafer kolay kazanılmadı,
muhasara öncesi muharebelerde yaşananlar unutulmaması gereken bir destandır. Sizlere
481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz
kuvvetleri de 30.000 zaiyat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere
düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata
uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz.

Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekamül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında
muvaffakiyeti atiyemizin parlak başlangıcıdır. Bugüne Kut bayramı namını veriyorum. Ordumun her
ferdi her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize yasinler, tebarekeler, fatihalar okusunlar.
Şühedamız hayatı ulyatta, semavatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki
zaferlerimizle nigehban olsunlar.” Mirliva Halil 6. Ordu
Kumandanı 29 Nisan 1916
İngilizler’in 26 Kasım 1915’te Selmanpakta yenilip Kut’a çekilmelerinden sonra, 7 Ara- lık’ta Kut
ül Amare muhasara muharebeleri başlıyordu. Türk ve İngiliz orduları Delaba- ha’da, Sabis’te, Beyt-i
İsa’da, 3 defa Hadiri Kalesi önlerinde, 4 defa da Felahiye’de karşı karşıya geldiler. Delahaba
muharebesinin zor- lu koşullarını savaşa üsteğmen olarak katılan General Muzaffer Tuğsavul
anlatmıştır;

“Bizim tarafta topçular koşulu. Takip için emre amade, düşmanın çekilmesini beklerken, Towshend
tekmil topçusunu mevziye sokmuş, fecirle beraber cehennemi bir ateşle karşı- sındaki insan, hayvan
ve malzeme yığınlarını bombardımana başlamıştı. Bu bombardıman- dan en çok etkilenen ve en ziyade
zayiata maruz kalan topçularımızdı. Ateş bizi o kadar gafil avlamıştı ki, koşum çıkarmaya, top
indir- meye vakit kalmadan bataryalar hayvanlarını yarı yarıya kaybetmişlerdi. Zayiat hakkında
bir fikir verebilmek için bizzat bulunduğum bataryanın 12 parçaya mukabil, ancak 2 top koşabilecek
elim vaziyete düştüğünü söyle- mek isterim. Bazı bataryalar buna bile muk- tedir değillerdi.
Yanımızda bulunan bir cebel bataryasının hayvanatı kamilen mahvolmuştu.
İki üç tümenlik bir kitle birkaç saat içinde çil yavrusu gibi dağılmış, muzaffer bir ordu
gaflet ve tedbirsizliğin cezası olarak büyük bir hezimete uğramıştı. Büyük bir şans eseri ola- rak
51. Tümenin bu ateş sağanağı haricinde kalarak maddi ve manevi kuvvetini muhafaza etmesine
medyunuz. Bu vaziyette ordunun sevk ve idaresi tamamen ortada kalmıştı. 51. Tümen bulunduğu
vaziyetten istifade ederek düşmanın yanına taaruz etti. Diğer taraftan
44. Alay bir seri cebel topuyla nehir boyunda ilerleyerek, düşman gambotunu zapt etti.” Hıdıri
kalesi muharebesi Albay Bekir Sami Bey’in askerlik bilgisi ve kahramanca tutumu-
nun eseridir. Savaşa girerken bu azimli subay, komutanı Nurettin Bey’e: “Birliğim muzaffer
olacaktır. Yenilirsek zaten tümenimle birlikte ben de yok olacağım ama hıdıri kalesi düşe- cektir.”
tekmilini veriyordu. Bekir Sami Bey, Birinci Felahiye savşı sırasında da başından yaralanmasına karşın cepheyi terk etmeye- rek, büyük
bir cesaret ve irade gücüyle başın- daki kanlı sargılarla askerlerini yönetmişti. 2. Felahiye
muharebesinde yaşanan gerçek bir kahramanlık öyküsünün Yüzbaşı Selahattin Yurtoğlu dile
getiriyordu;

