Balkanlar’ın Kilidini Osmanlıya Açan Fatih: Şehzade Süleyman Paşa


Aziz ELBAS

Tarihi geçmişimizin zenginliği, her biri kahramanlık hikayesi zalimlere karşı verilen savaşlar, mazlumu mezalime ezdirmeme adına yapılan mücadeleler, hakkı, adaleti, medeniyeti, hoşgörüyü götürme adına yapılan mücadeleler o kadar çoktur ki, eski deyişle ansiklopediler
yetmez yazmaya anlatmaya yeni deyişle hardiskler yetmez. 

Bu mücadelelerin en ön saflarında adeta ileriye atılan cesareti ve keskin zekalarıyla kahramanlar vardır. Kimilerini tarih bir çırpıda ve iki satırda yazıp geçiverir, o iki satıra sığdırır onca geçen zorlu yılları ve mücadeleleri. Kimilerine ise adına kitaplar yazılır methiyeler düzülür, kahramanlık hikayeleri ve de türküleri
yakılır ardından. Süleyman Paşa ise birinci kategoride yer alan tarihimizin kahramanlardandır. Hakkında araştırma yaptıkça kendine hayran bırakan, ancak ardından bir fatih ayı dahi çok gördüğümüz kahramanlarımızdan. Çoğumuzun belki bir camide belki bir Medrese yahut Hamam adında duyduğumuz, türbesinin yerini dahi bilmediğimiz bu yiğit Alp’in, yiğit beyin hikayesi filmlere konu olacak büyüklükte ve niteliktedir.

Süleyman Paşa Orhan Gazi’nin büyük oğludur. Annesi Yarhisar Tekfuru’nun kızı Nilüfer (Holofira) Hâtun’dur. Doğum tarihi konusunda ihtilaflar olsa da 1300 yılı civarında doğduğu kabul edilebilir.

Küçük yaştan itibaren Türk kültür gelenek görenek ve töresine göre yetiştirilen şehzade Süleyman, ilk yöneticilik tecrübesini Gerede, İzmit, Göynük ve Mudurnu’da yaşar. Osmanlı’nın büyüyüp gelişmesinde önemli yararlılıklar gösteren Süleyman Paşa, İznik, İzmit ve Karesi beyliğinin Osmanlı topraklarına katılmasında etkin olur. Ardından Karesi Sancak Beyi olarak görevlendirilir ve akabinde
Edincik, Biga ve Lapseki fethedilir. Böylelikle denizin karşı tarafını daha yakından takip ve izleme fırsatı bulur.

Esir edilen Gelibolu Valisi Asen’in Andronikos’un oğlunun Müslüman olması Rumeli’ye geçişin önemli bir mihenk taşını oluşturmaktadır. Taht kavgası yürüten III. Kantakuzenos’un Orhan Gaziden destek istemesiyle
1346’da kızı Theodra’yı Orhan Bey’e verir. Böylelikle siyasi ittifak kurulmuş olur. Bu siyasi ittifak sahada da devam etmiş Selanik şehrini kuşatan Sırp Kralı Stefan Duşan’a karşı Kantakuzenos’ın yardım istemesiyle Orhan
Gazi fırsatı değerlendirip Süleyman Paşa’yı 20 bin kişilik bir orduyla gönderir ve Selanik’i geri alır. (1349) Bu vesile ile Osmanlılar Rumeli’ye geçmiş olur ve Süleyman Paşa’nın tüm bu diyarlarda ismi anılır olur.

Edirne’de bir kaleye sığınan Kantakuzenos’ı kendisine yardım karşılığı Gelibolu’da Çimbi Kalesi’ni vaat eder. Bunun üzerine Süleyman Paşa Gazi Evrenos Bey, Hacı İlbey, Ece Bey ve  Gazi Fazıl beylerle birlikte Bizans İmparatorunun müttefiki Sırp ve Bulgarları Dimetoka önlerinde yenerek Kantakuzenos’u kurtarır. Bundan sonraki süreçte Çimbi Kalesi Osmanlılar için bir üs olarak işlev görür.

Bu arada tarihteki önemli depremlerden biri 2 Mart 1354 yılında meydana gelir. Deprem sonrası yapısal olarak zayıflayan çevredeki kaleler ise birer hedef haline gelir. Bunu fırsata çeviren Osmanlılar, Süleyman Paşa komutasındaki Çimbi kalesinde konuşlu kuvvetler yardımıyla kısa sürede fethedilir. Böylelikle Gelibolu’dan
başlayan ve Tekirdağ’a kadar olan kıyılar Osmanlıların egemenliğine geçer. 1354 yılını gösteren bu önemli tarihle söz konusu kaleler kısa sürede Anadolu’dan getirtilen Müslümanların yerleştirildiği mekanlar olur.

Yaptığı anlaşmanın aleyhine işlemeye başladığını gören Kantakuzenos depremden sonra alınan kaleleri parayla da olsa geri almak isteyerek bu arzuyla Orhan Gazi’ye başvurur, oğlu Süleyman Paşa ile değerlendirilen teklif karşısında Süleyman Paşa’nın tutumu belirleyici olur ve karşılık olarak alınan Çimbi kalesinin geri verilebileceği ancak, diğer fethedilen kalelerin verilemeyeceği görüşünü bildirir.

Kantakuzenos’un saltanat iddialarından çekilmesiyle aradaki anlaşmada kendiliğinden sona erer. Bu tarihten itibaren Osmanlılar bölgede fütühat için mücadele etmeye başlarlar ki bu tarih 1355-1357 tarihlerini gösterir.

Bu gelişmeler karşısında önce Bursa’da babası Orhan Gazi ile ardından daha önce de birlikte hareket ettiği akıncı beyleri Gazi Evrenos Bey, Hacı İlbey, Ece Bey ve Gazi Fazıl beylerle görüşerek Karesi Beyliğinin ilhakından sonra elde edilen deniz tecrübesiyle birlikte Kapıdağ Yarımadası civarından o günün şartlarında iyi bir donanma ile Çanakkale boğazı geçilerek daha önce yardım karşılığı alınan ancak geri verilen Çimbi kalesi bu sefer geri verilmemek üzere 1357 yılında fethedilir.

Osmanlı ve Türk tarihi açısında önemli ve yeni bir mihenk taşı niteliği taşıyan bu fetihle birlikte adım adım başta doğu Trakya başta olmak üzere diğer bölgeler kuşatılarak akıncı beylerin komutasında fethedilmeye başlanmıştır. Gelibolu, Ece Ovası ve Bolayır ve Keşan bunlardan bazılarıdır. Süleyman Paşa tarafından fethedilen Bolayır harekat üssü olarak kullanılmıştır. Ardından Malkara, İpsala ve burada Dimetokaya yapılan akınlar meyvesini vermeye başlar. Ferecik Kalesi fethedilir, Gelibolu teslim alınır. Fethedilen yerler Karesi bölgesinden daha önce getirilerek kalelere yerleştirilen halk ve yeni getirilen halkla yeniden şenlendirilerek imar edilir. Böylelikle gaza askerlerinin sayıları da hiç durmadan artmaktadır. Oldukça önemli başarılara
imza atan Süleyman Paşa güveni tam olan Orhan Gazi gaza ve ordu işlerini tamamıyla kendisine bırakır.

Süleyman Paşa, Osmanlının geleceği açısından oldukça önemsediği Rumeli topraklarının kalıcı olduğunu göstermek amacıyla Gelibolu’ya bir idare merkezi niteliğindeki sarayı yaptırır.

Süleyman Paşa’nın komutasındaki akıncı birliklerinin, gaza erlerinin müslim gayrimüslim ayrımı gütmeksizin halka adalet ve hakkaniyetle davranışları, merhametin en güzel örneklerini göstermeleri bölge halklarının
sevgisini ve saygısını kazanmalarına sebep olmuştur.

Bu adaletli muamele Süleyman Paşa’nın, bölge halkları tarafından güvenilir bir şahsiyet olarak görülerek anılmasına ve bu özelliğiyle dilden dile dolaşmasına sebep olur.

Süleyman Paşa her daim saygısını eksik etmediği ve sözlerine değer verdiği Lala Şahin Paşa ile Hacı İlbeyi, Evrenos Gazi, Gazi Fazıl ve Yakup Ece Bey gibi Osmanlının Balkanlara gelişip güçlenmesinde oldukça önemli katkıları bulunan beyler ile birlik ve beraberliğin en güzel örneğini verir.

Süleyman Paşa’nın Rumeli’de gösterdiği başarışlar Hristiyanlık dünyasında endişelerin oluşmasına sebep olurken başta Anadolu olmak üzere İslam coğrafyalarında sevinç ve ümitle karşılanır. Öyle ki Gelibolu fethi Mısır’da duyulduğunda Mısır Emiri Nâsır Nâsıreddin Hasan (1354–1361) halka bunu bir zafer olarak duyurup Orhan Gazi’ye bir elçi gönderir.

İslam coğrafyalarında bunlar yaşanırken Hristiyan Batı dünyası derin endişelere gark olarak Bizans’a uyarı niteliğinde elçiler gönderirler. Macar, Rus ve Frenk Kralları aralarında görüşmeler yaparak alınacak tedbirleri görüşmeye başlarlar. Öyle ki bu endişe onları yeni bir Haçlı seferin hazırlığına kadar götürür. Hatta Bizans İmparatoru V. Yuannis, 1355 yılı sonuna doğru, Papa VI. Innocent’e yaptığı Haçlı Ordusu çağrısı yeterince destek görmediğinden hayata geçirilemez.

Gittiği her yeri, hakimiyeti altına aldığı her bölgeyi şenlendirme politikası çerçevesinde imar ettiren Süleyman Paşa, yaptırdığı her bir eserin yaşaması için akarlar vakfetmiştir. Yaptırılan her bir eser Osmanlının, Türk ve İslam Kültürünün buralarda yerleşmesine sağlam bir zemin hazırlamış, Osmanlı’nın gelecek hedeflere daha emin adımlarla yürümesini sağlamıştır. Yer ve bölge olarak özellikle seçilerek yaptırılan İmaretler ve zaviyeler yalnızca Müslüman halka hizmet vermemiş belki de daha fazla yoksul Hristiyan istifade ettiği mekanlar olmuştur. Bu da hoşgörü ve merhamet sembolü Türk-İslam medeniyetin yavaş yavaş yerleşmesini bölge halklarının iliklerine değin işlemesini sağlamıştır. Alınan bölgelere restgele yerleştirilmeyen bilgelikleri ve bilgi birikimleriyle başta Ahiler olmak üzere Müslüman halkların geldikleri yerlerde gösterdikleri tevazu ve yardımlaşma anlayışları bu olgunun güçlenmesinde en büyük etkenlerden birisi olsa gerek

Yapılan kervansaraylar ticaretin gelişmesine ve Anadolu ile Balkanlar arasındaki iletişimin kurulması önemli olduğu ifade edilir. Özellikle Bolayır’da yaptırdığı Kervansaray işlevsel olarak oldukça önemlidir.

Mevlid müellifi Süleyman Çelebi’nin dedesi Şeyh Mahmud’un: “Keramet gösterip halka suya seccade salmışsın Yakasın Rumeli’nin dest-i takva île almışsın.” olarak övgülerine mazhar olan Süleyman Paşa kısa ömrü nerdeyse tamamiyle gazalarda at sırtında geçen gösterdiği fedakarlıklar ve elde etiği başarılar Türk –İslam dünyasına Rumeli ve Balkanların kapısını açar. Bu sebeple Fütühat hareketinin en önde gelen ismi olarak
yad edilir. Ayrıca bir ara geldiği Anadolu’da karışıklıklardan yararlanarak 1354 yılında Ankara’yı hakimiyeti altına almayı da başarmıştır.

Ölümü konusunda farklı görüşler olmasına karşın en yaygın olanı bir av tutkunu olan Süleyman Paşa’nın Bolayır civarlarında Seydi Kavağı olarak bilinen mevkiide Doğan ile avlanırken atının ağaca çarpmasıyla
düşerek vefat emiş olması olarak ifade edilir. Cenazesi buralardan geri çekilmenin önüne geçmek arzusuyla sağlığında Bolayır’da yaptırdığı imareti yanındaki türbeye vasiyeti gereği Bolayır’daki türbesine atıyla
birlikte yan yana defnedilmiştir. Bu tarih kesin olmamakla birlikte 1357 -1360 arasındadır. Ayrıca yine sağlığında yaptırdığı Yenişehir’de Türbesi boş olarak günümüze değin gelmiştir.

Bolayır’da yer alan türbesi günümüzde ayaktadır yakın zamanda restore edilen türbede birisi Süleyman Paşaya, diğerleri lalası ve atına ait üç adet lahit şeklinde mezar vardır. Türbe II. Abdülhamit tarafından restore edilerek gümümüz görünümüne kavuşturulmuştur.

Süleyman Paşa biri Seyyid Hüseyin Çelebi’nin Kızı Selçuk Hatun, diğeri İsfendiyar oğlu Kötürüm Bayazid’in kızı olmak üzere iki evlilik yapmıştır. İshak, Melik Nasır ve İsmail adında üç oğlu, Sultan Hatun, Eftendize Hatun adlarında iki kızı vardır. Melik Niksar Ece Beyle katıldığı Akça Liman seferinde boğularak şehit olmuş, diğer oğulları babalarının izinde fütühat yolunda akıncı beyleri olarak hizmet etmişlerdir.

Süleyman Paşa bir yandan gaza yolunda kılıç sallarken diğer taraftan fethedilen bölgeler başta olmak üzere birçok yere dini yapılar, eğitim yapıları, imaret ve zaviyeler, kervansaraylar yaptırmıştır. Bunları şöyle
özetlemek mümkün:

Cami: Bursa, Bilecik, İznik, İzmit, Göynük, Taraklıborlu (2 adet ), Zagferanlolu, Akyazı, Akyazı Beklegör Köyü,  Geyve, Şile, Bolayır,Gelibolu, Lapseki, Biga, Vize Kalesi, Seydi kavağı, Malkara, Ferecik

Medrese: İznik, İzmit, Yenişehir, Taraklı, Şile (Erikli Köyü)

Mektep: İznik, Taraklı

İmaret: Bolayır

Zaviye: Küre-i Nühas -Emirler Köyü – Şeyh Emre Zaviyesi, Geyve-Ahi Mustafa Zaviyesi, Kara Ahmed Zaviyesi, Ahi Çoban Zaviyesi, Ahi Hacı Zaviyesi, Akyazı-Süleyman Kadı Zaviyesi-Güzel Ahmetler Zaviyesi, Ezine-Ahi Yunus Zaviyesi

Kervansaray: Yenişehir, Bolayır

Köprü: Geyve

Hamam: İzmit, Göynük

Türbe: Yenişehir, Bolayır

Bursa’da Hisar içerisinde yaptırmış olduğu cami günümüzde mevcut olmayıp bazı duvarları evin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Vakıflar Bölge Müdürlüğünün kamulaştırma çalışması başlattığı bilinmektedir. Yenişehir’de Türbesi ayakta olup Kervansaray ve Medresesi günümüze ulaşmamıştır. İznik’te yaptırdığı ve
Osmanlı eğitim sisteminin temellerinin atıldığı, ayrıca Davud-i Kayserinin müderris olarak görev yaptığı Medrese günümüzde ayakta olup Çiniciler çarşısı olarak hizmet vermektedir. Yaptırdığı cami ise günümüze
ulaşmamıştır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>