Böceğin İpeğe Yolculuğu


Dr. İsmail ŞEKER

İpek Böceğinin Yaşam Öyküsü” konulu kitaba yolculuğum, kentin simgesi olan ipek böceğinin yaşamını görsel bir dil olan fotoğrafla anlatmaya karar vermemle başladı. Öncelikle, son yılların yabancı yayınlarını tarayarak ipek böceği hakkındaki kuramsal bilgi eksikliğimi giderdim. Bu arada Türkçe yayınların azlığına da tanık oldum.

Geçmişte Bursa’da ipekçilik yapan birkaç kişinin yönlendirmesiyle ülkemizde yumurta üretiminde tek yetkili merkez olan KOZABİRLİK emekçisi, Ziraat Mühendisi Caner İlik ile tanıştım. Caner İlik ve sayıları ipekböceğinin yaşam evresine göre değişiklik gösteren ekibinin özverili, sevecen, içtenlikli çalışmaları ve yardım severlikleri beni fotoğraf projemde daha da kamçıladı. Bana olağanüstü düzeyde yardımcı oldular bu çalışmamda. Yetiştirdikleri çeşitli yaşam evrelerindeki ipekböceklerinden örnekler vererek onları eşimle evimizin bir odasında beslememizi sağladılar. Onlarla tül perdelerimize kozalarını örmeye değin varan çok sıcak ilişkilerimiz oldu paylaştığımız ev yaşamında. Böylece 6-8 haftalık yaşam süreçlerinde kısa zaman aralıklı pek çok değişim gösterdikleri için hekimlik işimin yoğunluğuna karşın her evrelerini fotoğraflayabildim. Gerektiğinde ipek böceklerimi iş ve ev arasında yanımda taşıdım. Makro fotoğrafların çoğunluğunu bu şekilde çekebildim. Çalışmamın ana iskeletini bana sağladıkları bu olanaklar oluşturdu. Aynı çevrede fotoğraf projesine değişik derecelerde katkıları olan görevliler ile tanıştım. İpek böceğiyle uzaktan yakından ilişkisi olmuş her birinin özgün öyküleri olan çok sayıda insan oluştu çevremde. Çalışmam 2 yıl sürdü. Ana çalışmamı 1. yılda, eksiklerimi de 2. yılda tamamladım. Büyük Şehir Belediyesi destekleriyle ‘İpekböceğinin Yaşam Öyküsü’ isimli bu konudaki ilk sergimi açtım. Bu sergiyi halk eğitiminde ve ipekböcekçiliği konusundaki tanıtım çalışmalarında kullanılmak amacıyla Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne armağan ettim. Bursa’da ilk kez düzenlenen uluslararası “İpekyolu” ve “Tarihi-Termal Kentler” etkinliklerinde serginin yeniden açılışı yabancı konuklar tarafından çok ilgi gördü.

Bu süreçte ipek böceği konulu,  bir çok farklı mekanlarda sergiler açmayı sürdürdüm. Dergilere yazılar yazdım. Televizyon ve salon söyleşileri yaptım. Bir çeşit ‘’İpek Böceği Misyoneri’’ gibi çalıştım. Bu konuda bilgi ve deneyim olarak olgunlaşmak beni kalıcı bir iz bırakmaya yönlendirdi. Bu olgu kitabın doğuşunu gündeme getirdi. Sıra bu öykünün kitaplaşmasına geldiğinde Büyükşehir

Belediyesi’nin ilgili bölümleri ile birlikte çalışılarak kitap basım aşamasına getirildi. İpekböceğinin uluslararası özelliği nedeniyle aynı kitap içerisindeki metinler Türkçe ve İngilizce olarak düzenlendi. Tüm bu çabaların sonunda kitap basılarak okuyucusu ile buluştu.

İpekböceğinin Yaşam Öyküsü kitabı tarihçe, biyolojik yaşam döngüsü, ipeğin endüstriyel süreci ve dut yaprağından ipeğe giden yolun öyküsü olarak 4 bölümden oluşmaktadır. Tüm bu öyküyü ipekböceği, dut yaprağı ve yazar kendi dillerinden dönüşümlü olarak anlatmaktadırlar. Bu kitabın oluşmasındaki sürecin her aşamasında katkıda bulunan, yardımcı olan ve Bursa kent kültüründe ipekböceğinin yeniden anımsanmasına güç veren herkese sonsuz derecede teşekkürlerimi sunuyorum. Ellerine, gözlerine ve yüreklerine sağlık diliyorum. Yaşamları, ipekböceği kadar üretken ve ipek kadar değerli olsun!

Kitabın asıl kahramanı olan ipekböceğinin kendi dilinden yaşam öyküsünün kısa bir özetini, kitabı okumadan önce sizlere sunmak istiyorum…

İPEK BÖCEĞİ VE KADIN

Bir kadın eliyle ilk kez tanışmam İsa’dan önce 6000 yılları. Çin Ülkesi’nin saray bahçesi. Ilık bir rüzgarla titreşen dut ağacı yaprakları ve ağaçta asılı kozamın bir salıncak gibi sallandığı akşam saatleri. Evcilleşmemi sağlayan, dut ağacının altında konuklarıyla çay içen ve titreşen yaprakların müzikal seslerini dinleyen Çin Prensesi. Kozamı dala asılı tutan birkaç ince ipek telin rüzgarın etkisiyle kopmasıyla, salınarak prensesin sıcak çayının içine düşüyorum. Prenses sıcak suda yumuşamış ve ipek ipliği yumağına benzeyen 5 katmanlı kozamı eliyle çayın içinden çıkarıyor. Parmakları arasında döndürerek inceliyor. Bir süre sonra kozamı oluşturan yaklaşık 1000-1400 metre uzunluğundaki ipek telin serbest ucunu fark ediyor. İpek telin ucunu çektikçe avucunun içinde ipekten bir küme oluşuyor. Bu rastlantı insanla, özellikle bir kadınla tanışmama neden oluyor.  Uzun yıllar Çin Ülkesi sınırları dışına çıkmama izin verilmiyor. Yıllar sonra ülke dışına evlenen bir genç kızın saçları arasında sakladığı yumurtalarımla Çin Ülkesi sınırları dışına çıkabiliyorum. Böylece tüm dünyaya yayılıyorum ve insan yaşamına karışıyorum.

6-8 hafta gibi kısa ömürlü, pek çok yeteneği olan minik bir canlıyım. Kum tanesi iriliğinde bir yumurtadan boyu 3 milimetreyi geçmeyen kara bebek bir tırtıl olarak doğarım.  26-27 günlük tırtıl yaşamımda sadece dut yaprağıyla beslenirim. Çok iştahlıyım. Bebeklik dönemimde, ağzım küçük olduğu için kıyılmış küçük parçacıklar şeklinde yiyebilirim dut yapraklarını. Büyüyünce bütün bir yaprağı kalın damarları dışında kısa sürede bitiririm. Beslenme ve büyüme dönemlerimde her zaman yanımda annelik içgüdüsü taşıyan bir kadın vardır. Beni besler, altımı temizler ve beni incitmeden ellerinde taşır. Hastalık geçirmeden erişkin tırtıl yaşıma erişince, gözlerinin içi mutlulukla dolar. Aşırı iştahlı oluşum, açlığımı gidermekten çok, kısa sürede ipek bezlerimde sıvı ipeği biriktirmek amaçlıdır. Yaprağı çemberler çizerek hiçbir kalıntı bırakmadan bitiririm.  Beslenirken özellikle erişkin tırtıl yaşımızda, yaprakları ısırma seslerimizle kendi yemek müziğimizi de oluştururuz. Bu süreçte yeniden güç bulmak için 1-2 gün süreyle 4 kez uyurum.  Her uyanışımda 1 yaş büyümüş olurum. Hastalıklardan korunmak ve ortamın nemini azaltmak için kullanılan kireç tozuyla beyaza boyandığım her uyku dönemimde bana dar gelmeye başlayan derimi yenisiyle değiştiririm. Atıklarımı temizleyen ve beni hastalıklardan koruyan yine kadınlardır. Tırtıl dönemi sonunda 5. yaşıma ulaşırım. Bu dönemdeki ağırlığım, doğum ağırlığımın 10.000 katına ulaşır. Rengim de ipek bezlerimde biriken ve onları şişiren ipek sıvısı nedeniyle kehribar rengine döner. Böylece tükettiğim tüm dut yaprakları bezlerimdeki bir protein olan sıvı ipeğe dönüşmüş olur. Yaşamımın sanat evresi başlar bu dönemde. Her canlı gibi neslimi sürdürmek isterim. Bu amaç için hazırlıklar yaparım. Önce her iki ipek bezimdeki sıvı ipeğin sadece yüzde 3’ünü kullanarak kozamı yerleştirebileceğim bir hamak örerim. Durmaksızın, bu hamak içerisine ipek duvarlı evimi örerek yerleştiririm. İç içe geçmiş 5 katmanlı kozamı, en dış katmandan başlayarak içe doğru örmeye başlarım. Her katman, başımla sekiz rakamı çizerek oluşturduğum mini ipek teli paketçiklerinin yan yana gelmesinden oluşur. En iç katmanı örmem bitince, son olarak kalan az miktardaki sıvı ipekten ergin evrem olan kelebeğe dönüşümümü içinde geçireceğim çok ince bir ‘ipek gömlek’ örerim kendime. Yaklaşık 1000-1400 metre uzunluğundaki ipek teliyle ördüğüm koza evim en önemli ürünlerimden birisidir. Örme işim bitince, evimin kapısını, kelebek olarak dışarıya çıkıncaya değin dış dünyaya kapatırım. Kozamın içinde dinlenmeksizin çalışmamı sürdürürüm.  Bakıcılarım olan kadınlar elleriyle kozama dokunduklarında veya kulaklarını kozama dayadıklarında içeride yoğun bir çalışma olduğunu hissederler. Bu sürede ben onları, onlar da beni özlerler. Kelebek olarak farklı bir biçimde kozamdan dışarı çıkışımı sabırsızlıkla beklerler. Koza içindeki gizemli yaşamım başlar böylece. Sanatçı yeteneğimi kullanarak ördüğüm koza içinde, ilk olarak tırtıl halime çok benzemeyen sert kabuklu krizalite dönüşürüm. Daha sonra ipek duvarlı evimde 2. bir başkalaşım geçirerek krizalitten kelebeğe dönüşürüm. Bu dönemde tek amacım, neslimi sürdürmek için evimden çıkmak, çiftleşmek ve yumurtlamaktır. Özenle ördüğüm kozamın uç duvarına salgıladığım eritici enzimle bir çıkış kapısı açarım. Koza dışına çıkıncaya değin erkek ve dişi ipek böceği olarak aynı işleri yaparız. Kozalarımızdan çıkarak dünyaya kelebek olarak yeniden geliriz. Erkek kelebekle çiftleştikten sonra yumurtalarımı bırakmak için uygun bir yer aramaya başlarım. Her an yanımda olan kadın bakıcılarım, banim için özel nişastalı kağıtlardan uygun ortamlar hazırlarlar. Önceleri sarı, sonra kahverengi ve birkaç gün içinde koyu gri renge dönüşen, sayıları 400-600 arasında değişen yumurtalarımı bir sanatçı titizliğiyle tek tek bu uygun ortamlara yerleştiririm. Tek katlı ve birbirlerine değmeyen yakınlıkta yerleştirdiğim yumurtalarım neslimin başlangıcıdır.

Ancak yaşamım her zaman doğal tasarımında gitmez. Kozamın içinde tüm bunları düşlerken, koza duvarını delip çıkmadan, krizalit evresinde yaşamım sonlandırılabilir. Neslimi sürdürme düşüm ve çabam bu noktada biter. Böylece insanın koza duvarımdaki ipeği kesintisiz olarak elde etme amacı, üreme içgüdümün önüne geçer. Bu noktadan sonra sadece bir ipek teliyim ben. İpek telim, çoğunlukla kadın elleri tarafından, kullanılacak amaca göre kat kat yapılır ve boyanır. Artık bu evreden sonra ipeğimle insan yaşamının bir parçası olurum. İnsan bedeninde giysi olurum veya çocukların üzerinde oynadığı halı olurum. Ameliyatlarda insan dokusuna karışan ipek iplik olurum. Kurşun geçirmez gömleğe ve bir çok sanat ürününün yapı taşı amaçlı kullanılan nesnelere dönüşürüm. İnsanla yaşar, insanla hareket eder, insanla solunum yaparım.

Ürettiğim ipeğin bedelini, yaşamımın sonlandırılmasıyla öderim. Ancak ipeğimle insan yaşamına karışarak onun enerjisiyle yeniden yaşamaya başlarım.  ‘İpek Böceği’ ismimin ‘İpek’ bölümü dilden dile söylenerek sürer. Artık ben ipeğimle insan yaşam sanatında ölümsüzleşmiş olurum. Bu olgu da beni teselli eder ve ölümsüzleştirir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>