“Fındıklı’lı Muzaffer adında 1890 doğumlu bir
piyade üsteğmeni vardı. Bu çocuk uzun boylu, mavi gözlü ve cidden şahane yapılışta idi. Çok
kahraman çok mütevazi ve çok kibar bir ar- kadaştı. İstanbul’dan hareket ettiği zaman 9. Alay
Emirsubayı idi. Muzaffer cepheye hareket tarihinde bir hafta önce evlenmişti. 24 yaşın- daki bu
delikanlı, arkadaşları cepheye gider- ken elinde fırsat olmasına rağmen İstanbul’da kalmayarak
alayına katılmıştır. Muzaffer,
ikinci Felahiye muharebesinde piyade bölük komutanıydı. Muharebenin çok fena bir anın- da Muzaffer
gırtlağına rastlayan bir kurşunla vurulup düşüyordu. Yanında bulunan nefer yardıma koşunca Muzaffer
eliyle işaret ediyor, Nefer genç üsteğmenin göğsünü açıyordu.
Nefer, Gene yaralı subayın işaretiyle cebinden posta pullu bir boş zarf çıkarıyordu. Muzaffer,
askerin kendi cebinden çıkarıp verdiği kalemi gırtlağından akan kana batırarak zarfın üzeri- ne
“Kelime-i Şehadet, Bölük intikamımı alsın”
yazıyordu.
Bu yazıyı alan borazan neferi, komutanlarının şehit olduğunu yüksek sesle bölüğe bildirmiş- ti.
Şehit emrini alan bölük siperlerine girmiş olan düşmana karşı kahramanca atılarak o günkü zaferi
sağlıyordu.”
İngilizler, muhasarayı kırmak için General Aylmer komutasındaki Dicle kolordusuyla hücuma
geçmişlerdi. 6 Ocak günü yapılan muharebede 4.000 askerlerini kaybeden Ge- neral Aylmer geri
çekilmek zorunda kaldı. Bu muharebe sırasında geri çekilme emri veren Albay Nurettin Bey görevden
alındı ve yerine

Enver Paşa kendisinden bir yaş küçük olan ve
yakında tuğgeneralliğe terfi edecek amcası Albay Halil Bey’i atandı.
Kut kasabasında muhasara altına alınan bir- likleri kurtarmak amacıyla gelen İngiliz ordusu tüm
denemelerinde çok kayıplar vererek başarısız olmuş, bütün saldırıları Türk birlikleri tarafından
geri püskürtülmüştü. Kut’taki birliklere ikmal için 26 gün boyunca Dicle’deki İngiliz üssünden 3
adet deniz uçağı ile ikmal yapılmaya çalışılmış ayrıca İngiliz birliklerine gizlice ulaştırılmak
üzere bir aylık erzakla yüklü bir gemi hazırlatmıştı. Ammare’de özel olarak hazırlanan Julnar
gemisinin gövdesi zırhla kaplanmıştı.
Gemi, 24 Nisan günü üç subay, 12 müret- tebat ve 270 ton erzakla Kuttülammare’ye doğru yola çıktı.
Felahiye ve Beytiisa mevkile- rini geçip Kuttülammare’ye doğru ilerlemeye çalışan gemiden Türk
kuvvetlerinin haberi olmuştu. Dicle’nin iki yakasında mevzilenen Türk birlikleri gemiyi yoğun bir
ateşe tuttular. Bir buçuk saat süren ateş sonucunda Makasis yakınlarında kuma oturan gemiye ‘Kendi
Ge- len’ ismi verildi ve Türk filosuna dahil edildi. Ele geçirilen erzak Türk askerlerine
dağıtıldı, İngilizler’in şerefine helva ve pilav pişirildi.
General Lake, Culnar gemisiyle yapılan başa- rısız harekattan sonra 26 Nisan günü General
Townshend’e Türk komutanları ile müzake- reye başlamasını emretti. İngiliz ordusunda bulunan Hintli
Müslüman askerler fırsat buldukça Osmanlı tarafına iltica etmiş top- lamda kuşatma boyunca yaklaşık
147 asker kaçmaya muvaffak olmuştu. İngiliz ajanları Lawrence, Aubery Herbet ve Gertrude Bell’de
çok iyi derecede Arapça, Farsça ve Türkçe bildikleri için yerel halk, tüccar ve aşiretlerle yakın
ilişkiye girmişler ve Osmanlı ordusuna karşı kışkırtmışlardır. Artık Kut kasabasın-
da bulunan General Townshend kuvvetleri kaderleriyle baş başa kalmışlardı. Çanlar Kut için
çalıyordu…
General Townshend, Halil Paşa’ya gönderdiği mektupta Kutül’l-Amare’deki İngiliz ordusu- nun bitkin
durumda olduğunu belirterek on günlük yiyecek temini ve serbestçe gitme- lerini talep etmiş;
ayrıca, topların tahribi ve tazminat konusunda görüşülmesini istemiştir. Müzakerelerde Townshend,
Halil Paşa’ya şu tekliflerde bulunmuştur:
1. Dünya harbi devam ettiği müddetçe ma- iyetimden kimse ve ben Türkiye aleyhin- de hiçbir
harekette bulunmayacağım.
2. İngiliz kuvvetleri elinde bulunan 40 top

ve bilumum cephane sağlam olarak
Türklere verilecektir.
3. Arzu edeceğiniz herhangi bir banka- ya adınıza yazılmış bir milyon İngiliz
sterlinlik çek teslim edilecektir. Bu çekin verilmesine İngiliz hükümeti muvafakat etmektedir.
4. Bu şartlar kabul edildiği takdirde İngiliz kuvvetleri esir alınmayacak ve Basra istikametinde
çekilmelerine muvafakat edilecektir.
Halil Paşa’nın General Townshend’a cevabı:

“… General, beş aydır sizinle, Aylmer ve Gor- ringe orduları ile dövüşüyorum. Türk ordu- larının
maneviyatları için sizin ve ordunuzun esaretinin zarureti hasıl olmuştur. Elinizdeki İngiliz yapısı
top, tüfek ve cephane de bizim ordularımızın modellerine uymaz, bu itibarla bana lazım değildir,
serbestçe imha edebilir- siniz. Silahlarınızı imha ettikten sonra benim tarafımdan en ufak bir
saldırıya uğramanız ihtimali de olamaz. Şahsıma teklif edilen bir milyon sterlinlik çek meselesini
de bir latife olarak telakki ediyorum… Biliyorsunuz Baltacı Mehmet Paşa devirleri çok geride
kaldı. Biz baltacı değil, kazmacıyız!…”
Zafere giden yolu az bilinen bir günce ile sizlere aktarmak istiyorum. Şanlı 3. Piyade Alayında
görevli genç bir subay olan Üsteğ- men Şükrü Efendi(General Şükrü Kanatlı) Kut muharebelerini ve
kasabasının düşüşünü sıcağı sıcağına anlatmaktadır;
“4 Mart: 3. Alay komutanlığa Binbaşı Nazmi Solok Bey atandı. Bugün Kut’taki düşmanın

bir teşebbüsü olmamıştır. Alınan bilgilere göre Kut’ta iaşe durumu çok sıkıntılıymış. Erlerine
verilen ekmek görüldü. Çok kötü idi. Düşman askerleri arasında bir hayli de hastalık varmış. Hava
şartları çok bozuktu ve sürekli yağmur yağıyordu.
18 Mart: Düşman bugün bir çıkış teşebbü- sünde bulundu. Ağır topları da dahi olmak üzere bütün
mevzilerimiz ateş altına alındı.
23 Mart: Dicle kabardı ve taştı gözetleme postalarımızın setlerini sular yıktı.
5 Nisan: Düşman sabah birinci mevzilerimize en az 15.000 top mermisi kullanarak taaruz etti. Bu
hatta artçı olarak bırakılan 51. Tüme- nin iki bölüğü bomba hücumu yaparak ve çok zayiat verdirerek
düşmanı uzaklaştırdı.
9 Nisan: Düşman mevzilerimize taaruzları- nı tekrarladı. 9. Alay saldırıyı tek başına ve
kahramanca karşılayarak önledi. Alay siperleri düşman cesetleriyle doldu. Düşman uçakları Kut’a
çuvallarla un atıyor.
19 Nisan: Düşman sabahleyin saat 06:00’da bir buçuk saat devam eden topçu ateşinden sonra taaruza
geçerek mevzilerimize yüz metreye kadar yaklaştı. Fakat şiddetli karşı saldırılarımıza
dayanamayarak geri çekildi.
23 Nisan: Düşman uçakları bugün Kut ül Amara’ye 7 defa gelerek 24 çuval un attı. Düşman 24 saat
aralıksız devam eden topçu ateşinde 40.000 mermi kullandıktan sonra taaruza kalktı. 51 ve 52.
Tümenlerimiz kah- ramanca direndiler. Bu muharebede düşman
1500 ölü ve 5000 den fazla
yaralı verdi. Ellerinde beyaz bayraklarla yaralı ve ölülerini toplayan düşman askerlerine ateş
edilmedi. Harp görevi- mizi yapıyor, ölü ve yaralıların toplanmasına izin veriyoruz. Bu ancak
Türk’e özgü olan mertçe bir harekettir.

Beyaz ırka mensup savaşçıla-
rın yenilmez oldukları anlayı- şıyla Çanakkale’ye gelen İngiliz komutanlar, Türk askerinin
ten rengini, almış oldukları acı derslerle öğrenmişlerdi. İki taraf için de Irak, dünya sava- şında
kadersel rol oynayacak bir cephe değildi.

27 Nisan: İngilizler, 13 bin 100 tüfek, 42 top ve bir milyon İngiliz lirasını bize bırakıp Kut’u
terk etmelerine izin vermemizi teklif ettiler. Bu teklifleri kabul edilmedi. Para tekliflerine de
Halil Paşa; “Biz Baltacı değil süngücü ordusuyuz” yanıtını verdi.
29 Nisan 1916: Kut ve etrafın-
daki mevzilerini savunan İngiliz kuvvetleri 4 ay 23 günlük kuşatmadan sonra kayıtsız
şartsız teslim oldular. 3. Piyade Alayına bağlı
1. Taburumuz Kut’u teslim alacak. Yerli Arap- lar Alay komutanımızın ve bizim atlarımızın
üzengilerini öpüyorlar. Alay komutanımıza yol gösteren İngiliz subay; “Bunlar biz girerken de böyle
yapmışlardı.” diyor. Erlerimiz, şurada burada bitkin halde bulunan İngiliz esirlerine kendi
peksimetlerini, günlük yemeklerini ve sigaralarını veriyorlar. Şehrin giriş ve çıkışları uygun
kuvvetlerle işgal edildikten sonra doğ- ruca General Townsend’in karargahına gittik. Bütün İngiliz
subaylarının burada toplanma- larını İngiliz komutandan rica ettik. İngiliz malzemelerini tahrip
ediyorlardı. Kasabaya çıkarılan subay devriye kolları ile bu faaliyet- lerine engel olundu. Bazı
yerlerde İngilizler ihtiram kıtaları çıkararak bizi
selamlıyorlardı. Esirlerin durumlarının iyi olmadığı bilindiğinden kendilerine ta- rafımızdan koyun
eti ve diğer yiyecek maddeleri gönderildi. Çok duygulandılar. En büyük sıkıntıları da sigara idi.
Onlara bol tütün ve sigara verdik.
Teslim aldığımız kuvvetlerden 228 subay ve 2245 er İngiliz,
diğerleri Müslüman Hintliy- diler. General Townshend’in kılıcı Halil Paşa tarafından “Bu kılıç
görevini yapmıştır.” denilerek iade edildi. Esirlerin geriye nakli görevi 3. Alaya verilmişti.
3 Mayıs günü General Towns-
hend, kendi kurmay başkanı ve emir subayı
ile birlikte vapurla Bağdat’a sevk edildi.”
29 Nisan 1916…
Binbaşı Nazmi Solok komutasındaki 3. Piyade Alayına bağlı askerler, milli marşlar söyleye- rek
girdikleri Kut ül Amare Kasabasına saat 14.30’da yanlarında getirmiş oldukları Türk bayrağını
diktiler.
Kasaba üzerinde dalgalanan bayrak, İngi- lizlerin 20.000 askerle başlatıp, Bağdat’ın hurmalıklarını
uzaktan görebildiği Irak seferini şimdilik noktalamıştı.
Kut zaferine kadar geçen süreç içersinde karşı karşıya gelen iki tarafın askeri nitelikleri
açılarından belirgin farklılık ve benzerlikleri vardır.

Başkomutanlığın yanlış strate-
jisi, başlangıçta Türk güçlerini Irak’ta zayıf bırakmış, buna karşılık İngilizler, ülke içlerinde
ilerledikçe donanmalarının sağladığı destek ve lojistik kaynakları ile ikmal yollarından
uzaklaşmışlardı.
İki tarafın da bazı birlikleri birinci sınıf sayılmazdı. Sefer-
berliğin ilanıyla Osmanlı İmparatorluğu askeri yapısında yer alan Arap kıtaları ve İngiliz İm-
paratorluğuna bağlı, farklı din ve mezheplere bağlı Hint birlikleri zayıf askeri kıtalara örnek
olarak göstermek mümkündür.
Bununla birlikte; 51 ve 52. Tümen gibi seçkin Türk kıtaları ile İngilizlerin ünlü Oxford ve
Buckingamshire alayları da Irak cephesinde yapılan muharebelerde karşı karşıya geldiler.
Muharebelerin ilerleyen safhalarında Türk topçuları kısıtlı cephanelerine rağmen isabetli
atışlarıyla büyük başarılar kazandılar. İki taraf ta nehir yollarını yeterince kullanamadılar.
İkmal için uçuşlar yapan Kraliyet hava servisi birlikleri bölgeye getirilen gelişmiş Alman uçakları
karşısında faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldılar.
Çöllerle çevrili, ancak nehir yoluyla ikmal yapılabilecek bir kasabayı savunmayı kabul eden General
Townshend, kendisini ve ordusunu kurta-
racağına inandığı ülkesine gü- venmekle hata etmişti. Buna karşılık, Balkan yenilgisinden sonra
Enver Paşa’nın reform- ları sonucu göreve gelen genç Türk komuta kadrosu, aynı utancı yaşamamaya
kararlıydı ve Çanakkale’de İngilizlerin yenilebilinir olduğunu gös- termiş, Mehmetçiklere de öz
güven duygusu aşılamıştı.
Kut yenilgisi 1916’da üzerinde güneşin batmadığı İmparatorluk olarak tanımlanan İngiltere’de büyük

düş kırıklığı yaratmış ve yaşanan bu bozgun İngiliz halkına olduğunca duyurulmamaya çalışılmıştı.
Halil Paşa ele geçirdiği binlerce tutsağı Anadolu’da bulunan esir kamplarına daha uy- garca
koşullar içersinde sevk edebilmek için İngiliz makamlarıyla temasa geçmiş, esirleri taşıyacak
gemilerde kullanılmak üzere kömür talebinde bulunmuştu.
6. Ordu komutanının düşman tutsaklarının yararına olan bu teklifi kabul edilmedi. Kutü- lammare’de
esir alınan Townshend haricinde- ki İngiliz generalleri ve yüksek rütbeli subaylar Busa’ya sevk
edilmiş ve burada onlara tahsis edilen yerde ikamet etmişlerdi.
Bursa’nın generallerden başka konuklarıda vardı. Kutülammare’de esir alınan İngiliz tü- meni bir
Hint tümeniydi ve askerlerinin çoğu Hintli idi. Bu Hintliler içerisinde de çok sayıda Müslüman
Pencaplı subay ve er bulunuyordu. İngiliz ordusundaki Müslüman erler “halifelik makamına
bağlılıklarını artırmak maksadıyla” diğer esirlerden ayrılarak Bursa’ya getirilmiş- ler ve burada
özel muamele görmüşlerdir.
Kutülammare’de esir alınan diğer askerler için Konya, Afyon, Yozgat, Kastamonu, Resü- layn’da esir
kampları hazırlanmış, subaylar ise Eskişehir, Konya ve Afyon’da tahsis edilen evlere
yerleştirilmişti.
Eskişehir’e sevk edilen subaylar arasındaki 70 kadar Hintli Müslüman subay, Ağustos ayında Ramazan
Bayramı münasebetiyle halife pa- dişahın huzuruna çıkıp bağlılık ve saygılarını sunmak üzere
İstanbul’a getirilmiş, yaklaşık 10 gün İstanbul’da misafir edilmişlerdi.
Yaz aylarını Heybeliada’da geçiren Tows- nhend, ekim ayında havalar soğumaya başlayınca,
Büyükada’ya nakledildi. Towsn- hend’ın muhafazası için bahriye erlerinden bir müfreze ve bir polis
karakol noktası tahsis edilmişti.
İngiliz esirler, Türk kamplarında yaşadıklarını, yayınladıkları birçok anı kitabıyla günümüze
aktarmışlardır. Tutsakların en fazla yakındık- ları konular, kamplarımızdaki sağlık koşulları ve
görevlilerin duyarsızlıkları olmuştur. Ancak 1916 ve 1917’de eğitim yapımızı ve Anado- lu’daki
yaşam koşullarını irdelemek gerek- mektedir.
İngiliz ve Hintli erler yol yapımlarında çalıştı- rılmış, subaylar ise kamplarda yine kendi anı-
larından öğrendiğimize göre astroloji, falcılık
ve yoğun biçimde yaygın olan eşcinsellik ile
esaretlerini tamamlamışlardı.
16. Yüzyılın ilk yarısında Osmanlı hakimi- yetine geçen Irak’ın jeopolitik önemi anla- şılamamıştı.
Abadan petrol tesisleri zaten İngiliz şirketleri tarafından işletilmekteydi ve Kerkük-Musul petrol
yatakları henüz keşfedil- memişti.
Irak cephesi, savaşın ilk döneminde Başko- mutanlık tarafından tali cephe olarak kabul edildi.
Çanakkale, Doğu ve Filistin cepheleri nitelik ve sonuçları itibariyle ana cepheler olarak kabul
edilmişlerdi.
İngilizler Kutü’l-Ammare’deki yenilginin ardından Mezopotamya Ordusu Komutanlı- ğı’na; hırslı bir
generali, Sir Stanley Maude’yi görevlendirdi.
Almanların talebi ve Enver Paşa’nın emriyle;
13. Kolordunun öncelikle 6. Tümeni Bağ- dat’tan, daha sonrada diğer bağlı bildikleri Kutü’l-Ammare
Cephesi’nden İran’a nakle- dildi.
1916 yılı yaz ve sonbahar boyunca hazır- lıklarını sürdüren General Maude’un Irak cephesindeki
muharip gücü 107.000’i Hint ordusundan olmak üzere 166.000 personele çıkarmıştır.
1917 yılı Irak cephesinde genelde yenilgiy- le sonuçlanan muharebelerin hikayeleriyle doludur. 6.
Ordu, 10 Mart 1917’de karargah Bağdat’ı İngilizlere terk ederek kuzeye çekil- mek zorunda
kalmıştır.
24 Şubat 1917’de Kut kasabası tekrardan İngilizlerin eline geçti. 10 ay sonra yine el
değiştirmişti. 14 Aralık 1916 ile 24 Şubat
1917 tarihleri arasında 13 muharebe yaşandı. 11 Mart 1917’de Bağdat İngilizler tarafından işgal
edildi.
1918 yılında Irak cephesinde karşılıklı siper savaşları devam etmiştir. General Marshall 2 Ekim
1918’de Irak cephesinde birliklerine
Musul’a doğru ilerleme emri vermiştir. İngiliz süvarilerinin çevirme harekatıyla geride kuşatılan
Türk Dicle Grubu kuvvetleri 30 Ekim 1918 tarihinde teslim olmak zorunda kalmıştır.
General Townshend Ahmet İzzet Paşa ile görüşerek İngilizlerle yapılacak mütakerede yardımcı
olabileceğini hükümete bildirdi. Ara- cılık vazifesiyle mukabil hürriyeti iade edildi. 18 Ekim
1918’de Büyükada’dan bindikleri bir yatla Bandırma’ya oradan trenle 19 Ekimde
İzmir’e ve Ömürkörle 20 Ekim’de Mondros  Limanına ulaşıldı. 30 Ekim’de Mondros müta-
keresi imzalandı. 31 Ekim’de limandan ayrıldı. Roma ve Paris üzerinden 9 Kasım’da İngilte- re’deki
evine ulaştı. Vasit ilinin Kut kasaba- sındaki şehitliğin yeri Seyit Haşim Köyü’nde bulunup, 1952
yılında Halıcı Seyyit Talip Efen- di tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devletine verilmiştir. Bu
şehitlikte kayıtlı 7 subay ve 43 er yatmaktadır. Unutulan Kut Zaferinin 100. yılı 29 Nisan 1916’da
tekrardan anılacaktır. Bütün şehitlerimizin ruhları şadolsun.
I. Dünya Savaşı’nda Irak cephesinde Ali Çetinkaya, Halil Türkmen, Mehmet Ali Fetgeri, Muzaffer
Tuğsavul, Kemal Doğan, Aşir Atlı, Şükrü Kanatlı, Kazım Karabekir, Ali İhsan Sabis, Nazmi Solok,
Bekir Sami Günsav, Şükrü Naili Gökberk gibi İstiklal Savaşı’mız- dada büyük görevler yapmış
komutanlar yer
almışlardır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>