Bir Bahçeden Bir Bahçeye Geçer Gibi: Macaristan


Mehmet ESEN

Merhaba Macar toprağı,
sen bu yaz vakitleri

fırından yeni çıkmış ekmek gibisin

kabarık,

yaldızlı, esmer

ve ekmek gibi sırlarınla dolu

ekmek gibi mübareksin.

 

Merhaba Macar toprağı,

altındaki tohumlara

köklere, temellere, madenlere,

altındaki kemiklere merhaba.

 

Merhaba Macar toprağı,

üstündeki gündüzlere, gecelere

üstündeki yapraklara

 

sevdalara, türkülere

pencerelere

kanatlara, ellere, ayaklara merhaba.

Nazım Hikmet

 

Bir milletin kaderi ve tarihinden Tuna Nehri akıyorsa o milleti ziyadesiyle ciddiye almamız gerekir. Yüzyıllar önce Orta Avrupadaki bu topraklara yerleşen Macarlar ne kültürlerinden ne de dillerinden taviz vermeden Avrupa’nın tarihini yazan milletler arasında kabul edilir. Biz de şaire nazire yaparak, merhaba dedik şanlı Macar toprağına. Kapu kelimesi ilk dikkatimizi çekse de o kapıdan kolay kolay giremeyeceğimizi biliyorduk. Türklerin ve Macarların bazen rakip bazen de dost olduklarının kokusunu ala ala ziyaret ettik Macaristan’ı ve bizim deyişimizle Nazlı Budin’i.

Kemal Atatürk Staut

Attila Caddesi’nden Buda Kalesi’ne tırmanırken ikinci dönemeçteki direk üzerinde “Kemal Atatürk Staut” yazısı okunur. Kale civarında ikamet edenlerin itibar ettikleri bu gezi yolunun sonunda, ulu bir çınar ağacının altında Osmanlı döneminden kalma 12 adet mezar taşı bulunmaktadır. Buda Kalesi’nin kenarında yer alan bu mezar taşları 1999 yılında demir parmaklıklarla çevrilerek koruma altına alınmıştır. Kraliyet Sarayı ve bahçesi bütün ihtişamıyla gezenleri etkisi altına alıyor. Burada Macarların en önemli sembollerinden biri olan “Tuğrul” kuşunun heykeli dikkat çekiyor. Harikulade Tuna ve Peşte manzarası eşliğinde zaman yolculuğuna çıkmak da mümkün.

Kale hakkında biraz bilgi vermek gerekirse, tarihinde kale, karargah, saray gibi amaçlar ile kullanılmış fakat şu anda Budapeşte için Tarih Sanatlar Müzesi, Ulusal Kütüphane ve Çağdaş Sanatlar Binası olarak ziyaret görmekte. Tuna Nehrinden 60 metre yükseklikte inşa edilen bu saray Budapeşte’nin görülmesi gereken yerlerinden biridir. Saray 1255 yılında inşa edilmiş olup en büyük yıkımını 1686 yılında yaşamıştır. Günümüze gelene kadar defalarca restorasyon çalışmasından geçen Kraliyet Sarayı son restorasyonunu 2. Dünya Savaşı’ndan sonra görmüştür. İlk inşa edildiğinden sonra Kral Matyas tarafından saray haline getirilmiştir. Sarayın diğer tarafında ise Osmanlılara karşı kazanılan zaferin sembolü olarak adına Avusturya – Macaristan İmparatoru Savoy Prensi Eugene’in heykeli dikilmiştir.

 

Şehrin Delisi ve Velisi

 Budapeşte’de bana defalarca mihmandarlık etmiş biri olan ve aynı zamanda Türk Macar Kültür Merekezi’nin de başkanlığını yürüten Ahmet Barışçıl; “Bir şehrin delisini ve velisini ziyaret etmeden o şehri gezmiş sayılmazsın” dediğinde Budapeşte’ye yıllar önce yaptığım seyahatimin neden öksüz kaldığını anladım. Buda Kalesi’nde Osmanlı döneminden kalan en önemli anıt, Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezarıdır. Kaleye “Becsi Kapu – Viyana Kapısı”ndan girildiğinde hemen sağ taraftaki Macaristan Ulusal Arşiv binasının arkasında yeralan bu mezarın sahibi Abdurrahman Abdi Paşa kimdir?

Son Budin Valisi Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa

Kahraman Düşman!

Budin Eyaletinin son beylerbeyi. Askeriyeden yetişti. 1668 yılında Yeniçeri Ağası oldu. Osmanlı Devleti’nin pek çok askerî seferine katılarak önemli hizmetlerde bulunduktan sonra, 1674 yılında Bağdat, 1676’da Mısır ve 1681 yılında Bosna valiliğine getirildi. Daha sonra kendisine sırasıyla Kamaniçe Muhafızlığı, Budin Valiliği ve Macaristan Serdarlığı vazifeleri verildi. 1685’te ikinci defa Budin Beylerbeyiliği’ne tayin edildi. 1686 yılında seksen yaşlarında iken emrindeki 16.000 kişilik kuvvetle 90.000 kişilik Haçlı kuvvetlerine karşı Budin’i iki buçuk ay savundu. Ancak yardım alınamayınca hem şehir düştü ve hem de kendisi şehit oldu. Şehit olduğu yere daha sonra Macarlar tarafından Türkçe ve Macarca bir kitabe konulmuştur. Kitabede şu ifadeler yer almaktadır: “145 yıllık Türk egemenliğinin son Buda Valisi Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa. Bu yerin yakınında 1686 Eylül ayının 2. günü öğleden sonra yaşamının 70. yılında maktül düştü. Kahraman düşmandı. Rahat uyusun.” (Abdülkadir Özcan, DİA, C. 1, s. 156)

 

Rivayete göre, Abdurrahman Abdi Paşa’nın cansız bedenine, şehit düştüğü o yerin maliki olan ve oğlunu Türklerle savaşta kaybeden bir Macar asilzadesi sahip çıkmış. Macar asilzade, oğlunun anısına, Osmanlı Paşasını bahçesine defnetmiş ve uzun süre muhafaza etmiş.

Yıllar sonra Budapeşte Belediyesi mezarı anıt haline getirmiştir. Mezar taşının üzerindeki ifade, Macar Türkologlar tarafından kaleme alınmıştır. Belediye her sene mezarın bakımını yapar ve çiçeklendirir. Buda Kalesi’nin Türklerden geri alınmasının yıldönümü olan 2 Eylül günü düzenlenen törenlerde Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa da unutulmaz.

Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezarının biraz ilerisinde, Macar Ulusal Arşiv binasının hizasında Askeri Tarih Müzesi vardır. Müzenin bahçesinde Osmanlı topları sıralıdır. En büyük topun adı “Uzun Hasan”dır. Bu askeri müzede zengin bir Osmanlı silahları kolleksiyonu, haritalar ve bakır kap-kacak bulunmaktadır.

Gülün Asla Solmayacağı Yer: Gül Baba Türbesi

Gül Baba, Macarlar tarafından da sevilen bir Bektaşi dervişidir. 1663’de Budin’i ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde asıl adının Cefer olduğunu, Amasya’nın Merzifon ilçesinde doğduğunu, Kanuni Sultan Süleyman’ın birçok seferine katıldığını, başının üstünde bir gül taşıdığı için Gül Baba diye anıldığını, yeniçerilerin kendisine derin saygı gösterdiğini anlatır. Evliya Çelebi, Gül Baba’nın 1526 yılında Budin Seferi’ne katıldığını bildirmektedir. 1 Eylül 1541 yılında vefat ettiği ve cenaze törenine Kanuni Sultan Süleyman’ın da katıldığı, namazanı Ebussud Efendi’nin kıldırdığını, yüksek bir tepeye gömülerek tepeye “Gültepe” adının verildiğini nakleder. Herhalde Budapeşte tarihinde onbinlerce insanın katıldığı bu denli kalabalık bir cenaze töreni başka kimseye nasip olmamıştır. Günümüzde  türbenin restorasyonunu TİKA üstlendi. Kanuni’nin Budin Vezirine verdiği ferman bugün hala geçerliliğini korumaktadır: Gül Baba Budin gözcüsü olup, himmetleri hazır ve nazır ola.

Chain Bridge ya da Zincirli Köprü

Ortaçağ’dan 1849’a kadar Tuna Nehri’nde Buda ve Peşte’yi birbirine bağlayan ve sadece ilkbahar ve sonbahar arasında kurulan dubadan bir köprü varmış. Kışın da nehir donduğundan köprüye gerek kalmazmış. Fakat havanın aniden değiştiği ve nehirdeki buzların eridiği zamanlar olurmuş. Böyle durumlarda da insanlar kendi yakalarında mahsur kalırmış.

1820’de Kont István Széchenyi, kendi babasının cenazesine gitmek için bir hafta beklemek zorunda kalınca Buda ve Peşte’yi kalıcı olarak birleştirecek bir köprü yapma fikri ortaya çıkmış.

Kont István Széchenyi, köprünün en hevesli savunucusu olmuş ve köprüyü finanse edecek bir dernek kurmuş. En büyük destek, şehirde hatırı sayılır bir arazi hissesi olan Yunan asıllı tüccar Georgios Sinas‘dan geldiğinden köprünün Buda yakasındaki ayağının güneybatı tarafına ismi yazdırılmış.

Sonunda Buda yakasında Clark Ádám Meydanı‘ndan, Peşte yakasında da István Meydanı‘ndan geçen Chain Bridge (Zincirli Köprü) yani Macarların deyimiyle Lánchid hatta fikir babası konta atfen diğer adıyla Széchenyi Köprüsü‘nün yapımına başlanmış.

Köprü, İngiliz mühendis William Tierney Clark tarafından tasarlanmış. Mühendis Clark, daha önce İngiltere’de yaptığı bir köprünün ölçeğini büyüterek bu köprüyü yapmış.  Köprünün parçaları İngiltere’de üretilmiş ve son montaj için İngiltere’den parçalar halinde deniz yoluyla buraya getirilmiş.

Sonunda, 1849’da açıldığında Chain Bridge ile nihayet Buda ve Peşte yakaları ilk defa kalıcı olarak birbirine bağlanmış. Zamanında, 202 metrelik merkez ölçüleri ile dünyanın en büyük köprülerinden biriymiş. Süspansiyonlu yapısıyla o zamanlar için tam bir mühendislik dehasıymış..

 

Enteresan bir detay da, köprünün inşaatını yapan İskoçyalı mühendisin soyadının da imarınınki gibi Clark olması. Ancak ikisinin arasında kan bağı yokmuş. Ünlü bir şehir efsanesine göre, mühendis Clark eseriyle o kadar gurur duyuyormuş ki köprüde tek bir hatanın bile bulunamayacağını iddia etmiş. Sonra küçük bir çocuk, köprünün sonlarındaki dev aslan heykellerinin dillerinin olmadığını söylemiş. Bunun üzerine mühendis o kadar utanmış ki bu köprüden atlayarak intihar etmiş. Tabii bu hadise, yapıları turistlere daha da çekici kılmak için anlatılan şehir efsanelerindendir.

 

Chain Bridge’in demir döküm yapısı 1914’de elden geçirilerek sağlamlaştırılmış. Ancak, İkinci Dünya Savaşı sırasında 18 Ocak 1945’de köprü Almanlar tarafından bombalanınca yerle bir olmuş.  Geriye sadece kuleleri kalmış. Köprü, 1949’da yani ilk açılışından 100 yıl sonra yeniden inşa edilmiştir.

 

Kahramanlar Meydanı

Macar tarihinin önemli şahsiyetlerinin heykellerinin bulunduğu bu meydanın ortasındaki 7 atlı, Orta Asya’dan gelen Macar boylarını simgeler. Bunlardan birisinin adı “Arpad”, diğerininki “Taş”, üçüncüsününki ise “Hun”dur. Geri planda yarım ay şeklindeki Millenium Anıtı’nda, sütunlar arasında 14 Macar kahramanını heykelleri vardır. Bu kahramanların son üçü, Macaristan’ın bağımsızlığı için mücadeleye girişen, ancak başarılı olamayınca hayatlarını kurtarmak ve mücadelelerine devam etmek için Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan İmre Thököly, Ferenc Rakozci ve Kossuth Lajos’a aittir. Erzsebet Köprüsü’nden geçince, Andrassy Bulvarı’na paralel caddelerin adı da, sırasıyla Kossuth, Rakozci ve Thököly Caddesi diye birbirini takip eder.

 

Kahramanlar Meydanı’nın hemen arkasında yer alan Vajdahunyad Kalesi şehrin merkezinde yer alan en önemli yapılardan biri. Herkese açık olan kalenin etrafında yer alan hendeklerde su kışın buz tutturularak halkın buz pateni yapacağı bir yer haline gelmektedir. Köprüden kalenin içine girdiğinizde geleneksel macar yemeklerinden tadabileceğiniz yerler dikkatinizi çeker. Yapılarda gotik koku sizi zamanın derinliklerine itmektedir. Karşısında yer alan Szechenyi Kaplıcası ise Budapeşte’nin en önemli hamamları arasında ilk sırayı almaktadır. 3 açık ve 14 kapalı havuzun yer aldığı bu hamam dışarıdan bakıldığında adeta bir sarayı andırmaktadır.

 

Macaristan Parlamento Binası

Peşte tarafında yer alan Parlamento Binası Avrupa’nın 3. büyük parlamento binası ünvanını elinde tutuyor. Parlamento binasının yapımı Başbakan Kalman Tisza ve Franz Joseph tarafından başlatılan bir yarışma sonucunda Londra’daki Parlamento Binası’ndan esinlenerek tasarlanmış ve Neo-Gotik mimarı ile yapımına karar verilmiştir. 1884 yılında binanın yapımına başlanılmış ve bitimi 1902 yılına kadar sürmüştür. Parlamento Binasının uzunluğu 268 metre ve genişliği 123 metredir. 40 milyon tuğla kullanılarak inşa edilen yapıya 500 binden fazla işlemeli taşlar kullanılmıştır.

Budapeşte Parlamento Binası’nın içerisinde 10 avlu, 13 yolcu ve yük asansörü bulunmakta. Binaya 27 kapıdan giriş yapılabiliyor, binanın içerisinde 29 merdiven kullanımı bulunmaktadır. Bina yapılırken 40 kilogram altın kullanılmıştır ve 691 adet odası mevcuttur. Odaların 200 tanesi ofis olarak kullanılmakta. Binadaki medivenlerin uzunluğu 20 kilometreden daha fazla ve 50 adet apartman sığabilecek bir alanı kapsıyor. Binada 242 adet heykel bulunmaktadır. Ancak yumuşak taştan yapıldığından bina cephesinde onarım için kurulan iskeleler eksik olmaz. Parlamento binasının ana fuayesinde Macar Kraliyet tacı teşhir edilir. Bu salonun duvarında Buda Kalesi’nin Osmanlılardan geri alınışını yansıtan, vurulup yerde yatan Budin Valisi Abdurrahman Abdi Paşa’nın görüldüğü devasa bir duvar tablosu yer alır.

 

Estergon Kalesi Su Başı Durak Aman

Budapeşte’nin 60 kilometre kuzeyinde Tuna nehir kıyısında yer alan Estergon Kalesi görülmeye değer yerlendendir. Eşsiz Tuna manzarası karşısında Estergon Türküsü bütün benliğinizi sarar ve akıncı cedlerin ihtirasıyla sizi baş başa bırakır. 1543 yılında fethedilen Kale, birkaç kez el değiştirse de 1683’de elimizden çıkarak geriye türküsünü bırakmıştır. Estergon’un karşı yakasında Ciğerdelen şehri bugün Slovakya toprağının bir parçasıdır. Şehrin merkezinde II. Viyana bozgunu hatırlatırcasına Sobienski’nin heykeli bulunur.

Ciğerdelen’de Jan Sobienski Anıtı

 

Ciğerimizin daha fazla pare pare olmasına dayanamayacağımız için Budapeşte yolu üzerindeki ikinci durağımı olan Vişegrad’a gittik. Muhkem bir yerde inşa edilmiş kalesinden Tuna’nın çizdiği kavisi dakikalarca seyreyleyip kalede geleneksel yaylarla ok atışı yapıp tahta hedeflere baltalar fırlatarak kendinizi bir savaçı gibi hissetmeniz gayet mümkündür.

 

Eger’de Sonsuz Minare

 

Yağmurlu havalarda ettiğimiz

dualar birleştiriyor bizi.

Ecdadın atlarıyla çiğnediği topraklarda

kolkola yürümek birleştiriyor bizi.

Kısık ve öksüz bir minarenin önünde

çağıldayan ezanlar birleştiriyor bizi.

Şehzade Cem’in gözünden akan

bir damla yaş birleştiriyor bizi

Mohaç’ın, Estergon’un, Budin’in, Tuna’nın,

akıncıların türküleri birleştiriyor bizi.

 

Budapeşte’nin 135 kilometre kuzeydoğusunda, Eger Çayı kıyısında ve Bük Dağı eteklerindeki Eger’in Osmanlı dönemindeki adı Eğri’dir. Osmanlı orduları tarafından 12 Ekim 1592’de fethedilen Eğri, 14 Aralık 1687’de Habsburglar tarafından geri alınmıştır. Osmanlılar döneminde kalenin karşısına inşa edilen Kethüda Camii zamanla yıkılmış, ancak minaresi günümüze kadar muhafaza edilmiş ve şehrin sembolü haline gelmiştir. Bütün Macaristan’da da “Eger Minaresi” olarak isim yapmıştır. Bu minare Avrupa’nın en kuzeyindeki Osmanlı eseri olarak tanınır ve Macar hoşgörüsünün tipik bir örneğini teşkil eder. Şehrin merkezinde ise Osmanlılara karşı savaşan Macarların ünlü komutanı Dobo Istvan’ın anıtını görmek mümkün.

 

Eger Kalesini Osmanlı ordularına karşı koruyan Egerliler, Macar edebiyatında ilkokul döneminde okutulmaya başlayan Geza Gardonyi’nin “Eğri Yıldızları” (Egri Csillagok) gibi, birçok esere konu olmuştur. Kaledeki müzede savaş sahneleri, top sesleri ve yeniçerilerin Allah Allah nidalarıyla canlandırılmaktadır. Eger belediye binasının önünde ise Osmanlı Macar çatışmasını simgeleyen, kılıçlarını çekmiş Türk ve Macar atlılarının heykeli yeralır.

 

Bilim Şehri Peç

Peç, Osmanlı döneminden birçok eser ve kalıntının kaldığı bir şehirdir. Ünlü Osmanlı tarihçisi İbrahim Peçevi’ye adı, doğum yeri olan Peç’e atfen verilmiştir. 1367 yılında Kral Lajos’un ilk Macar üniversitesini kurmasıyla bilim ve eğitim merkezine dönüşmüştür. Mohaç Savaşı’ndan sonra Peç’i fetheden Osmanlılar çok sayıda cami, hamam, medrese, çarşı, türbe ve anıtlarla burayı tam bir Osmanlı şehri haline getirmişlerdir. Burada günümüze kadar ulaşan camiler arasında Gazi Kasım Paşa Camii, katedral olarak kullanılmaktadır. Ancak içeri girildiğinde sağ taraftaki duvarda Fatiha suresinin hala korunduğu görebilirsiniz

 

Zigetvar/Adakale

Peç’ten yola çıkıp Hırvatistan sınırına doğru 40 kilometre gidildiğinde Zigetvar’a varılır. Kanuni’nin 73 yaşında son seferi olarak bilinen Zigetvar, buraya her gelenin hep genç anıldığı bir yerdir. Zigetvar Kale Komutanı Zirinyi Miklos ile Kanuni’nin kabartmalarının olduğu anıt bir zamanlar savaşan toplumların ortak paydalarını düşündüklerinde bu ilişkilerini dostluğa dönüştürebileceklerinin nişanesidir.

 

Söze başladığımız şair Nazım Hikmet’in dizeleri tekrar Macaristan’a gitmek üzere bizim elvedamız olsun.

 

……

Hoşa kal,

götürüp koydum Gellert Tepesi’ne

senin kır çiçeklerini Macar toprağı

kendi halkım adına.

 

Hoşça Kal,

başaklarına tane,

hayvanlarına besi,

çeliğine kuvvet,

insanlarına bahtiyarlık dilerim.

Hoşça kal.

Belki yine gelirim.

Belki ömür vefa etmez.

Ama bilirim, gün olacak, bilirim,

senden bize, bizden sana misafir gidilip

gelinecek,

BİR BAHÇEDEN BİR BAHÇEYE GEÇER GİBİ.




One thought on “Bir Bahçeden Bir Bahçeye Geçer Gibi: Macaristan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir