Endülüs’ün Gözbebeği SEVİLLA


Cihat AKÇAY

Sevilla, Flamenko’su, boğa güreşleri, farklı paskalya kültürü (Semana Santa) ile İspanya’nın en renkli şehirlerinden biridir. Elbette Sevilla’nın tarihi ve hikâyeleri bundan ibaret olmamıştır. Şehrin asıl kurucusu olarak kabul edilen Herkül’ün hikâyeleri bugün bile halk arasında anlatılmaktadır. 

Romalıların bırakmış oldukları yapıların kalıntıları ve izleri hemen hemen her gün şehrin bir bölgesinde yeniden keşfedilmektedir. Sevilla (Roma’daki adı Hispalis) Roma İspanya’sının (Hispania) başkenti, ticaret merkezi, ana limanı ve aynı zamanda Jül Cesar’ın yöneticilik yaptığı bir şehir idi. Vizigotların hakimiyetindeki Sevilla şehri 5. yüzyıl sonlarından 8. yüzyıl başlarına kadar her ne kadar gerileme dönemine girse de, 711 yılında Berberi asıllı komutan Tarık İbn Ziyad’ın şehri feth etmesi ile beraber eski zengin, ihtişamlı günlerine geri dönmeye başladı.

Öyle ki bize çok yakın olan Murcia doğumlu Muhyiddin İbnü’l Arabi muazzam eğitiminin bir bölümünü bu güzel şehirde aldı. Elbette şehrin yetiştirdiği en önemli şahsiyetlerden biri, şair ve emir Muhammed Bin Abbad Al Mutamid’dir. Endülüs tarihinin şairleri içerisinde en ön plana çıkan şair ve emirdir. Sevilla bugün bile 1000’li yıllarda şehrin yöneticiliğini yapmış olan bu kişiliği unutmamış ve şehir içerisinde onun anısına anıtlar dikmiştir. Müslüman İspanya’nın emirliklere ayrıldığı çöküş dönemlerinden biri olan Tavaif-ül Mülk dönemin en güçlü emirliği yine Sevilla Emirliği’dir. Aynı zamanda da Fas merkezli olarak ortaya çıkan Muvahhid Devleti’nin İspanya’daki baş kalesi ve yönetim merkezi olmuştur (1147-1248). Bugün şehri gezdiğinizde
en göze çarpan yapıların kesinlikle bu dönemden kalma olduğuna şahit olursunuz. Sevilla Katedrali, Alcazar Sarayı, Buhaira Sarayı ve askeri gözlem kulesi olan (Torre del Oro) Altın Kule bunlardan sadece birkaç tanesidir. Muvahhidler’in İspanya topraklarına Kuzey Afrika’dan gelmelerinin tarihi 1147 yılıdır, o zamana kadar Mağrib (Fas) ve İspanya’nın güney bölgelerinde, yani, Endülüs’te Murabbıt Devleti hüküm sürüyordu. Özellikle Endülüs ve Mağrib’deki başarısız politikalarından dolayı son dönemlerinde çok sıkıntılı zamanlar geçiren Murabbıt Devletinin düşüşü kaçınılmaz oldu. Tabi bu Marakeş’ten başlayarak İspanya’nın orta bölümlerine kadar ilerlemeyi başaran Muvahhidler için çok büyük bir amaçtı ve bunu çok iyi değerlendirerek, İspanya’nın güçlü krallıklarına karşı önemli zaferler elde ederek, Mağrib’i Marakeş’i,
Endülüs’ü de Sevilla’dan (İşbiliyye) yönetmeye başladılar. ‘İşbilliyye’ bugün bildiğimiz ismi Sevilla olan eski Endülüs şehrinin Arapça adıdır. Muvahhidler döneminde çok büyük gelişimler gösteren Sevilla, özellikle Halife Abu Yakup Yusuf zamanında yapılan binaları ile ihtişamlı bir görünüme bürünmüştür. Bu yapıların kesinlikle en ihtişamlısı özellikle kentin gözbebeği ve sembolü olan eski İşbiliyye Camisinin minaresi olan Giralda kulesidir. Kule İşbiliyya’nın en büyük camisinin minaresi idi (1198). 1172 yılında başlayan camii 1182 yılında ibadete açıldı ve minaresi 1198 yılında tamamlandı. Minare benzer şekilde Fas’daki camii minareleri gibi kare planlı yapılmıştır. Minare’nin en güzel özeliklerinden biri de Marakeş’teki Kutubiye Camiinin minaresinin bir kopyası olmasıdır. Halifenin bir nevi kendi topraklarında hissetmesi için mimar Ahmed İbn Baso Marekeş’teki Kutubiye Camiinin minaresinden çok fazla esinlenmiştir. Eğer bugün camii tamamen ayakta olsaydı kesinlikle kendinizi Kutubiye caminin minaresine bakarken hissederdiniz. Müezzin, minarenin içerisinde bulunan 34 rampa aracılığı ile yukarıya atı ile çıkar ve müminleri ibadete çağırırdı, evet yanlış okumadınız atı ile çıkardı. Çünkü minarenin yüksekliği ilk yapıldığı zaman 80 metreye yaklaşıyordu ve Sevilla’nın en yüksek yapısı idi. Bugünkü yüksekliği, en üst bölümüne 1567 yılında eklenen çan kulesi ve Giraldiyo heykelciği ile 104 metre. Asırlarca İspanya’nın en yüksek ve Avrupa’nın en yüksek binalarından biri olarak kaldı. Camiden geriye günümüze kalan parçaları Giralda Kulesi, turunçlu avlusu ve ana giriş kapısıdır. Cami 1248 yılında Sevilla şehrinin Kastilya Krallığı’nın eline geçmesi ile beraber kiliseye dönüştürülmüştür.
Cami o kadar büyük ki; düşünün, o yıl dünyanın en büyük kilisesi unvanına sahip oluyor ve bu unvanı İstanbul’un en önemli yapılarından biri olan Ayasofya’dan alıyor. Sadece 76 sene camii olarak kullanılan
yapı, kilise olarak 153 sene hizmet verdikten sonra 1401 yılında neredeyse her bölümü yıkılarak katedral olarak inşa edilmeye başlanıyor. Yıkılma sebebinin ise tarihi kaynaklarda 1356 yılında Sevilla yakınlarında meydana gelen bir depremden dolayı almış olduğu hasarlar olduğu söylenmektedir. 1507 yılında tamamlanan
katedral gotik mimari ile yapılmıştır. Gotik katedrallerin en büyük özelliği Latin Haçı şeklinde yapılmasıdır, ama burası kare bir temele sahiptir, nedeni ise burasının eski caminin temelleri üzerine inşa edilmesidir.
Bugün yüzölçümü bakımından 23 bin 500 metrekare ile dünyanın en büyük üçüncü ve İspanya’nın en büyük katedralidir.

Burada bugün ünlü kaşif Kristof Kolomb, İspanya’nın Kastilya krallarından olan III. Fernando, X. Alfonso, I. Pedro ve aynı zamanda Kristof Kolomb’un biyografçı oğlu Hernando Kolomb’un mezarları bulunmaktadır. 1248 yılında şehir Kastilya Krallığı tarafından alınınca önemini yitirmiyor elbette, III. Fernando Sevilla’yı başkent ilan ederek buraya yerleşiyor ve burası 1469 yılına kadar başkent olarak kalıyor. Çünkü bu yıl içerisinde İspanya tarihine yön veren önemli bir olay gerçekleşiyor ve bu olay Aragon Krallığı ve Kastilya Krallığının prens ve prenseslerinin evlenmesi ile ortaya İspanya Krallığı çıkıyor. Bu bir dönüm noktasıdır çünkü bu iki genç 1492 yılında Endülüs müslümanlarının son kalesi olan (Gırnata) Granada’yı alan Kastilya Kraliçesi İsabel ve Aragon Kralı Fernando’dan başkası değildi. Kraliçe İsabel Granada’nın alınmasından hemen sonra Sevilla’da Alcazar Sarayının odalarından birinde Kristof Kolomb ile görüştükten sonra onu Amerika’ya (Aslında her ne kadar Hindistan olsa da) yolluyor. Amerika’ya seferlerin başlaması ile Sevilla daha zengin bir şehir olmaya başlıyor. İspanya’nın 15. yüzyıl sonları ve 16. yüzyıl boyunca da en büyük ticaret merkezi oluyor. Bundan sonra doğal olarak şehir içerisinde daha fazla bina yükselmeye ve aynı zamanda şehir nüfusu
da artmaya başlıyor. Ben İspanya rehberi ve Sevilla’da yaşayan biri olarak burayı anlatmaktan çok büyük bir zevk duyuyorum, bir gün yolunuz düşerse eğer kesinlikle bu muazzam şehrin her karışından zevk almayı unutmayın. İspanya Meydanı, Santa Cruz Mahallesi, Sevilla Katedrali, Alcazar Sarayı, Altın Kulesi, Guadalquivir Nehri ve Portakal çiçeği kokan sokaklarını gezerken burasının ne kadar büyük medeniyetlere ev sahipliği yaptığını yaşarsınız umarım.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>