DÜNYANIN KADİM ŞEHİRLERİ VE BURSA


Sefer GÖLTEKİN

Düş; görülünce rüya, kurulunca umuttur. Düş kurmak dua etmektir. Şehir-ler, iktidar yeteneği olanların umududur. Bir şehrin muhasara altına alınması, fethedilmesi, ele geçirilmesi, düşürülmesi, bir duanın fiiliyat kısmıdır.
Kimi şehirler inşa, kimi şehirler ihya edilip özgün bir duruş kazandırılarak yekdiğerinden ayrılırlar. Krallar, sultanlar, hanlar, beyler, devletlerinin sınırlarını genişletmek için girdikleri şehirleri inşa ve/veya ihya ederek abat etmiş-
lerdir. Bazı şehirler inşa ve/veya ihya edilerek devletlerin medeniyet ölçütlerinin uygulama,
geliştirme ve yayılma merkezi olarak kabul edilse de bazı şehirler imha edilerek tarih sahnesinden
silinmeye mahkûm edilmişlerdir. Başka bir açıdan baktığımızda şehirler suya benzer. Kap nasıl suya
şekil verirse, hâkim iktidar da şehirleri şekillendirir. Bu ikisi arasın- daki tek fark, kap
değişse de su özelliğinden bir şey kaybetmezken, iktidar değişimi şehir- lerde derin izler bırakır.
Bu yüzden tarihi mi- rası yoğun şehirlerin hikâyeleri yüzlerce hatta binlerce yıl öncesine uzanır.
Bir işaret taşı, bir deniz feneri, bir kutup yıldızı gibi yeryüzünün farklı noktalarından başını
uzatan bu şehirler değişen/dönüşen dünyanın belleği, şahidi ve başvuru kaynağıdır.
Osmanlı’nın, beylik döneminde çadır hayatı yaşarken kalıcı evler yaparak, sulak alanı ve geniş
ovası dolayısıyla ordunun Anadolu ve Ortadoğu seferlerinde kullandığı bir üs olarak inşa ettiği ilk
şehir, Yenişehir’dir.(1) Şehircilik anlayışının yansıtıldığı, İslam medeniyetinin estetik
kaygılarının ince ince işlenerek ihya edildiği ilk Osmanlı şehri ise Bursa’dır. Osman Gazi’nin 1316
yılında zabtına karar verdiği ancak ömrü yetmediği için oğlu Orhan Gazi tarafından on yıllık bir
muhasaranın ardından 1326’da alınan Bursa;(2) bu tarihten itibaren bir kutup yıldızı gibi sabit
kalıp, Osmanlı’nın, baba ocağı olarak teklifsiz girip çıktığı evi(3) olmuştur. Altı buçuk asır
boyunca, Fas sınır- larından doğuda Basra Körfezi’ne; kuzeyde Ukrayna steplerinden, güneyde Somali
ve Eritre’ye ve Mezopotamya’da Fırat’a kadar uzanan(4) bir alana yayılan imparatorluğa 130 yıl
boyunca başkent olarak hizmet ver- miş, İstanbul’un fethinden sonra unutulmuş gibi görünse de,
gönüllerdeki yerini daima muhafaza etmiştir. Tanpınar’ın ifadesiyle; “uğradığı değişiklikler,
felaketler ve ihmaller, kaydettiği ileri ve mesut merhaleler ne olursa olsun o, hep kuruluş çağının havasını

saklamıştır…”(5) Çünkü o, Sadrazam Keçeci- zade Fuad Paşa’nın ifadesiyle, “Osmanlı’nın
dibacesi”dir.
Osmanlı’nın şehir tasavvurunun ilk yansıma- sı olan Bursa’nın, medeniyet merkezi olma özelliğini
nasıl kazandığını anlayabilmemiz için şehrin kuruluşundan bugünlere uzanan inşa, imar ve ihya
süreci hakkında bilgi sahibi olmamız gerekir. Ancak daha öncesinde dün- yanın şehircilik geleneği
ile İslam medeniye- tinin estetik kaygılarıyla inşa edilen şehirlere kısaca değinmekte fayda
vardır.
Dünyanın en eski şehirlerinden olan Eriha, Biblos, Halep, Şam, Susa, Fey-yum, Sayda, Filibe,
Gaziantep, Beyrut, Kudüs, Sur, Erbil, Kerkük, Belh, Ati-na, Larnaka, Thebai, Cadiz, Varanasi gibi
şehirler milattan önce 1000- 9000 yıllarına kadar uzanan tarihleriyle,(6) şehircilik geleneğinin
referans isimleridir. Tabii bu liste uzatılabilir. Örneğin, Rayy, Harran, Arrafa, Yafa, Hanya,
Lizbon, Tuşpa, Sakız, Ecbatana(7) şehirlerini de ekleyebiliriz. Kimi uzun yolların kesişme
noktasında, kimi bir deniz kenarında, kimi bir adada, kimi bir çöl- de kurulmuş. Kimini ibadetin
merkezi, kimini ticaretin kalbi, kimini şehirlerin anası, kimini kültür ve sanatın şehri diye
anmışlar. Kiminde eşsiz mimari, kiminde ticari hayat, kiminde toplumsal hayatın farklılığı, kiminde
yaşam tarzının özgünlüğü öne çıkmış.(8) Bu şehirle rin her biri, tarihleri boyunca nice medeniyete beşiklik etmiş, nice kültürün harmanlandığı merkez olmuştur.

Şehirler, medeniyetlerin özü, özetidirler.
(9) Medeniyet, insanca yaşama çabalarının bir ürünüdür. Belirli bir coğrafyayı paylaşan insanların
hayat tarzlarının, yerelden evrense- le uzanan yolculuğunun adıdır. Her ne kadar antropologlar
medeniyetlerin doğuş ve yayıl- masını gelişme fikrine yaslasalar da, medeni- yetlerin sancılı
süreçlerin ardından doğduğu aşikârdır. Birçok medeniyet göç sonrası doğmuştur mesela. Hititler’in,
Frigler’in, Lidyalılar’ın, İyonlar’ın öykülerinin göçmekle başladığını biliyoruz.(10)
Dünyanın en eski yerleşim biriminin Mek- ke olduğu kabul edilmektedir. Kızıldeniz’in doğusunda yer
alan eski Hicaz bölgesindeki
bu kadim şehrin tarihi ilk insana kadar uzanır. İslam kaynaklarına göre bilinen tarihi İbrahim
Peygamberin, eşi Sare ile oğlu İsmail’i buraya yerleştirmesiyle başlar. İsmail büyüyünce birlikte
Kâbe’yi inşa ederler. Mekke’deki bu mabet insanlık için inşa edilen ilk evdir.(11) Mekke, içindeki
“ev” dolayısıyla kutsal bir şehirdir artık. Kudüs de böyledir. Süleyman Peygamberin inşa ettiği
Mescid-i Aksa da Kudüs’ü kutsallaştırır. Son peygamber Hz.
Muhammed döneminde, Mekkelilerin İslam inancına tahammülsüzlükleri ve bu doğrultu-
daki yaptırımları Müslümanları Yesrib’e hicret
etmeye mecbur bırakmıştır. Hicretin hemen ardından, Medine’de Mescid’i Nebevi inşa edilir. Bu
mescit dolayısıyla Medine, Müslü- manların kutsalları arasına girer. Medine’ye hicret bir yerde
medeniyete hicrettir ve bu olay diyalogun, hoşgörünün, bir arada yaşa- manın en güzel örneği olarak
tarihteki yerini alır. Tabii ki bu şehirler sadece içlerindeki mabetlerden dolayı kutsal kabul
edilmez- ler. Mekke’yi “Mükerreme” diye, Medine’yi “Münevvere” diye ve Kudüs’ü “Şerif” diye
isimlendiren Türkler, Mekke’yi ikram eden ve ikram edilen, Medine’yi aydınlanan ve aydın- latan,
Kudüs’ü şerefl en ve şerefl olan şehir diye tanımlayarak bu şehirlerin İslam ve Müslümanlar
ile kazandıkları güzelliklere dikkat çekmişlerdir.(12)
Allah insanı topraktan yaratmış ve yeryüzünü imara memur etmiştir.(13) Müslümanlar bu bilinçten
hareketle, İslam’ın yayılma sürecin- de girdikleri tüm şehirleri Medine merkezli şehirler olarak
inşa ve/veya ihya etmişlerdir. Böyle olunca, mumun etrafını aydınlatması misali, her biri bulunduğu
bölgenin merkezi olarak aydınlanan ve aydınlatan şehir olarak anılmışlardır. Örneğin Abbasiler
zamanında en parlak dönemini yaşayan ve bilimsel ve kül- türel hayatın yanında canlı bir ticaret
hayatı bulunan Bağdat, Moğollar tarafından talan edilinceye kadar bu işlevini sürdürmüştür.
17. yy.da Osmanlı eline geçen şehir, 1917’de İngilizlerin, 2000’li yıllarda ise Amerikalıların
işgaline uğramıştır. “Dünyanın yarısı” diye adlandırılan İsfahan 11. yüzyılda Selçuklula- ra
başkentlik yapmış, 13. yüzyılda Moğollar tarafından yıkılmış, 17. yüzyılda Safeviler tarafından
mimari anlamda ihya edilmiştir. Hakeza Buhara, Fustat, Semerkant, Harran, Basra, Kurtuba, İstanbul
ve Dımeşk gibi şehir- ler, farklı devletlere başkentlik yapmış, bir şe- kilde İslam Medeniyetinin
merkezi olmuşlardır. İslam Medeniyeti, Asrı Saadette sosyal geli- şimini tamamladıktan sonra,
müthiş bir hızla bilim ve kültür alanında gelişmeye başlamıştır. Bu baş döndürücü hızın sonunda
dünyanın çeşitli yerlerinde, zamanın çok ilerisinde olan medeniyetler oluşmuştur. Hulefa-i
Raşidinden sonra, Emevi ve Abbasilerle başlayan bu hızlı gelişim süreci, özellikle Ortadoğu’da
kurulan diğer devletlerle devam etmiş, bu akımın son temsilcisi de birçok şehri imar eden üç kıtaya yayılmış Osmanlı devleti olmuştur. (14)

Bugün ülkemiz sınırları içinde kalan yerleşim yerlerini toplu olarak gözden geçirdiğimizde ve
çağlar boyu süren gelişmeleri yakından izlediğimizde, belki dünyada en devingen toprak parçasının
Anadolu ve yakın çevresi olduğunu görürüz. Uygarlığın ilk izlerinin yaşandığı, ticaretin ilk
adımlarının atıldığı Asya, Avrupa, Akdeniz, Yukarı Mezopotamya coğrafyalarının birikimi, sonunda
gelip Ana- dolu’da düğümlenmektedir. Bir bakıma kültür yolu-ticaret yolu dediğimiz ağ da Anadolu’da
buluşmaktadır.(15) Hayatı boyunca yaklaşık 120 bin km yol kat eden Mağripli Seyyah
İbn Battuta Anadolu’yu anlattığı notların- da; “Bilâd-ı Rum (Anadolu) denilen bu ülke dünyanın en
güzel memleketidir. Allah Teâlâ, güzellikleri öteki ülkelere ayrı ayrı dağıtırken, burada hepsini
bir araya toplamış!”(16) de- mekten kendini alamaz.
Arkeolojik bulgular, “cennetten bir köşe” tabirini hak eden Bursa ve çevresinin çok eski çağlardan
beri yerleşimlere sahne olduğu-
nu gösteriyor.(17) Öyle ki, bilim adamları Phrygialılar, Mysialılar, Dolienler, Mygdonlar ve
Troilılar’ın Bursa ve çevresinde yaşayan farklı halklar olduğunu belirlemekle birlikte, yerleşim
sınırlarını kesin sonuçlarla açıklaya- mamaktadırlar.(18) Bölge, Bithynia Devleti kurulana dek,
Lidyalılar, Persler, Yunanlılar Chalchedon’lar gibi çeşitli kolonilerin ve ülke- lerin
egemenliğinde yaşamıştır. Çıkan savaş- larda bölge çok tahrip olmuştur. Kartaca Kralı Hanibal Roma
ile yaptığı savaşları kaybedince Bithynia Kralı Prusias’a sığınır ve gördüğü

itibar üzerine Prusias onuruna bir kent kurar. Kurulan kente Prusa adı verilir.(19)
Maalesef Bithynia döneminin kentsel kurgusu ve yapısal çevresiyle ilgili eski yazarlardan bilgi
edinilememektedir. Roma döneminden bahseden yazılarda ise Bursa ve civarında-
ki yerleşim yerlerinde kütüphane, hamam, avlulu evler, tapınaklar, kamu konutları,
su kemerleri, stadyum, hipodrom, tiyatro, ticaret yapıları ve mekanları yapıldığından
bahsedilmektedir. Doğu Roma döneminde ise Bizans yapılarının karakteristik örnekleri olan
tapınaklar, kiliselerden söz edilmektedir. Buna rağmen kaynaklar, hisar içinin yüzyıllar boyu
durağan kaldığından bahsederler.(20)
Müslümanlar ilk kez Abbasiler döneminde, Türkler ise ilk kez Selçuklular döneminde Bursa bölgesine
gelmişlerdir. 1097 yılında Haçlı Savaşları’na sahne olan bölge, yapılan savaşlarla tekrar Türklerin
eline geçse de Bi-zanslılar bazı anlaşmalarla 1326’lara kadar buralardaki hâkimiyetlerini sür-dürdüler.(21)
Malazgirt Zaferi’nden sonra Selçuklu Dev- letinin Anadolu’da Türk Birliğini sağlaması üzerine
Anadolu’ya göç eden Oğuzların Bo- zok Kolu’na mensup Kayı Boyu önce Ankara yakınlarına sonra Söğüt
ve Domaniç tarafı- na yerleştirilmiştir. 1281’de aşiretin başına geçen Osman Bey, 1299’da İnegöl’ü
alarak istiklalini ilan eder. Osman Bey sonraki 27 yıl boyunca, Bursa civarındaki İzmit, Adranos,
Kestel, İmralı, Akhisar, Lefke, Tekfurpınarı, Yenikale, Yanıkcahisar, Mudanya ve Karamürsel’i topraklarına katarak devletin büyüme-

sine zemin hazırlamış olur. Ancak Osman Bey’in devlet tasavvurunun merkezinde Bursa vardır ve
mutlak alınmalıdır. 1316 yı- lında başlatılan kuşatma hareketi on yıl sürer. Şehrin fethi, 1326
yılında Orhan Bey’e nasip olur. 1326 tarihi aynı zamanda Bursa’nın ve Bursa’ya benzeyen şehirlerin
inşa, ihya ve imar sürecinin de başlangıç noktası sayılır.
Bursa bu tarihten itibaren, İstanbul’un fethine kadar sadece bir “Osmanlı Başkenti” olarak kalmadı.
Büyük bir şehir niteliği kazanması
ve sürekli yenilenen ve genişleyen bir şehir olması noktasında sur dışına taşan yapılaş- masıyla
önemli eserler kazandı. Yeni oluşan mahallelerin yanında Orhan Gazi’nin yaptırdı- ğı külliye içinde
yer alan cami, imaret, med- rese, hamam ve bedesten devletin Bursa’ya yüklediği misyon gereği kısa
sürede üretim ve ticaret merkezinin çekirdeğini oluşturdu.(22) Orhan Gazi’nin kardeşleri ve
akrabaları tara- fından yapılan camiler, mescidler, medreseler, zaviyeler hamamlar ve evlerle Bursa
iyice genişledi.(23) Nilüfer Hatun’un daha sonra kendi adını taşıyacak çay üzerine yaptığı
ve ticaret kervanlarının her koşulda geçişini sağlayan köprü, Lala Şahin Paşa’nın yaptırdığı
dükkanlar (24) da Osmanlı’nın mimari anlam- da verdiği ilk örnekler olmanın dışında şehrin
gelişimini tetikleyen eserler arasındadır.
Bursa, fethedilmesinin üzerinden daha on yıl geçmeden bambaşka bir havaya bürünmüş- tür. Bu durum
Mağripli Seyyah İbn Battu- ta’nın gözünden kaçmaz. Bursa’nın güzel haber / dünyanın kadim şehirleri ve Bursa çarşıları, geniş caddeleriyle, bahçeleri ve gür çay-larıyla muazzam bir şehir olduğunu vurgulayan

seyyah, Orhan Bey hakkında da;
“Bursa’nın sultanı Osmancık oğlu İhtiyaruddin Orhan Bey’dir. Bu hükümdar Türk padişah- larının en
ulusu olduğu kadar, toprak, asker ve varlık bakımından da onların en üstünü bulunmaktadır. Yüz
kadar kalesi vardır. Çoğu zamanını bunları dolaşmakla geçirir ve her kalede bir müddet kalarak
durumlarını anla- mak, noksanlarını tamamlamakla meşgul olur. An-latıldığına göre, hiçbir şehirde
bir aydan fazla oturmaz, aralıksız olarak kâfirlerle savaşı sürdürür, onların kalelerini bir bir
kuşatarak fethedermiş!” der.(25) Bu bilgiden hareketle, Osmanlı’nın, bir şehri inşa, ihya ve
imarıyla askeri, siyasi ve ticari oluşum ve gelişimleri aynı anda yürüttüğünü anlıyoruz.
Orhan Gazi’den sonra idareyi ele alan Murad Hüdavendigar, Bursa’yı batıya doğru şekillen- dirme
arzusu doğrultusunda, Çekirge’de bir cami, bir medrese, bir imaret, kaplıca binası hamam, han
inşasının yanında su yolları yaptırmıştır. Orhan Gazi zamanında ticaret- haneler yapan Lala Şahin
Paşa, hisarda bir medrese ile Pazar yerinde bir han yaptırmış- tır. Şehrin doğu hududu ise Yıldırm
Bayezid zamanında gerçekleşmiştir. Edirne’de tahta çıkan Yıldırım, Bursa’ya gelip cami, medrese,
imaret, hamam, hastane inşasının yanında Akçağlayan suyunun şehre getirilmesini sağlamıştır. Damadı
Emir Sultan ise cami, medrese ve hamam yaparken Atpazarındaki büyük çifte hamam ile Kütahya Hanı
onun adına yaptırılmıştır. İnebey Subaşısı da Tah- takale civarına hamam ve medrese; Başvezir
Çandarlı Halil paşa ise maskem civarında bir
hamam ve gümrük hanı inşa ettirmiştir.(26)
Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan en önemli yapılardan biri ise Uluca-mi’dir ve daha önce
Anadolu’da yapılan çok kubbeli camilerin hiçbirine ben-zemeyen yapısıy- la(27) özgün bir eser
olarak tarihe damgasını vurmuştur.
Bursa’nın sembol yapılarından olan Yeşil Cami, medrese, türbe ve imaret ise Çelebi Sultan Mehmed’in
armağanıdır. Sultan Meh- med, Bursa’nın gözbebeği olan bu yapıların dışında, cami, han, çarşı ve
büyük binalarla şehri süslemiştir.(28)
Sultan II. Murad ise çekirge ve Hisar arasında kalan sahayı doldurmaya gayret etmiş ve
bu doğrultuda, cami, imaret ve medreseler inşa etmiştir. 1451 yılına kadar, en kalabalık
zamanlarını yaşayan Bursa, camiler, mektep- ler medreseler, çeşmeler, köprüler, imaretler,
hastaneler, hanlar, hamamlar, bedestenlerle devletin en mamur ve zengin piyasa yeri olmuştur.(29)
Bursa zaman içinde türlü talihsizlikler de ya- şamıştır. Bu talihsizlikler tarihi yapılar için ta-
miri imkansız etkiler bırakmıştır.(30) Özellikle 1402 yılında Timur ve destekçilerinin Bursa’yı
işgali şehirde büyük yıkıma neden olmuştur. Çelebi Mehmet’in müdahaleleri onun “devleti ikinci kez
kuran sultan” olarak anılmasını sağlamıştır.(31)
Celali isyanları, yangınlar, yüz-yüz elli yıl aralıklarla meydana gelen ve adeta Bursa’nın tümüyle
yok olmasına sebep olan deprem- ler Bursa’nın acı yılları olarak tarihteki yerini almıştır.(32) Ne ki, Osmanlı’nın ilk göz ağrısı

olan bu şehir her yıkılışın ardından yeniden yağa kalkacak dirayeti göstermiş, kuruluş çağının
havasını saklayan sırrını bugünlere ulaştırmayı başarmıştır.
Yunanlıların Bursa’yı işgalinde yaptıkları katliam ve yıktıkları yapıların haddi hesabı yoktur.
Yaşanan, savaş hukukuna aykırı bir süreçtir. Osman Gazi’nin türbesine girip hamle yapar gibi
kılıcını sallayan Sofokles’in; “Kalk ey koca sarıklı, Koca Osman! Kalk da torunlarının halini gör!
Kurduğun devleti yıktık. Seni öldürmeye geldim!” narasından sonra ayağını sandukanın üzerine
koyarak yanındaki fotoğrafçıya “çek bakalım bir Bursa hatırası” demesi işgallerin aynı zamanda bir
psikolojik harekat olduğunu göstermektedir. Bu işgal, sade Bursa’yı değil tüm ülkeyi yasa boğan bir
işgaldir. Akif’e; “…Çökük bir kubbe kalsın mabedinden Yıldırım Han’ın / Şena- atlerle çiğnensin
muazzam kabri Orhan’ın…” dizelerini yazdırmış,(33) TBMM kürsüsüne asılan siyah örtü Bursa’nın
kurtuluşuna kadar kaldırılmamıştır.(34)
1880’li yıllarda başlayan ve bugünlere uzanan toplu göçler de şehrin in-şasında belirleyici rol
üstlenen gelişmelerdendir. Bu göçler sonunda Bursa merkez ilçede 18 yeni köy, 15 de yeni mahalle
kurulmuştur. Gemlik´te 12 yeni köy, İnegöl´de de 32 yeni köy, üç de yeni mahalle kurulmuştur.
Bu tarihten itibaren Bursa göçlerle şekillenen bir şehir olmuştur. Özellikle 1970’li yıllarda
başlayan sanayi hamleleri dolayısıyla yoğun göçe sahne olan Bursa, 1987’ye gelindiğinde yüzde 20’lik bir kesim dışındakilerin göçmen-

lerden oluştuğu bir şehir haline gelmiştir.(35) Bu göçler şehri farklı kültürlerin harman ye- rine
çevirirken plansız ve çarpık yapılaşmaya davetiye çıkararak geleneksel inşa hareketini sekteye
uğratmıştır.
Bütün bu olumsuzlukların yanında, ecdat yadigârı eserlerin unutulmuşluğu, kaderine terk
edilmişliği, modern diye tabir edilen an- cak Bursa’nın geleneksel yapılarıyla hiç ama hiç
uyuşmayan mimari akımlar gibi sebep- ler yüzünden şehir özgün kimliğini yitirme aşamasına
gelmiştir. Ancak son dönemlerde yerel yönetimler tarafından başlatılan, şehri yeniden planlama,
tarihi dokuyu muhafaza ederek geleceğe taşıma gayretleri takdir edilecek girişimlerdir.
Dipnot&Kaynakça
1 wikipedia.org, Yenişehir, Bursa, http://tr.wikipedia.org/wiki/Yenişehir,_Bur- sa
2 Kamil KEPECİOĞLU, Bursa Kütüğü, BBB Kültür A.Ş Yayınları, 2. Basım, Bursa 2010, Cilt: 1, Sayfa:
216
3 Prusa’dan Bursa’ya…
4 İlber ORTAYLI, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, Timaş Yayınları, 7. Baskı, İstanbul Haziran 2006,
Sayfa: 155
5 Ahmet Hamdi TANPINAR, Beş Şehir, MEB Yayınları
6 TimeOut Dergisi, Dünyanın En Eski Kentleri Derlemesi
7 wikipwdia.org, Dünya’nın hâlâ yaşanılan en eski kentleri 8 Lale GENÇALP, Dünyanın en eski
kentleri, Sabah Gazetesi
9 Dr. Doğan DEMİR, Medeniyetin Aynası Şehir, Sızıntı Dergisi, Ekim 2008, Sayı: 357
10 Sefer Göltekin, Bursa’da Yaşamak, BBB Kültür A.Ş. Yayınları, Bursa 2011, Sayfa 29
11 Ali İmran Suresi, 96
12 Prof Dr. Ali AKPINAR, Medine’ye Hicret Medeniyete Hicrettir, Somuncu Baba, Kasım 2006
13 Hud Suresi, 61
14 Salih ÖZBEY, Şehir, http://nedir.antoloji.com/sehir/sayfa-2/
15 Prof. Dr. Metin SÖZEN, Kentlerin yaşam odağı: Çarşı, Çarşının Öyküsü: Bursa, BBB Bursa
Araştırmaları Merkezi Yayınları, 3. Baskı, Bursa Haziran 2011, Sayfa: 6
16 Mefail HIZLI, Bursa’ya Gelen İlk Seyyah: İbn Battuta, Bursa Hayat Gazetesi, 24.2.2011
17 İsmail CENGİZ (Hazırlayan), Prusa’dan Bursa’ya, BBB Kültür A.Ş. yayınları,
Sayfa:25
18 Dr. Mustafa SÜEL, Antik Dönemde Bursa, Bursa, T.C. Kültür Ba-kanlığı Yayınları, Ankara 1996,
Sayfa: 26
19 Prusadan Bursa’ya…
20 Engin YENAL, Osmanlı (Baş) Kenti Bursa, BBB, Bursa Araştırmaları Merkezi, Bursa Kültür A.Ş
Yayınları, Sayfa: 33-52
21 İsmail CENGİZ (Hazırlayan), A.g.e., Sayfa: 30
22 Doç.Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Osmanlı Döneminde Bursa, Bursa, T.C. Kül-tür Bakanlığı Yayınları, Ankara
1996, Sayfa: 36-38
23 Kamil Kepecioğlu, A.g.e., Cilt: 1, Sayfa: 218
24 Engin Yenal, Osmanlı (Baş) Kenti Bursa, BBB, Bursa Araştırmaları Merkezi, Bursa Kültür A.Ş
Yayınları, Sayfa: 62
25 Mefail Hızlı, Bursa’ya Gelen İlk Seyyah: İbn Battuta, Bursa Hayat Ga-zetesi, 24.2.2011
26 Kamil KEPECİOĞLU, A.g.e, Cilt: 1, sayfa 218
27 Engin YENAL, A.g.e., Sayfa, 223
28 Kamil KEPECİOĞLU, A.g.e., Cilt:1, sayfa 219 29 Kamil KEPECİOĞLU, A.g.e., Cilt:1, sayfa 220
30 Hans Wilde, İlk Osmanlı Döneminde Küçük Asya’da (Anadolu’da) Türk Mimarisinin Geliştiği Yer, BBB
Etüd Projeler Dairesi Başkanlığı Yayınları, Sayfa: 8-9
31 İsmail CENGİZ (Hazırlayan), A.g.e., Sayfa: 40 32 İsmail CENGİZ (Hazırlayan), A.g.e., 46-54
33 Mefail Hızlı, Ecdada Saygısızlığımızın Kitabesi, Şehrengiz dergisi, Mart 2012, sayı 24
34 İsmail CENGİZ (Hazırlayan), A.g.e., Sayfa: 46
35 İsmail CENGİZ (Hazırlayan), A.g.e., Sayfa: 113-117




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir