Birikim Müzeye Dönüştü… Bursa’nın Yeni Müzesi: BURSA BIÇAK MÜZESİ


Aziz ELBAS

Kadim toplumların en önemli özelliklerinden birisi dinamik ve bir o kadar da zengin kültürel yapılarıdır. Kendilerine özgü kültürel yapı içerisinde giyim kuşamdan geleneksel yaşam ilkelerine, folklorik özelliklerinden geçmişden bu güne seslenen tınılara, müzik kültürlerine kısacası yaşamın her bir noktasına nüksetmiş ayrılmaz parçalardır.

Uluslarası literatürde ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ olarak ifade edilen, bizim ‘Yaşam Kültürü’ olarak kısaca özetlediğimiz bu değerlerin bütünleyicisi niteliğinde tanımlayabileceğimiz diğer bir değerler bütünü de geleneksel üretimlerdir.

Geleneksel üretimler kültürel değerlerden alınan akıl ve toplumsal hafıza cevherlerinin emekle yoğrularak ortaya konulan somut değerleridir.

Bu somut değerler kimi ahşapta kendine yer bulur, kimi metalin her bir çeşidinde, kimi camda kimi ise taşın her bir çeşidinde. Bazen farklı materyaller kendi aralarında buluşarak başka başka şaheserler oluştururlar ustaların ellerinde.

Metalin ahşapla, metalin kemikle buluşarak bazen envai çeşit zengin taşlarla bezenip görücüsüne çıkan bıçak sanatında bunu en iyi şekilde görmek mümkün. Metalin ateşle buluşup örs ve çekiçle hasbihal edip kemik ve ahşapla tamama erdiği bu sürecin sonunda bütün toplumlarda farklı şekillerde de olsa her daim kendine yer bulan geleneksel üretim değeri genel ifadeyle bıçaktır.

Kadim ve zengin bir geçmişe sahip olan Bursa’da geleneksel üretimlerden çokça örnekler verilebilir pekala. Ancak söz dönüp dolaşıp ‘Bursa bıçağına geldiğinde artık sözün değil birbirinden değerli ustaların yüz yıllar boyunca dillerinde dualarla ritme dökülen örslerde yankılanan çekiç seslerine bırakır.

Tarihin derinliklerinden gelen geleneksel Türk demirciliğinin, Selçuklular’dan süzülüp geldiği aklın, Osmanlı döneminde fethedilen farklı coğrafyalardaki görgü, bilgi ve deneyimle bütünleştirilerek neşv ü nema bulduğu yerdir Bursa. O cihetle bir bakış açısıyla, bir nevi zirve, diğer bir başka bakış açısıyla yeniden doğuştur.

1326 yılında fethedilen Bursa’da surlar içerisine sıkışan kent, surların dışına yamaçlarına yeniden kurulur. Bununla birlikte zaman içerisinde dünya ticaretine yön verecek Bursa çarşılarının nüvesi Orhan Bey Külliyesi de bu bölgede oluşturulur. 1332 yılında Bursa’ya gelen seyyah İbni Batuta Bursa çarşısından söz eder. Örslere vurulan ilk çekiç sesleri oluşturulan bu külliyenin çevresinden gelmiş olması muhtemeldir. Tarihi kayıtlarda Orhan Hamamı’nın Bıçakçılar Hamamı olarak da anılması bunu doğrular niteliktedir.

Türk ve İslam coğrafyasın her bir yanında ilim adamları, dervişler ve zanaatkarlar bu yeni İslam beldesine akın akın gelirler. Gelenlerin içerisinde pek tabidir ki farklı meslek dallarında işlerinin erbabı ustaların yanında pazuları güçlü, işinde maharetli demirci ustaları da vardır.  Zaman durulacak zaman değildir, zaman gaza zamanıdır, zaman fütuhat zamanıdır. Gözüpek, bileği güçlü yiğitlere keskin kılıçlar, rüzgar uğultusuyla düşmanı ürküten oklar ve her türlü savaş aletine ihtiyaç hasıldır.

Orhan Cami’nden yükselen müezzinin yanık sesiyle okuduğu ezan sesine değin çekiç sesleri susmaz olur. Fetihler muştulandıkça çekiç sesleri daha bir aşkla vurulur  ‘Hu’ ve ‘Allah’ ritimleriyle…

Osmanlı sınırları genişledikçe Bursa çarşılarında üretilen kılıçların, bıçakların okların namı daha bir duyulur olur. Anadolu’nun en ücra köşesinden Balkanların içlerine değin her bir diyarda bu nam alıp başını gider. Hanlara, Sultanlara bir birinden değerli kılıçlar yapan Bursalı maharetli ustalar, hanım sultanların ibrişim kuşaklarını da birbirinden değerli taşlarla bezenmiş hançerlerle süslerler.

Selçuklulardan miras Ahilik teşkilatının Bursa’da gelişip güçlenmesiyle daha bir disiplin ve kalitede yapılan çalışmalar demirci esnafı dolayısıyla bıçakçı esnafının da gelişmesine etki eder. Osmanlı coğrafyasının farklı bölgeleriyle ve hatta bu sınırları aşan bilgi deneyim ve hatta karşılıklı ticarette bu ürünlerin de kullanıldığı ihtimaller dahilindedir.  15. yüzyıldan itibaren Bursa’yı adeta yolgeçen hanı yapan yabancı gezginler Bursa çarşılarının zenginliğini öve öve bitiremezler.

16. yüzyılda maden işleme ve silah yapımında çalışma yapan atölyeler ve çarşılar ana merkezin belirli yerlerinde kendilerine yer bulmuşlardır.

Bıçakçılar Çarşısı: Emir Hanı çevresi ile Tahıl Hanı civarlarında

Demirciler Çarşısı: Balık Pazarı ve Saltanat Kapısı civarında

Bakırcılar Çarşısı: Çarşı merkezinin batısından kapalı çarşıya doğru olan bölümde.

Saraçlar Çarşısı: İvaz Paşa Çarşısı’nın batısı kısmında

Nalbantlar: Tahtakale Yoğurt Hanı’nın yakınlarında

Nalçacılar: Kavaflar Çarşısı’nda

Bursa’da bu deneyim güçlü hafıza ve güçlü esnaf teşkilatı Balkanlar’ın fethiyle birlikte bu yeni fethedilen beldelere aktarılır. İstanbul’un fethiyle birlikte buraya aktarılır. Özellikle Samakov, Filibe ve Saraybosna önemli merkezler haline gelir. Osmanlı coğrafyasının geliştiği her bir beldede bu güçlü hafızanın etkilerini görmek mümkündür. Bunlardan özellikle Şam kısa zamanda bulunduğu bölgenin en önemli merkezi konumuna gelmiştir.

Osmanlı tarihi boyunca ordunun ihtiyaç duyduğu, ok ucu, kılıç, kama, mızrak, kalkan ve balta gibi her nevi silahın en önemli tedarik merkezi hüviyetini Bursa korumuştur.

Yeniçeriliğin kaldırılmasıyla Bursa’da bıçakçılığın formatında değişiklikler gözlenir. Ekmek bıçağı, sofra bıçağı, meyve bıçağı ve kebap bıçağı gibi yeni ürünler olarak kendini gösteren bu değişimin merkezi ise Karakadı Cami ile yakınında yer alan Dağıstan Bıçakçılar çarşısı idi. Kafkas harbiyle birlikte bu bölgelerden Bursa’ya yerleşen aileler Bursa bıçağına yeni bir soluk getirmiştir. Bıçakçı esnafı genelde üç ayrı kolda kurumsallaşmış idi. Bunlar; Bıçakçılar, Çakıcılar ve Testerecilerdir.

Her usta ürettiği ürünün üzerine imzasını muhakkak atar, bunun yanında özel müşterilere üretilen ürünlerin üzerine sipariş verenin ismini yazmak adetten idi. Bunu birçok koleksiyon bıçak ve kılıçta görmek mümkündür.

Nitekim Büyükşehir Belediyesi Bursa Kent Müzesi koleksiyonunda yer alan Saray Bosna Çengiç Ailesi’ne ait 19. Yüzyıl Osmanlı kılıcı üzerinde Balçağı pirinçten olan, altın kakma tekniği ile “Allah’a havale ettim anlamında” “Tevekkelt-ü al’Allah”, diğer yüzünde; ustası “Ameli Abdullah”, sahibi “Yusuf ibn-i Ahmet” yazısı yer almakta olduğu görülür.

10 yaşında başlayan Yamaklık süreci ile mesleğe adımlarını atan çocuklara, ardından 1001 gün sürecek çıraklık eğitimleri boyunca iyi ahlak üzere yetişmeleri öncelikli hedefi ile 124 görgü kuralı öncelikle öğretilirdi.

Bu düstur üzere yetişip ustalık seviyesine gelen bir usta adayı 740 kuralı bilmesi gerekirdi.

3 yıl titiz ve bir o kadar da zorluk derecesinde geçen kalfalık süresini doldurup ustasından geçer not alarak en üst mesleki kıdem olan Ustalık mertebesine gelen kalfa bir nevi diploma töreni olan ‘Şet Kuşatma/Peştamal Kuşatma’ töreniyle onurlandırılırdı. Bıçakçı esnafının şet kuşatma törenlerinde yapılan “Usta Duası”nda bıçakçıların pirleri Hazreti Davud Aleyhisselâm, Ebül Fethi Abdullah Hazretleri’nin ve gelmiş geçmiş bütün bıçakçı ustalarının ruhlarına Fatiha Sûresi okunması usuldendi.

Ustasının, yetiştirdiği mesleğin yeni ustasına açacağı dükkanda kullanması için malzemeler hediye etmesi başka bir incelikti.

1827 yılı tarihi vesikalarında Bursa şehrinde 117 esnaf grubundan 30’u bıçakçı esnafı grubu olduğu görülür.

Osmanlı döneminde yayınlanan nizamnamede şu ifadeler yer alır: Demirciler de gözlene. İşledikleri demiri kalp işlemeyeler ve illet (özürlü) etmiyeler. Ve kazancılar dahi gözlene. Kazanın ve haranın kulpunu demirden değil bakırdan yapalar. Ve kalaycılar kalayladıkları nesneyi gayet iyi kalaylayalar kalp ve illet etmeyeler.

Ve bıçakçılar dahi gözlene. Dımaşkî (Şam işi) diye Frengi (Avrupa işi) işlemeyeler ve satmayalar. Cinsi cinsiyle salalar. Ve iğneciler dahi işledikleri iğneyi iyi işleyeler. Demir iğneyi Dımaşkî diye satmayalar.

 

İlki, II. Abdülhamid Han döneminde tahta çıkışının yıl dönümü 1 Eylül 1906 tarihinde Bursa Hamidiye Mekteb-i İdâdî-i Mülkî’sinde (Bursa Erkek Lisesi) diğeri ise Sultan Mehmet Reşat teşrifleriyle 1909 yılında açılan Bursa Sergilerinde Bursa’da üretilen envai çeşit sanayi ve emeği ürünler sergilenir. Bunlarda en ilgi çekenlerden birisi Bursa ipeği ve ürünleriyle Bursa bıçak ustalarının ürettikleri göz kamaştıran bıçaklar, kamalar ve kılıçlardır. 1909 yılındaki sergi sonunda Hayrettin Usta, Remzi Usta ve Kılıçoğlu İstavri Ustaya ödüller ve şehadetnameler takdim edilir.

Önce Kafkas Harbi ardından Balkan harpleriyle yaşanan göç dalgalarından en çok nasibini alan şehirlerin başında Bursa gelmekte. Göçün getirdiği daralmışlık ve yük kadar, göçle birlikte gelen zenginliği asla göz ardı etmemek gerek. Rumeli ve Balkanlar’dan gelen birbirinden değerli ustalar ‘Samakov” çeliği işleme tekniği ile birlikte Bursa’da bıçakçılık yeni bir evreye girer.

Günümüze değin süregelmiş birçok teknik aslında Bursa’ya ayrı bir zenginlik getirmiştir.

Günümüzde halen bu gelenekleri görmek mümkündür. Teknolojiye direnen Bıçağın ustaları yüzyılların ötesinden gelen maden işleme hafızasının verdiği özgüveni maharetli ellerinde yaşatmaya çaba sarf etmektedirler. Büyükşehir Belediyesi’nce her yıl düzenlenen ‘Bursa Bıçağı Tasarım Yarışması’ ile Bursa bıçağının marka değerinin korunarak tanıtılması, üreticilerin teşvik edilmesi, turizm değeri olarak Bursa bıçağının kullanılması hedeflenmekte. Bunun yanında yakın zamanda kapılarını ziyaretçilerine açan ‘Bursa Bıçak Müzesi’ Bursa bıçağını ve ustalarını taçlandıran oldukça önemli bir imza olarak tarihteki yerini alacaktır.

 

 

 

1924 VERİLERİNE GÖRE BELİRLENEBİLEN BURSA BIÇAKÇI ESNAFI

 

 

 

AŞAĞIDAKİ BÖLÜMÜ GÜZEL BİR ATATÜRK FOTOĞRAFI EŞLİĞİNDE KUTU YAPALIM. Mektubun orjinali de var fotolar içinde…

 

Dönemin ünlü bıçak ustalarından olan Remzi Sarıçetin ürettiği ve üzerine ismini işlediği Bursa bıçağını 1922’de Mustafa Kemal Atatürk’e, Ankara’ya göndermişti. Bu bıçak aynı zamanda Milli Mücadele’de Bursa olarak sizinleyiz mesajını taşıyordu.

Her kelimesiyle, her satırıyla Bursalı bıçakçıların onur nişanesi oldu Atatürk’ün yazdığı bu mektup. Demir denilince, çelik denilince, örs denilince Bursa vatan, Bursalı ustalar sanatkâr oldu. İşte o mektup;

 

 

Remzi Usta!

Eser-i san’atınız olan bıçakları, yalnız Bursalı bir Türk ustanın yadigarı olarak değil, san’ata karşı olan milli kabiliyetinizin delili gibi saklayacağım. Biz Türkler yüz sene evveline kadar her şeyi kendi çekicimizle, kendi örsümüz üzerinde vücuda getirir ve kendi çarşılarımızda kendi elimizle satardık. İşte bunun için büyük bir millettik.

Şimdi açılan yeni devir, demir devridir. Sizi bu devirde en büyük ustalarımızın arasında görmek ister ve tebrik ederim.

 

2.10.1922

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>