Affet bizi Srebrenitza!


Yarabbi Bizi Kurtarıcıların Şerrinden Sen Kurtar

Aliya İzzetbegoviç

Saffet YILMAZ

Eski, yer yer bozuk video görüntüsünde eli arkadan bağlı insanlar, yeşiller içindeki bir patikada askerler arasında ilerliyor. Yorgunlukları, sefaletleri ve umutsuzlukları yüzlerine yansımış insanların yürüyüşü, az sonra varacakları düzlükte son buluyor. Önce, kameranın görüş alanına girmeyen bölgelerdeki silah sesleri duyuluyor, sonra, kameranın en uzak noktasındaki insanların birer birer arkadan vurulduğu görülüyor. Uzun namlulu silahın bedenleri parçalayan mermisi, kurbanları olduğu yerde öldürüyor. Buna rağmen, kaderine razı olmuş insanların ölüme yürüyüşü ağır ağır ve tereddütsüz devam ediyor. Kimse, öldürüleceği belli olan birkaç adım sonraki o noktaya ilerlemekte tereddüt etmiyor. Ne katiline dönüp yalvar yakar olmayı ne de bir yolunu bulup kaçmayı düşünüyor bu bitkin insanlar. Kaçacakları kadar kaçıp varacakları noktaya gelmiş olmanın ve namlunun arkasındakine merhamet dilenmeyeceğinin idrakı ile ağır ağır ilerliyorlar. Ve infazlar, kamera alanının en uzak noktasından en yakınına kadar geliyor. Ekranın sağındaki yeşil gömlekli genç, yorgun, olasılıkla günlerdir aç, saçı başı dağınık, yüzü çökmüş, dermansız bacaklarının üzerinde ağır ağır ilerliyor. Vurulacağını, artık o videoyu izleyen herkesin tahmin edeceği noktaya geldiğinde arkadan vurulup yere yuvarlanıyor. Giyim kuşam ve silahlarından özel birlikler olduğu tahmin edilen askerlerin kendi aralarında konuşmaları duyuluyor sonra. ‘Siz bunu çoktan hakettiniz’ diyorlar kurbanlara. Sonsuz yeşillikler, bağ bahçe orman karışımı bir alan. Görüntüye, arkadan bağlı elleri askerler tarafından çözülen iki kişi giriyor. Elleri çözülen iki genç. Askerler bu gençlere, biraz önce kurşuna dizdikleri insanların cenazelerini taşıtıyor. Bir çukura veya ağaçlar arkasında görünmeyen bir noktaya taşıtıyorlar cesetleri. Son cesedin taşınmasından sonra bir daha kamera alanına dönmüyor bu iki genç. Olasılıkla, taşıdıkları cesetlerin başında vuruluyorlar.

Katliam devam ediyor. Kamera, silah sesleri arasında iki katlı beyaz badanalı bir evin önüne geliyor, kapı açık ve içerideki sedirde, belli ki ilk gelen askerler tarafından vurulmuş, vücudunun yarısı güneşte yarısı gölgede bir kişi görülüyor. Kapının önüne gelen her asker, yerde yatan ölüye boşaltıyor kurşunlarını. Kamera silah sesleri arasında ilerliyor, evin bahçesi olduğu tahmin edilen yerde bir gencin cesedi duruyor, hareketsiz. Sol omuz hizasından yüzünü görüyor kamera, 12, bilemedin 13 yaşında. Kafasının arka kısmına sıkılan kurşunlarla kımıldıyor ceset ve artık tanınamaz oluyor. Kamera tekrar beyaz badanalı iki katlı binaya dönüyor ve ben öylece kalıyorum. Vahşetin tam orta yerindeyim; Boşnak Müslümanların canlarını kurtarmak için Srebrenitza’dan Nezuk’a yürüdüğü yola girişimizin ikinci gününde, yol üzerindeki bu iki katlı beyaz binanın önünden ayrılamıyorum. Kapısı, camı çerçevesi parçalanmış, sıvaları kurşunlar nedeniyle dökülmüş, ağır silahların mermileri ile duvarları delinmiş bu bina beni bırakmıyor.

Bu yıl Srebrenitza katliamının 22. yılı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, “Her yıl onbinlerce insanın katıldığı bu programlarda Bursa olarak daha yoğun olmalıyız, Boşnak Müslümanların yanında olduğumuzu daha yoğun hissettirmeliyiz” diyor ve biz çalışmaya başlıyoruz. Bir yandan, bölgedeki su fabrikalarına 20 bin su siparişi verilirken, diğer yandan 15 bin şapka ve 1000 de tişört yaptırılıp gönderiliyor. Anma törenlerinin yapılacağı alana ihtiyaç kadar seyyar vc kurulması konusunda da teklif iletiliyor ancak organizasyon komitesi bu teklifi, alandaki fiziki yetersizlik nedeniyle sonuçlandıramıyor.

Srebrenitza’da hissedilir bir şekilde bulunma isteğimizin bir diğer sonucu, Mars Mira Barış Yürüyüşü’ne katılmak. Yaklaşık 25 bin Boşnak Müslüman’ın katliamdan kurtulmak için Srebrenitza’dan yola çıkıp Nezuk’a gittiği ve savaşı yaşayanların ‘ölüm yolu’ dedikleri yol güzergahında gerçekleştirilen Barış Yürüyüşü’ne Bursa’dan 40 gönüllü ile, 40 gönül insanı ile katıldık. Yaklaşık 30 saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından ulaştığımız Nezuk’tan yürüyüş başladı. Çoğunluğu Boşnak ve Türk olmak üzere 6 bini aşkın insan… Katliamı unutturmamak ve bir daha benzer katliamlar yaşanmasını önlemek, Boşnak Müslümanların kin değil barış peşinde olduklarını dünyaya duyurmak amacıyla gerçekleşen yürüyüşün ilk günü ve ilk saatleri. Herkeste büyük heyecan, tekbirler… Yer yer orman içlerinden, yer yer köylerden geçiyoruz. Mezarlıklar ve minarelerden yayılan ilahiler, buranın yüzlerce yıllık Müslüman köyleri olduğunu gösteriyor. Ve tabii köylerde konvoyu karşılayan ve elinde avucunda ne varsa sunan Boşnaklar… Organizasyon komitesi elbette her türlü altyapıyı düşünmüş, sağlık sorunu yaşayanlar için sağlık ekipleri, yolda kalabilecekler için arazili araçlar, ikramlar… Ama genç yaşlı Boşnak köylülerinin gösterdiği içtenlik, elindekini paylaşma dileği hepsinden farklı. Bahçesinden kalabalığı izleyen, kalabalığa baktıkça gözleri dalan, ‘amca/teyze nasılsın’ diye seslenince ağlamaya başlayan örselenmiş, yüreklerindeki acı yüzlerine vurmuş insanlar.

Günün sonunda kamp alanına ulaştığımızda telefonumun adım sayarı 34.290 adım, 27,9 kilometreyi gösteriyordu. 37-38 derece sıcakta ayaklar kavrulmuş, vücut bitkin. Ama gördüklerimizin bizde yarattığı manevi haz hepsini bastırıyor. Yürüyüşe katılan 6 bini aşkın insanın binden fazlası Türk. Ama bayraklara bakarsanız en az yarısı Türk. Boşnakların hepsi Türk ve Boşnak bayraklarıyla yürüyor. Türkiye’den geldiğimizi öğrenci bize ‘ağabey’ diyorlar, ‘büyük ağabey.’ Etkilenmemek elde değil, her milletten binlerce insan var ve aralarında bize, Türklere ‘ağabey’ diyorlar, ‘büyük ağabey…’ Boşnak Müslümanların gönlündeki yerimize bakar mısınız!..

Çadırlar kuruluyor, yemekler yeniyor. Dinlenme ve en zor etap denilen yarınki etaba hazırlanma zamanı. Rehberden yarınki etap hakkında bilgi alıyoruz, bol miktarda inişli çıkışlı, en zor etapmış.

Ekip uyumlu, sabah 06.00’da herkes kalkıyor, çadırlar toplanıyor, kahvaltılar yapılıyor ve tekrar yola koyuluyoruz. Yarım günlük bir yürüyüşün ardından bir akarsu kenarında mola veriliyor, herkes bir yandan pişmiş ayaklarını suya sokma diğer yandan mola sırasında konvoydaki diğer insanlarla tanışma telaşında. İranlılar var, Uzak Doğulular var, Amerikalılar var, ben görmedim ama Sırp bile varmış.

Moladan sonra sert bir patika bizi bekliyor. Dere kenarından 1600 metrelik dağa tırmanıyoruz, döne döne, yer yer iki kişinin yürüyebildiği patikadan. Bu arada tabii neden bu kadar zor bir güzergah tercih edildiğini de yaşayarak öğrenmiş oluyoruz; Sırp köyleri ihbar ediyormuş Müslüman Boşnakların güzergahını, o yüzden Sırp köylerinin olduğu bölgelerde en uzak dağlardan geçerek ilerlemişler. Bugün bizim her türlü imkanla geçmeye çalıştığımız bu güzergahı, gece karanlığında, aç susuz, üst baş perişan bir vaziyette geçiyorlar.

22 yıl önce bu parkuru geçmek zorunda olanların yaşadıklarını düşünerek, hissederek ulaşıyoruz 1600 metre yüksekliğindeki Çerska Geçidi’ne. Burada bizi bir sürpriz bekliyor. Bu kuş uçmaz kervan geçmez dağ başında arazili araçlarla taşınan şapka ve tişörtlerimiz, görevliler tarafından gelenlere dağıtılıyor. Nasıl gururlandım bilemezsiniz, Bursa’dan gönderdiğimiz binlerce şapka, Bosna’da bir dağ başında bizi karşılıyor. Şapkalarımızdan almak için o yorgunlukta herkes birbiriyle yarışıyor.

 

Balkanlar’ın her köşesi ayrı bir cennet. Benim memleketimin, Artvin’in kartpostal gibi yaylaları, köyleri, ormanları, düzlükleri vardır. Burada o kadar çok kartpostal olacak yer gördüm ki, neredeyse, nereye baksanız kartpostal gibi. 22 yıl önceki cehennemin ıtır, kekik, ısırgan kokan bu cennetin içinde yaşanmış olmasını hayal edemiyorsunuz.

İki gündür geçtiğimiz tüm bölgelerde 22 yıl önceki savaşın etkilerini görebiliyorsunuz. Yıkılmış minareler, yakılmış, kurşunlanmış evler… Ve tabii toplu mezar alanları. Boşnaklar, güzergah üzerindeki toplu mezar alanlarına, mezardan çıkarılanların listesi ve toplu mezarın fotoğraflarından oluşan tabelalar dikmiş. Çerska Geçidi’ni dönüp dağın eteğindeki köylere inince yol üzerinde iki katlı beyaz bir eve rastladık. Kurşunlanmış ve o haliyle öylece bırakılmış bir ev. Katliam görüntülerinde izlediğim ev mi acaba, kimbilir…

 

Uzun ve zorlu yolculuğu tamamlayıp ikinci gün kampına ulaştığımızda telefonumun adımsayarına baktım; 41.798 adım, 32.8 kilometreyi gösteriyordu. Bu rakamların doğal sonucu da şu; sağ ayak tabanım su toplamış, üstüne basamıyorum, fotoğraf makinesi kayışı ve kızgın güneş ensemi renkten renge sokmuş, dokunamıyorum. Yine çadırlar kuruldu, yemekler yendi. Bu arada, duş ya da banyo, itfaiye aracının hortumundan sıkılan tazyikli suyun altında yapılabiliyor, soğuk su dinlendiriyor insanı.

Ve son gün hazırlıkları. Önce su toplayan ayak tabanları.. Arkadaşların bir kısmı elde iğne ‘patlatalım o baloncukları’ diyor, bir kısmı ise ‘heryerde sağlık ekibi var, git onlar patlatsın, birşeyler de sürerler’ diyor. Sağolsun ekipte çok değerli bir hekim dostumuz vardı; Bursa İl Eski Sağlık Müdürü Hüseyin Hüsnü Serdar. Basit ama o kadar etkili bir müdahalede bulundu ki, son gün sağ ayağımın su topladığını hissetmedim bile. Bu sefer de sol ayağım su topladı ama yürüyüş üç gün olduğu ve son günü yürüdüğümüz için hiçbir önemi yok.

Büyük bir uyum içinde son gün sabah yine çadırlar toplandı, kahvaltılar edildi ve harekete geçildi. Bilenler üçüncü günün diğerlerine göre nisteben kısa ve kolay olduğunu söylüyordu, meğer en zoruymuş. Son 6-7 kilometrelik kısmının asfalt olması ayrı bir zorluk tabii, sıcak ve kızgın asfalt ayakları pişiriyor.

Bu zorlu ve uzun yol bizi Potacari’ye ulaştırdı ve asıl duygu depremini de burada yaşadık. Ormandan inişle birlikte mezarlık başlıyor ve o binlerce insanın matem içinde yürüdüğünü düşünün… Tüm gruplar şehitliğe girdikten sonra, bu yıl toprağa verilecek olan katliam kurbanlarının cenazeleri alana getirildi. Bu yıl DNA analizi tamamlanan 71 cenaze toprağa verildi. Burada DNA analizlerine küçük bir paragraf açmak gerek; bölgede kurulu bulunan DNA analiz laboratuvarında her türlü bilgi belge işleniyor. Kurbanların özel eşyalarından, kurbanlarla birlikte gömülen beton parçalarına kadar herşey. Bir anlamda ölüler konuşturuluyor. Kurbanların katliam sırasında ağır işkencelere maruz kaldığı, bir kısmının vücut bütünlüğünün bozulduğu biliniyor. Toplu mezar yerleri bulunamasın diye Sırp yönetiminin bu alanları iş makineleri ile kamyonlara yükleyip gece operasyonu ile başka yerlere taşıdığını da düşününce, kurbanların kimliklerini tespit etmenin ne kadar güç olduğu ortaya çıkıyor. Diğer bir nokta, bugün ortaya çıkarılan toplu mezar alanlarının neredeyse hepsi Amerikan casus uçaklarının havadan çektiği görüntülerden elde edilen verilere dayanıyor. Sırplar herşeyi düşünmüşler ama Amerikalıların herkes gibi onları da izlediğini düşünememişler ki, bu bilgilerin ortaya çıkmasının ardından bazı toplu mezar alanlarını gece operasyonlarıyla yer değiştirtmişler.

Bugüne kadar binlerce insana ulaşıldı bu toplu mezarlarda. Ulaşılan rakam 8372. Ancak Bosna topraklarında acı hasadın devam ettiği de başka bir gerçek.

 

Potacari’deki şehitlik anlatılacak gibi değil. Şehit yakınlarının Allah yardımcısı olsun. Fazla bir şey yapamadığımdan şehitliğe hakim bir noktaya çıkıp seyrettim ve her bir şehit için ayrı ayrı doya doya ağladım.

11 Temmuz’da Potacari’deki anma törenine Bursa’dan ilgi hayli fazlaydı. Yürüdüğümüz yaklaşık 40 kişilik ekibin yanı sıra, bir o kadar insan da töreni izlemeye gelmişti. Başkan Recep Altepe ve Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, Bursa’nın ve Türkiye’nin bölgedeki varlığını daha net hissettirdiler.

 

Meraklıları için birkaç önemli soruyu yanıtlamaya çalışayım;

  1. Türkler buraya gitmeli mi? Kesinlikle. Sadece insani bir sorumluluk değil, aynı zamanda tarihi bir sorumluluk. Bölge insanının Türkler’e ve Türkiye’ye bakışını görseniz böyle abes bir soruyu okumazsınız bile. Cumhurbaşkanımız onların da cumhurbaşkanı, o derece yani.
  2. Gitmek için ne yapmalı? Srebrenitza katliamının anma törenleri iki aşamalı. Birinci aşaması, 8-9-10 Temmuz tarihlerinde gerçekleşen Mars Mira barış yürüyüşü. İkincisi ise Potacari’deki anma törenleri. Mars Mira çok etkili ve çok önemli bir organizasyon. Günde ortalama 30 kilometre yol yürünüyor ve akşam da kamp alanlarında çadırlarda geçiriliyor. Bölgeyi tanımak, acıyı hissetmek ve tabii hala taşların yerine oturmamış olduğu Balkanlar’da olası yeni katliamların önüne geçmek için orada olmak, Müslüman Boşnakların yanında olduğumuzu dosta düşmana göstermek lazım.
  3. Nasıl gidilir: Tek başına gidiliyor, grup halinde gidiliyor hatta Mars Mira adlı bir oluşum var, tüm Türkiye’den gitmek isteyenleri organize ediyorlar, onlara katılarak da gidilebiliyor. Olmadı, Büyükşehir Belediyesi seneye daha büyük bir organizasyon planlıyor, belediyenin grubuna katılabilirsiniz.
  4. Yürüyebilir miyim?: Yürüyecek herkesin önce akredite olması lazım. Sonra, çadır, uyku tulumu gibi ihtiyaçlarını kendi karşılaması lazım. En önemlisi de tabii o kadar yolu yürümek için önemli bir hastalığının(şeker, tansiyon vb) olmaması lazım. Üç günde toplam 94 kilometre yol kat ettik. Elbette kolay olmuyor ancak ortamın manevi atmosferi içinde küçük acıları hissetmiyorsunuz. Biraz büyük acıları da bölgedeki sağlık ekipleri tedavi ediyor. Her türlü yiyecek, içecek vb. ihtiyaçlar gerek organizasyon komitesi ve gerekse yol üzerindeki Boşnak köylerince karşılanıyor. İkramları görseniz hayretler içinde kalırsınız. Dondurmadan muza, armuttan suya, meyve suyundan çikolataya, ekmek arası sandöviçten çeşitli tatlılara kadar herşey. İlk gün öğlen kumanyamı sırt çantama almıştım, yiyemeden akşamki kamp alanına getirdiğim için ikinci ve üçüncü gün kumanya almadım, yolda ikram edilenler ihtiyacımı ziyadesiyle karşıladı.

 

Değerli okurlar, Bursa ilk kez organize bir şekilde bu etkinliğe katıldığı için(bizim için bilinmezlerle dolu bir organizasyon olduğu için) misafirlerimizi de ona göre belirledik. Daha çok dağcılar ve sporcular… Doğrusu ekibe katılan herkes canını dişine taktı ve başarıyla sonuçlandırdı. Gazeteciler, foto muhabirleri ve televizyoncular da işlerini en iyi şekilde yaptılar, müthiş görüntülerle döndüler Bursa’ya. Küçük bir bilgi vereyim; Anadolu Ajansı her gün en fazla kullanılan fotoğrafını veya fotoğraflarını ilan ediyor. Srebrenitza katliamının anma törenlerinde yani 11 Temmuz’da aa’nın dünyada en fazla kullanılan iki fotoğrafı vardı, biri Potacari’den servis edilen anma törenlerine ilişkin bir fotoğraftı. Bu gurur hepimizin, eline gönlüne sağlık Ali Atmaca.

İlkini gerçekleştirdiğimiz Srebrenitza anma törenlerine katılan tüm ekip arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum, müthiş uyumlu, dayanışma içinde bir ekipti. Bu uyum gerek üç günlük yorucu yürüyüşte ve gerekse toplamda 60 saati aşan otobüs yolculuğunda da kendini gösterdi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin, Boşnak Müslümanların yanında olduğumuzu hissettirmek amacıyla gerçekleştirdiği bu organizasyona omuz veren herkese şükranlarımızı sunarız.

Ne diyordu Aliya İzzetbegoviç duasında? “Yarabbi bizi kurtarıcıların şerrinden Sen kurtar!”

Amin…




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>