BURSA’NIN KÜLTÜR TARİHİNİ AYDINLATANLAR – 2 KAMİL KEPECİOĞLU


Prof. Dr. Mustafa KARA

Bursa Kütüğü bizim bir parçamızı, bizim dünümüzü insana, eşyaya dünyaya bakışımızı
anlatmakta, bir başka ifade ile zihniyetimizi açığa çıkarmaktadır. Güzellik ve çirkinliğimizle,
eşkıya ve evliya yönümüzle, bilgi ve cehaletimizle, nezaket ve hamakatimizle bizi tanıtmaktadır.
Çünkü mahkeme tutanakları bir toplumun aynasıdır.

1878 Girit/Hanya’da doğdu. Babası Ispartalı Halil Kâmil Efendi, annesi ise Sâfinaz Hanımdır. Kamil Kepecioğlu; babasının memur olması sebebiyle tahsilini Gebze, İzmir ve Edirne’de tamamladı. 1902’de Mekteb- i Harbiye’den mezun olduktansonra Manastır Askeri Rüşdiyesi Coğrafya Öğretmenliğine atandı. Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin’de İngilizlere esir düştü. 20 Temmuz 1919’da başlayan Bursa  Divan-ı Harb-ı Heyet-i Tahkikiyyesi
Refakat Katipliği görevi Yunan işgaline kadar devam etti. İstiklal Harbinde istihbarat alanında önemli hizmetler veren Kepecioğlu 1928 de İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir. Binbaşı rütbesi ile 1930 yılında emekli oldu.
1932’de Bursa Halkevi Tarih Komitesi Reisliğine getirilmesi ile Kamil Kepecioğlu’nun hayatında yeni bir safha başladı. Bursa Mahkeme Tutanakları (Şer’iyye Sicilleri) ile tanıştıktan sonra, tarihin derinliklerinden günışığına çıkartmaya
başladığı bilgileri Uludağ Dergisi’nde yayınlayarak kamuoyunun bilgisine sundu. 1934 yılında Başbakanlık Arşivi Tasnif Heyeti Reisi Muallim Cevdet’ten aldığı teklif üzerine İstanbul’a giderek söz konusu arşivde Tasnif Heyeti Azası oldu. Daha sonra başkan yardımcısı oldu.(1935-1937) Bu görevden ayrıldıktan sonra Bursa’daki çalışmalarına dönen Kepecioğlu, Bursa Kütüğü adını verdiği dokümanları on dosya halinde tamamladı ve bu çalışmalar Halkevi tarafından satın  alındı. İstanbul’daki son görev yeri Deniz Müzesi Arşivi oldu.

5 Ekim 1952’de İstanbul’da vefat etti. Karacaahmet mezarlığına defnedildi. Arşivciliğin dört kutbu Dünyanın sayılı arşivlerinden biri olan Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde yapılan her çalışmanın dipnot ve bibliyografyasında şu dört isimle karşılaşılır:

• Ali Emiri
• İbnulemin
• Muallim Cevdet
• Kamil Kepecioğlu

Türk arşivciliğinin “aktab-ı erbaa”sı (dört kutup) kabul edilen bu şahsiyetler, en zor işlerden biri olan sözkonusu arşivdeki belgelerin ilim alemine sunulması için büyük gayret göstermişlerdir. Kepecioğlu ayrıca Bursa Şeriyye
Sicillerinde yıllarca çalışarak elde ettiği bilgileri alfabetik düzen içinde bir araya getirmiş konu başlıklarıyla ilgili bilgileri de diğer kaynak eserlerden derleyerek bir nevi “Bursa Ansiklopedisi”ni bize armağan etmiştir.
1933’te Halkevi’nin çıkardığı tanıtım kitapçığında şu cümleleri okuyoruz: “…Tarihi eserleri ve Evkaf mahzeninde mevcut eski ve şer’i sicilleri tetkik eden Kamil Bey, tarih noktasından da birçok vesikaları çıkarmıştır.
800’e varan bu vesikaları ayrıca bastıracağız. Yalnız şimdiye kadar tarih noktasından faydalı birçok malumat ve tetkik mahsulleri bu broşürün mahiyetinde ayrı bir fasıl halinde konacaktır.” Bursa Halkevi tarafından yayınlanan Uludağ
Dergisi’nin Ocak – Şubat 1949’da çıkan sayısında Bursa Kütüğü’nün ek bir forma halinde verileceği haberi de gerçekleşememiştir. Bursa Kütüğü dört cilt halinde kaleme alınmış olan müellif nüshası 14 Mayıs 1958’de Halkevi’nden
Bursa Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesine aktarılmıştır.

Diğer eserleri şunlardır: 1. Bursa Hanları (Bursa 1935) 2. Bursa Hamamları (Bursa 1935)
3. Tarih Lügati (İstanbul 1952) (Server İskit tarafından yayınlanan Yeni Tarih Mecmuası’nın eki olarak verilmiştir.) Mustafa Everdi/Ali Birinci tarafından yeniden yayınlanmıştır. Ankara 1999. 4. Dört Asır Evvelki Fermanlar (Türk Tarih Kurumu tarafından satın alınan eser henüz basılmamıştır.) Uludağ Dergisi’nde (1935–1944) Kepecioğlu’nun şu araştırmaları yayınlanmıştır.
1. Türkler’de Spor,
2. Bursa’nın Eski Devirlerine Ait KayıtDefterleri,

3. Türkiye’de Merinos Koyunları,
4. İnegöllü İshak Paşa,
5. Timurtaş Paşalar,
6. Okçu Baba,
7. Fatih’in Hayatından Yapraklar ve Bursa,
“Bursa Şeriyye Mahkeme Kayıtlarından Toplanan Tarihi Bilgiler Ve Vesikalar” başlıklı makalesi Vakıflar Dergisinde(1940), “Yunus Emre Nerede Yatıyor” isimli yazısı ise Bursa Nilüfer Dergisinde (1945) yayınlanmıştır.

HER KİTABIN BİR KADERİ VAR
Kamil Kepecioğlu Bursa Kütüğü isimli eserini Bursa Şeriyye Sicillerini esas alarak diğer yazma ve basma eserlerden de istifade ile 30’lu, 40’lı yıllarda kaleme almıştı. Bursa tarihine ilgi duyanlar o yıllardan itibaren bu eseri yeni
harflere aktarmanın ihtiyacını hissetmişlerdir. Bursa Halkevi tarafından yayımlanan Uludağ Dergisinin Ocak–Şubat 1949 tarihli 93. sayısına bakanlar şöyle bir başlıkla karşılaşırlar: “Bursa Kütüğü’ne önsöz.”
R. Akbulut imzasıyla yayınlanan bu yazının bir kısmını okuyalım:
“Uludağ dergimizin geçen sayısından itibaren  neşre başladığımız Bursa Kütüğü adlı eseri Sayın Kamil Kepecioğlu hazırlamışlardır. Uzun ve yorucu mesai mahsulü olan bu değerli eseri Halk Evi satın almıştır. Fakat halihazırda bu eseri kitap halinde neşretmek imkanı olmadığından Bursalı aydınları mahrum bırakmamak için her sayıda Uludağ dergisine ek bir forma halinde neşre karar vererek işe başlamış bulunuyoruz. Bursa Kütüğü huruf-i hece sırasına göre yazılmıştır. Biz kütükte hiçbir değişme yapmadan aynen Sayın Kamil Kepecioğlu’nun yazılarını yayınlıyoruz. Her Bursalı bilgini ve hatta her Bursalı okuryazarı Bursalıların Bursa’yı öğrenmeleri için bu kütüğe ihtiyaç vardır. Bunun içindir ki Sayın Kamil
Kepecioğlu’nun mesaileri her türlü takdirin fevkindedir. Bu hususta Halk Evi başkanının da bir an önce neşri için Uludağ Dergisi’nde çıkmasını tacil edişi çok yerinde olmuştur. Kütüğü muntazam elde edebilmek için Uludağ
Dergisi’nin çıkışını takibe imkan bulamayacak olanlara kolaylık olmak üzere Uludağ Dergisi’ni fazla olarak tab ediyoruz. Her zaman istekliler Halk Evi bürosundan edinebileceklerdir. Kütük hazırlanırken Bursa sicillerindenve bahsedilen zevatın sıfatıyla ilgili eserlerden faydalanmış olan Sayın Kamil Kepecioğlu bize kütükle birlikte çok değerli Bursa bibliyografyası da vermiş oluyor ki bu husus ayrıca büyük bir değer taşır. Sayın Kepecioğlu’nun mesailerini minnetle anarız.” Uludağ Dergisi’nin akamete uğrayan bu teşebbüsünden yaklaşık 30 sene sonra Bursa Yazma Ve Eski Basma Eserler Kütüphanesi yöneticisi olan Mehmet Öz aynı eseri bazı maddeleri atlayarak yeni harflere aktarmaya
teşebbüs etti. Bir müddet sonra yürütemeyeceğini anladı. Yaklaşık otuz sene önce, 1987’de ise bir gurup arkadaşımla birlikte bu “bitmeyen hikaye”nin içine biz de dâhil olduk. Bu eserin yayınlanması gereğinden dostlarıma
her zaman bahsediyordum. Altmışlı yıllarda bu şehrin Millî Eğitim Müdürlüğünü 18 | Nisan 2016 | Sayı 18 yapmış olan Ertuğrul Seyhan Bey bir toplantıda bendenizi Bursa Ticaret Borsası Başkanı Rıza Aydın Bey ile tanıştırdı. Konuyu  kendilerine anlattım. “Basılması için üzerimize düşeni yaparız” dedi. Rıza Aydın’ın teşvikleriyle giriştiğimiz bu faaliyetin yirmi sene süreceğini nereden bilebilirdik! 4 ciltlik yazma esere son şeklinin verilmediğini bir nevi “müsvedde”
metinler olduğunu işin içine girince anladık. Bu durum çalışmaları zorlaştırdı ve ağırlaştırdı. Ama vazgeçmedik. Dr. Sefer Özdemir’in himmetiyle eserin bir fotokopi nüshasını temin ettim. Oniki kişilik bir ekip kurdum. Ellişer/
yüzer sayfa halinde ilk çalışmayı yaparak yeni harflere aktardık. Sonra beş kişi ile uzun yolculuğa çıktık; Hüseyin Algül, Osman Çetin, Mefail Hızlı ve Asım Yediyıldız. Çalışmalar belli bir merhaleye ulaşınca Türk Tarih Kurumu,
Uludağ Üniversitesi gibi bazı kurumlar da eserin basılması için katkı verebileceklerini ifade ettiler. Nihayet Kamil Kepecioğlu’nun doğumunun 130. yılında Bursa Büyük Şehir Belediyesi eserin basımını üstlendi ve 2009
yılında dört cilt halinde gün ışığına çıktı. Bu çorbada tuzu olan herkese teşekkür borcumuz var. Bir mühim görevimiz daha var: Bütün bu çalışmalardan güç ve bilgi alarakgüzel bir Bursa Ansiklopedisi hazırlamak. Bursa Kütüğü bizim bir parçamızı, bizim dünümüzü insana, eşyaya dünyaya bakışımızı anlatmakta, bir başka ifade ile zihniyetimizi açığa çıkarmaktadır. Güzellik ve çirkinliğimizle, eşkıya ve evliya yönümüzle, bilgi ve cehaletimizle, nezaket ve hamakatimizle bizi
tanıtmaktadır. Çünkü mahkeme tutanakları bir toplumun aynasıdır. Kepecioğlu, kültür tarihimizin temel meseleleriyle, siyaset tarihimizin tartışmalı konularıyla ilgili ciddi bilgileri büyük bir emek vererek bir araya
getirirken zaman zaman renkli/mizahi bilgiler de aktarmaktadır. Löp Löp Mahmut diye bir başlık açtıktan sonra “kim ve kimin nesi olduğu anlaşılamadı” gibi bir cümle ile bu maddeyi tamamlayan yazar Sağrıcı Sungur Mahallesini anlatırken u kelimenin zamanla langur lungura dönüştüğünü de kaydetmiştir. “Bu mahallenin muhtarına mahkemede sorulmuş adın ne, Langur Lungur demiş. Peki hangi mahallede oturuyorsun sorusuna ise şu cevabı vermiş: Şangur Şungur. Yazar zaman zaman edebî zenginlikleri kullanmayı da ihmal etmemiştir. “Bursa bir su şehridir” diye başladığı uzun “Su” maddesinde elli yedi su kaynağını ayrı ayrı tanıttıktan sonra Hasib Şeyh Ahmed’in 41 beytlik Miyahiye’sini ilave etmeyi unutmamıştır İşte bir beyt: Suların başı Pınarbaşı suyudur el hak Onu tercih eder cümle miyaha hükemâ. Müstakil bir kitapcık olabilecek uzunluktaki “Eşkıya” maddesi gibi çok uzun maddeler olduğu gibi, yarım satırlık maddeler de vardır. Kepecioğlu’nun vefatına düşürdüğümüz tarih şöyledir: Önce asker, muallim ve mükemmel tarihçi Osmanlı Arşivi’nde tasnif adı: Kepeci Bir arşivist çıkıp da kaydetsin tarihini Rahmete gitti: “HAY TARİHÇİ KAMİL KEPECİ” 1372 Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisinin Kâmil Kepecioğlu maddesini meşhur tarihçi Ali Birinci kaleme almıştır. (c.25.s,263) Kepecioğlu’nun topladığı tarihi malzemeyi kullanarak Bursa’nın tarihî dokusunu korumaya ömrünü veren zât ise Kâzım Baykal’dır. Bir sonraki sayıda onu tanıyalım.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir