BU TOPRAKLARIN KUCAK AÇTIĞI GÜZEL İNSANLAR


PROF. DR. YUSUF OĞUZOĞLU

Günümüz dünyasında müzeler sahip oldukları kentlere önemli bir değer katıyor. Müzeler hem korumacılık anlayışının yerleşmesine katkı sağlıyor hem de müze eğitimi(pedagojisi) yolu ile okullu gençlerin ve çocukların tarih, zaman ve değişim kavramlarını pekiştirmelerine destek veriyor. Bu bağlamda Bursa yeni bir müzeye daha kavuştu; Bursa Göç Müzesi. Bu eserin hazırlıkları iki yıl önce başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Recep Altepe, Bursa’nın kentsel düzenlemelerini tarihi kimliğine uygun biçimde gerçekleştirirken inşa ettirdiği müzelere ilaveten bir de göç müzesinin kurulmasını istediler. Sayın Başkan aslında on yıl önce Osmangazi Belediye başkanı iken tarafımdan Bursa’ya gelen göçmenler üzerine bir proje hazırlanıp sonuçlandırılmasını talep etmişti. Böylece Osmanlı arşivlerinden yararlanarak akademisyen arkadaşlarımızla yapılan iş bölümünün sonuçları “Bursa’nın Zenginliği: Göçmenler” (Ed. Zeynep Dörtok Abacı, Bursa: Osmangazi Belediyesi Yayını, 2008.) kitabının ortaya çıkmasını beraberinde getirdi. Bursa Göç Müzesi’nin senaryosu bu kaynak temeli üzerine bina edildi. Danışmanlığı tarafımca üstlenilen bu uluslararası değere ve zenginliğe sahip müzemiz, deneyimli bir ekip çalışması sonucu ortaya çıktı. Bu noktada elbette Sayın Başkan Altepe’nin yaptığı tercih ve konuyu sürekli takip eden yönetim anlayışı çok önemli. Ayrıca Aziz Elbas Büyükşehir Belediyesi’nin kültürel hizmetlerini koordine eden daire başkanı olarak deneyimlerini ve öngörülerini müze çalışmalarına yansıttı. Özellikle Bursa Kent Müzesi’nin kuruluşundan başlayarak bu k urumu koruyan ve işleten Ahmet Erdönmez diğer Bursa müzeleri gibi, Göç Müzesi’nin de bir bakıma mimarı oldu. Mekanı objelerle süsleme ve müzenin ruhunu ortaya çıkarma noktasında olağanüstü bir yeteneğe sahip Erdönmez, yoğun iş temposu içinde Göç Müzesi’nin ortaya çıkarılmasına önemli bir katkı verdi. Elbette bu gibi çalışmaların bir de mutfağı vardır. Müze danışmanı sıfatıyla tarafımca geniş bir kaynak, literatür ve saha araştırması gerçekleştirildi. Bursa Kent Müzesi’nin ve Büyükşehir Belediyesi Bursa Araştırmaları Merkezi’nin değerli uzmanları ile birlikte kent merkezinde ve ilçelerde sözlü tarih görüşmeleri yaparak göçmenlere ulaştık. Özellikle Kafkas ve Balkan göçmenlerinin yoğunlukta olduğu İnegöl çevresinde gerekli iletişimi sağlamamıza Saygıdeğer Necip Bilge çaba gösterdi. Elde ettiğimiz verilerin müze konsepti haline dönüştürülmesi sırasında mesai saatlerini gözetmeden, bilgilerini ve deneyimlerini uygulamaya koyan sanat tarihçi ve müze uzmanı Dilek Yıldız Karakaş’ı özellikle belirtmek durumundayız.

Bursa Göç Müzesi göçmenlerin öyküsünü taşıyan nostaljik bir kuruluş olmaktan daha öte bir anlam taşıyor. Göç ve göçmen konusu uluslararası birçok kuruluşça ele alınmakta, bu konuya çok kültürlülük anlayışı içinde eğilip bu değerli hazinenin yaşatılması bir insanlık görevi sayılmaktadır. Bir yöreye göç sonucu yerleşen insanlar elbette kendi geçmişleri ve yaşamları ile birlikte yerlerini aldılar. Kültür, toplumların tarihsel hayatı sürecinde oluşmuş, yaygınlaşmış ve kalıcı hale gelmiştir. Kültür ayrıca toplumsal kalıtımın özel bir anlatımı olarak nitelendirilir. Bütün değer ve davranışlar aileden, çevreden görerek, duyarak, okuyarak öğrenilir. Bu bağlamda göçmenler kendi toplumunun kültürünü taşıyan bir bakıma değerli bir hazinedir. Elbette yerel kültürler arasında doğal olarak ayrıntılarda farklar bulunur. Bireyin kendini hem doğup büyüdüğü çevrenin hem de yaşadığı milletin birer üyesi olarak görmesi kültürel farklılıklarda çelişki yaratmaz. Unutmamak gerekir ki milli kültüre renklilik ve canlılık veren bu yöresel özelliklerdir. (Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi – Türk Kültüründen Türkiye Kültürüne ve Evrenselliğe, İstanbul: Bilgi Yayınevi, 2005.) Kültürel çeşitlilik anlayışı içinde tüm kültürler saygıdeğerlikte eşittirler. Çağdaş toplumlar kültürlerarası diyalog ve farklılıkları tanımaya özen gösterirler. Bir sosyal grupta özel kültürlerin sosyal haklılık ve hoşgörü düşüncesi içinde yaşatılması gerekmektedir. Her topluluk kendi dilbilimsel, manevi ve sanatsal kültürüne sahiptir. Çok sayıda antropolog kültürel farklılıkları incelemektedir. Kültürel farklılık, insanların şu veya bu şekilde davrandıklarını açıklayan şeydir. Göçmenlerin adaptasyonu toplumla bütünleşmeleri için önemli bir aşamadır. Onları koruyarak dillerini, dinlerini, giyim ve kuşamlarını muhafazada onlara yardım edilmesi doğaldır. (Nicolas Journet (Haz.), Evrenselden Özele Kültür, Çev. Yümni Sezen, İstanbul: İz Yayıncılık, 2009.)

Bursa, göç müzesinin içeriğinden anlaşılacağı üzere 8500 yıldır göçmenlerin gelip yerleştiği, yerli unsurlarla kaynaştığı ve hep birlikte medeniyete ulaşmayı hedefleyen bir toplumsal yapı içinde olmuştur. Özellikle 700 yıl önce başlayan yoğun Türkmen yerleşmesi süreci içinde hem Ahmed Yesevi anlayışından hem de İslami “ehl-i zimmet” kuralından kaynaklanan bir cemiyet yapısı tesis edilmiştir. Ahiliğin özünde bulunan “kızgınken yumuşayabilmek, düşmanına bile iyilik edebilmek” ilkesi tasavvuf ehli tarafından yaşatılmış, ortaya çıkan bir arada yaşama anlayışı göçmenler için uygun bir hayat sahası meydana getirmiştir.

Günümüzden 8500 yıl önce Bursa yöresinde ilk uygarlığı kuran insanlar Güney ve Orta Anadolu’dan göç etmişlerdi. Akçalar, Ilıpınar, Barçın höyüklerinde ortaya çıkarılan buluntular bu Neolitik toplumların varlığını ve kültürünü yansıtıyor. Göç Müzesi ziyaretçilerine bu ilk göçmenleri tanıtmakta.

İkinci göç dalgası Bitinlerin ve Tırakların 3000 yıl önce yerleşmesi ile sonuçlanmıştır. Bursa çevresinde Bitinya ve Misya denilen iki yerleşim alanı ortaya çıkmış. Bu göçmenler Neolitik kültürü yaratan eski halkla birlikte yeni bir toplum yarattılar. 2600 yıl önce ise bu kez Ege diyarından gelen kolonistler Marmara kıyılarında Bursa yöresinin tarımsal ürünlerini, kerestesini, Marmara adalarındaki mermer zenginliğini satın almak üzere liman şehirleri kurmuşlar. Kios (Gemlik), Apameia ( Mudanya) ve Kyzikos (Erdek) bu şekilde kurulmuştur. Bu gelişme elbette Bursa’nın en eski halklarının Ege uygarlıkları ile tanışmasını, daha da medenileşmelerini beraberinde getirmiş. Bursa şehrinin kurulması ve ardından gelen Roma dönemi elbette yoğun bir göç içinde gerçekleşmemiştir. Ancak Bursa gibi nadide bir kentin fiziksel temellerinin atılması Roma’nın meydanları, tiyatroyu, su sarnıçlarını, kaplıcaları tesis eden anlayışı bu dönemin belli başlı özelliğidir. Ayrıca Roma çağında Hıristiyanlığın yayılması daha önce yöreye göç eden tüm unsurların yeni bir kimliğe geçip Ortodoks kilisesinin etkisinde “Anadolu Rum’u” (Rum= Roma’dan) denilen kaynaşmış bir yerli topluluğu ortaya çıkarmıştır. Roma’dan sonra Bursa şehrinin eski önemini kaybettiği, tenhalaştığı söylenir. Bu arada Yahudi, Ermeni ve Kıbti (Roman) toplulukları çok fazla olmasa da toplum içinde kendi kimlikleriyle yer almışlardır. Bursa Müzesi bu yörenin geçmişinde var olan bu gibi toplulukları da kısa tarihleri, bu taraflara nasıl geldikleri ve kısa kültürel özellikleriyle tanıtmaktadır. Bu anlayış aynı zamanda müze ziyaretçileri olarak hedef kitleyi teşkil edecek öğrencilerimizin görerek, dokunarak geçmişi öğrenmelerine katkı sağlayacaktır. Bu yüzden Göç Müzesi’nde yer alan bilgilerin belirli bir kaynağa dayanmasına, sağlam bir literatürden elde edilmesine, tartışma yaratmayacak doğrulukta olmasına dikkat edilmiştir.

Bursa ve çevresine gerçekleşen Türkmen göçünün neden olduğu sosyal ve kültürel sonuçlar Bursa göç tarihinin bütünü içinde önemli bir yere sahiptir. Bildiğimiz gibi Osman Gazi 1303 yılında Bursa yöresi tekfurlarını Dimboz’da yenilgiye uğratınca uçta birikmiş Türkmen kitleleri akın akın bölgeye yerleştiler. Kızık köyleri, Mirzaoba ve Kaymakoba gibi Yörük obaları bu sırada yurt tuttular. İç Anadolu Bölgesi’nin güvensiz ortamından kaçan Ahiler medrese kültürünü yaşayan fakihler (fıkıh uzmanları) çiftçiler, Yalova sahillerinden Ulubat’a kadar olan alana yerleştiler.

Bursa Yıldırım Beyazıt Döneminden başlayarak transit ticarette Tebriz’in yerini aldı. İpek yolu Bursa’ya kadar uzanmış, şehrin İran ve Orta Asya çevreleri ile ilişkisi artmıştı. Bu arada Bursa bir Baharat antreposu haline gelmişti. Birdenbire 40.000 nüfusa ulaşan şehir bir cazibe merkezi oldu. Emir Buhari (Emir Sultan) Buhara’dan, Geyikli Baba, Postinpuş Baba, Abdal Murat gibi daha en baştan dervişleri ile Bursa’ya gelen Yesevi uluları yanında birçok kültür erbabı Ortadoğu’dan, İran’dan ve Türkistan’dan Bursa’ya yerleşti. Bu dönemin Bursa’sına ayrıca Bursa’ya ham ipek getiren Acemler ile Kazerunî Dervişleri de yerleşmişlerdi. Bu ipek yolu üzerinde bulunan Sivas’tan da (Sivasîler) gelip birer mahalle kurdular. Bursa’da ayrıca kendilerine Horasan Erenleri denilen Yeseviye mensupları da vardır. Tebrizli mimar ve ustalarında Yeşil Külliye gibi önemli yapıtlara katkı sağladıklarını biliyoruz. Artık bir dünya merkezi haline gelmiş Bursa’ya her taraftan yönelen küçük ama değerli göç dalgaları da Göç Müzesi’nde ele alınmıştır. Günümüzden yaklaşık 200 yıl önce üç kıtadaki Osmanlı topraklarından hayat düzenleri bozulmuş insanların Bursa’ya doğru yönelmeleri ayrı bir hikayedir. Tüm bu insanlara Bursa kucak açmış ve bunun sonucu Bursa’nın günümüzde hayat süren değerli toplumu ortaya çıkmıştır. Önce Kırım Tatar Türklerinin göçleri başladı ve dalgalar halinde yaklaşık 150 yıl devam etti. Tatar Türklerinin sürgününe ve Bursa yöresinde iskan edilmelerine yer verilmekte, onların zengin kültürleri hakkında müze ziyaretçileri bilgilendirilmektedir. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Rusya, Kafkasya’daki Müslüman halka karşı baskı ve yıldırma faaliyetini başlatmıştır. Kafkasya’da çok farklı etnik toplulukları birleştiren İslam kardeşliğiydi. Kuzey Kafkasyalılar içinde Kabartay, Abaza, Adige gibi Çerkes kökenliler, Nogay, Kumuk, Karaçay, Balkar gibi Türk kökenliler ve Lezgirt, Çeçen Osetin, Avar gibi diğer bölge halkları vardı. Rus kaynaklarına göre 1858-1862 arasında 80.000 1864 yılı boyunca 552.000 Çerkes Osmanlı topraklarına göç etti. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı (93 Harbi) büyük bir göç dalgasına sebep oldu. Bursa merkez ve kazalarına Rumeli, Batum, Tatar, Bosna ve Kafkas göçmenleri yerleştirildiler. Bursa merkezde Rusçuk Selimiye, Vidin, Kamberler, Tırnova, Cuma-i Cedid (Yeni Cuma), Mecidiye, Mollaarap, Namazgah, İhsaniye mahallelerinde 2741 hane yerleştirildi. Ayrıca Fethiye, İhsaniye, Ümitalanı, Ermiri, Nilüfer, Maksempınarı, Geçit, Hüseyniye, Hançerli, Teşvikiye, Kumlukalanı köyleri kuruldu.

Bursa Göç Müzesi içinde Balkan Savaşı Göçmenleri’ne de özel bir yer ayrılmıştır. 1912-1913 Balkan Savaşı yıllarında Yugoslavya-Makedonya’dan Türk askeri ile birlikte çekilen Türkler ve Müslümanların göçü önemli bir dalga halinde Bursa’ya da yansıdı. Sadece Kosova’dan 20.000, Piriştine civarından 5000, Arnavutluk’tan 100.000 kişi bu sıralarda katledilmiş, katliam korkusuyla insanlar göç etmek durumunda kalmıştır. Bu yıllarda 20.853 göçmen Batı Trakya ve Makedonya da dahil olmak üzere kadim Rumeli topraklarımızdan Hüdavendigar Vilayeti’ne (Bursa) yerleştirilmiştir. Bu göçmenlerin öyküsü fotoğraflar ve sözel bilgilerle canlı bir şekilde dile getirilmiştir. 1923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Anlaşması uyarınca Yunanistan topraklarında yaşayan Müslümanlar, bir yıl sonra Türkiye’ye göç ettiler. Drama, Selanik, Langaza, Vodina, Kılkış ve çevresindeki köylerden kalkan göçmenler vapurlarla hareket ettiler. Girit’ten, Preveze’den ve bazı Ege adalarından da göçmen geldi. Bursa yöresindeki mübadillere ilişkin yeterli bilgiye sahibiz. Bunların sayısının 32.075 olarak verilmektedir. Mübadillerin taşıdıkları kültür ile yoğun olarak yerleştikleri alanlardaki yeni hayatlarını yansıtan araştırmalar mevcuttur. Bursa’ya gelen 7082 mübadil göçmen ailesine 5.315 ev 719 dükkan, 1844 arsa, 15.221 dönüm toprak, 4.445 dönüm bağ, 33.885 dönüm bağ/zeytinlik dağıtılmıştır. Mübadillerin göç öyküsü ve kültürel zenginliği de Göç Müzesi’nde özel bir yere sahiptir.

Bursa’ya Cumhuriyet Dönemi’nde de göçmen yönelişi devam etmiştir. Önce Bulgaristan ve Üsküp yöresinden Arnavutlar ve Pomaklar gelmiştir. Bu sırada Orhangazi’nin Beşpınar, Vefa ve Cihanköy, Bursa’nın Turan, İnegöl’ün Lütfiye, İclaliye ve İnayet köyleri tümüyle Boşnaklar tarafından kurulmuştur. 1923- 1951 yılları arasında Bulgaristan Türkleri arasından gerçekleşen göç sonucu Bursa’da yeni köyler ve mahalleler kurulmuştur. Nihayet Bulgaristan’daki komünist rejimin yaptığı zulüm ve baskılar yüzünden 1990 yılı sonu itibariyle toplam 212.688 soydaşımız zorunlu göçe tabii tutuldu. Bu sırada Bursa’ya yerleşen soydaşların sayısı 52.997’ye ulaşmıştır. Soydaş Göçü denilen bu olay sözlü tanıklarla, fotoğraflarla, gazete haberleriyle Göç Müzesi’nde yer almaktadır. Göç Müzesi’nde ayrıca Türkiye’nin çeşitli illerinden, çeşitli sebeplerle göç etmek durumunda kalan insanlarımız da ele alınmıştır. “Gurbeti Bursa’da Yaşayanlar: İç Göç” başlığı altında özellikle 1970’lerden sonra göç eden yurttaşlarımız da elbette Göç Müzesi’nin konukları içinde değerlendirilmiştir. Günümüz Bursa’sı tüm göçmenlerin kültürel zenginliğini taşıyan canlı bir toplumsal yapıya sahiptir. Bu arada bir arada yaşama kültürü içinde Bursalı kent kimliği içinde geleceğe bakan bir Bursa ortaya çıkmıştır. Bu zenginlik tüm birikimleri birbirine tamamlayacak biçimde geleceğin inşasını kolaylaştıracak bir özellik taşımaktadır.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir