Bursa’dan İspanya’ya


Abdullah KARADAĞ

Seyahat için en uygun mevsim olan bir ayda Bursa, İstanbul, İspanya seyahatimiz başladı. Uzun bir uçak yolculuğundan sonra İspanya’dayız. 

Yola çıkmadan önce İspanya’yı(Endülüsü) okudum, tarihi sürecini araştırdım. 711 yılında Tarık Bin Ziyad’ın fethi ile başlayan İspanya’da, Paris’e 100 kilometreye kadar yaklaşan koca bir devlet, imparatorluk oluşmuş.

Özellikle en önemli şehirlerinden olan Kurtuba, Granada, Malaga, Sevilla’yı yoruluncaya kadar gezdik.

Kurtuba Cami 1200(bin iki yüz) direği olan bir cami. Kocaman bir eser. 400 direği yıkılarak katedral yapılmış. 800 kadar direği ile mihrabı ve mimberi bütün görkemiyle duruyor. Her köşesi ayrı bir güzellik. Kubbelerin görüntüleri farklı ve harika.

El Hamra Sarayı ihtişam, güç, zenginlik, medeniyet, bahçe düzenleri, havuzlar, saray oda salonları, havuzları vb. sarayın bütün duvarları (VELAGAZİBE İLLALLAH) yazılarıyla süslenmiş. Başınızı nereye çevirseniz
her yerde “ALLAHTAN BAŞKA GALİP YOKTUR” yazılarını görüyorsunuz.

Şehirlerarası seyahat ederken çevreye baktığımız da dağ taş zeytin ağaçlarıyla ile dolu olduğunu görüyorsunuz. Akdeniz iklimi hakim, her yer yemyeşil. Yol boyu güneş enerjisi tarlaları ile dolu. Şehirler planlı, düzenli, temiz, tarihi eserler ve çevreleri bakımlı.

Özellikle İspanyollar kendi tarihi eserlerini gözleri gibi korumuşlar. Sahip çıkmışlar. Bunun bereketini de dumansız sanayi olan turizmden çok para kazanarak görüyorlar.

Yaklaşık 800 yıl hüküm süren Endülüs medeniyetini yıkmışlar, yakmışlar, taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmamışlar. Tarumar etmişler. İzlerini silip yok etmişler. Fakat yıkamadıkları eserler bütün haşmetiyle ayakta duruyor.

Endülüs o dönemin ilim, bilim diyarı. Şehirler üniversitelerle dolu. İslam dünyasının şu anda bile ismi anılan Muhiddin İbn Arabi bilim ve tasavvuf dünyasına katkılarını bu topraklardan sunmuş. Astronomi alimi
Zerkali rasathane kurmuş.

İbn Rüşd kadılık yaptı, Aristo’nun eserlerini tercüme etti.

İbn Cübeyr dönemin ünlü şair ve yazarıdır.

İbn Tüfeyl, İslam filozofudur.

Bu topraklarda sayısız İslam alimi yetişmiştir. Katarak ameliyatı o dönemlerde yapılmıştır. Şu anda bile kullanılan ameliyat aletleri o dönemde yapılmıştır.

Üniversitede seçmeli dersim kütüphanecilikti. Dünyanın en büyük kütüphaneleri ve önemli eserleri bu kütüphanelerde bulunuyordu. Hocam şöyle bir kıssa anlatmıştı; Bir ilim adamı çok önemli bir kitabı arıyor.
Sonra onun müzayedede satıldığını öğreniyor. Açık artırmada kitabı bölgenin varlıklı bir insanı alıyor. Alim, kitabın kendisi için önemini anlatıyor. Kitabı satın alan kişi böyle bir kitaba sahip olmanın onuru bana
ait olacak diyor. Amma, sen benim evime gelip bu kitapla ilgili çalışmayı yapabilirsin diye müsaade ediyor.

Endülüs, dünyaya medeniyeti, mimariyi, şehirleşmeyi beraber yaşamayı öğretiyor. Endülüs’teki üniversitelerden diploma almak büyük bir şeref sayılıyor.

Tarık Bin Ziyad’la başlayan, gelişen, büyüyen, koca bir medeniyet kuran ülke, kısa süre sonra cihad ruhunu terk ediyor. İlim, bilim ve cihad ruhunun yerine saltanat, lüks, debdebe, israf, kısır çekişmeler, saltanat için baba oğul, kardeş kardeşe savaşlar başlıyor. Mikro milliyetçilik başlıyor. Aşiretçilik başlıyor. Bundan sonra bölünme, parçalanma, küçülme ve içe dönük mücadele başlıyor.

Kirli İsabel ve Fernando, Papa ve papazlar, şövalyeler, eşkıyalar el ele veriyor. Beraber hareket ediyorlar. Güçleniyorlar, organize oluyorlar. İçe dönük mücadele eden Müslüman padişahlar, beyler, hiç savaşmadan
şehirleri teslim ediyorlar.

Kirli İsabel ve Fernando’nun önünde diz çöküyorlar. Sekiz yüz yıllık İslam medeniyeti teslim oluyor.

Sonra yavaş yavaş bütün eserleri yıkılıyor, yok ediliyor. Teslim olan halk ya din değiştiriyor ya da kaçıyor. Yakalananlar öldürülüyor.

Camilerin yerine kocaman kocaman katedraller ve kiliseler yapılıyor. Ezan okunan minareler çan kulelerine dönüyor. Kirli İsabel ve Papa kilise ve katedral yaparken yine Müslüman mimari, mühendis, kalfa, usta ve işçileri çalıştırıyor. Bugün bile İspanya’nın bütün tarihi eserlerinde Müslüman mimarların izini görmekteyiz.

İstanbul’u fetheden atamız Fatih Sultan Mehmet Han, kiliseye, havraya, sinagoga hiç dokunmamıştır. Buraya sığınanlara kılıç vurmamıştır. Biz torunları da 21. yüzyılda buralarda ibadete müsaade ediyoruz. Bin ikiyüz direği olan Kurtuba Camiinde 21. yüzyılda iki rekat namaza müsaade edilmiyor. El Hamra Sarayı’nda bir mescit
bile yok!

Bizlere barbar diyen dünya, 800 yıl medeniyet süren Endülüs’te bir tek Müslüman bırakmamış, acı ama gerçek!

İspanya’yı gezerken iki gözlükle baktım, Birincisi bir ülkeyi geziyorsunuz. Tarihi yarım adada şehirler güzel, planlı, yeşilin her tonu var. Her yer park bahçelerle ve görkemli meydanlarla dolu. Ulaşım düzenli, tarih ve tarihi eserler canlı ve bakımlı, insanlar yardımsever ve güler yüzlü.

İkinci gözle baktığımızda; en acımasız soykırımın yaşandığı, İslam medeniyetinin bütün izlerinin silindiği bir ülke.

Gidelim, görelim, gezelim, ibret alalım. Ülkemize ve birbirimize sahip çıkalım. Çok küçük dünyevi menfaatler için kimseyi kırmayalım, küstürmeyelim, dışlamayalım. İkinci bir Türkiye yok, ikinci bir Bursa yok.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>