Genç Cumhuriyet’in Anadolu’ya açılan ilk kültürel kapısı


Yüksel BAYSAL

Atatürk Caddesi’nin bir köşesinde tarihe meydan okuyan Ulu Cami, öteki ucunda Cumhuriyet döneminin önemli yapıları Valilik, Defterdarlık ve artık Kent Müzesi olan eski Adliye binası…

Tam orta yerinde Tayyare Kültür Merkezi…

1930’lu yıllardan iki binli yıllara dek, Bursa’nın tiyatrosunu, sinemasını, konserlerini sırtlayan tek mekan…

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu yeni cumhuriyetin Anadolu’ya açılan ilk kültürel kapısı…

O kadar ki, 1932 yılında Tayyare Kültür Merkezi açıldığında, dönemin Cumhuriyet Gazetesi “Bu cesamet ve bu sistemde tiyatro binası İstanbul’da da yoktur” şeklinde bir bilgiyle haberi okuyucularına duyurmuştu.

****

O tarihten bu yana milyonlarca insanı ağırlayan, Postane-Mahfel arasında tur atan Bursalıların yolun karşısından bir tablo gibi seyrettiği bu güzel binayı acaba kim, ne zaman yaptı?

 

****

 

Osmanlı’da başlayan uzun yaşamı 1980’lere kadar uzayan Arif Hikmet Koyunoğlu adını acaba bugün kaç kişi anımsar?

Bu ülkede kültüre, sanata, tarihe damgasını vurmuş bütün öteki insanlar gibi Türk mimarlık tarihi açısından eşsiz eserler ortaya koyan Arif Hikmet Koyunoğlu’nun da yolu Bursa’dan geçti.

Geçmekle kalmadı, Tayyare Kültür Merkezi gibi ölümsüz bir yapıtı bize miras olarak bıraktı.

Sadece o kadar de değil…

Mimar Arif Hikmet, Bursa’yı sevdi, Tayyare Kültür Merkezi inşaatında başına gelmedik iş kalmamasına karşın Bursa ile bağını koparmadı.

1893 yılında doğan Koyunoğlu, 1982 yılında yaşama veda etmeden önce bile Bursa’da yaşadı, bu kentten mektuplar yazdı.

 

*****

 

Arif Hikmet Koyunoğlu ile ilgili 520 sayfalık dev bir eser kaleme alan Hasan Kuruyazıcı, şöyle yazıyor:

Bursa’nın Koyunoğlu’nun gözünde çok önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Daha öğrenciliğinde gidip tanıdığı bu kenti çok sevdiği açık. Bursa’nın önemli mimarlık yapıtları üzerine yazılar yazmış. Tayyare Sineması’nı yaptığı 1930’ların başında da ailesiyle birlikte yerleşip bir süre yaşadığı bu kentle daha sonra da ilişkisi hiç kesilmemiş. Zaman zaman kâh eşiyle birlikte, kâh tek başına dinlenmek için gidip kalmış Bursa’da.  Öyle ki, hep orada kaldığı için onun özel mekanı olmuş otel bile var Çekirge semtinde. Koyunluoğlu yaşlılık döneminde, eşini kaybettikten sonraki yıllarda da sağlığı için kaplıca sularından yararlanmak amacıyla sık sık gidiyor Bursa’ya…”

(Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bir Mimar, Arif Hikmet Koyunoğlu, Anılar, Yazılar, Mektuplar, Belgeler. Hazırlayan Hasan Kuruyazıcı, YKY yayınları, sayfa 20…)

 

****

 

Yaşadığı dönemde değeri pek bilinmeyen Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bu kentin tarihsel zenginliğinin korunmasında önemli bir katkısının olduğunu bilen, hatırlayan var mıdır acaba?

Bursa’nın çok önemli bazı eserlerinin Osmanlı döneminde resimlerini çekerek, kayıt altına aldığını kaç kişi bilir?

Ömrünün son demleri geçirdiği Bursa’daki kaplıcalardan bile Ankara’ya mektuplar yazarak, eski eserlere sahip çıkılmasını isteyecek kadar yüce gönüllü bir insandır.

 

*****

 

Tayyare Kültür Merkezi’nin yapımı ayrı bir hikayedir.

Arka planında tek parti döneminin yanlışlarının perdeye yansıtıldığı bir fon vardır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında “Göklere hakim olmak için” kurulan Tayyare Cemiyeti, Bursa’da bir sinema ve tiyatro binası yaptırmak için uluslar arası bir mimari proje yarışması açar.

Yarışmaya katılan Arif Hikmet Koyunoğlu’nun projesi birinci olur ve Türkiye’nin yetiştirdiği bu önemli mimar Bursa’ya gelir.

Bu arada inşaat işi de ihale edilir ve en uygun teklifi veren “Nuri-Sermed-Sisa-Rosu” ortaklığı ihaleyi kazanır.

Daha önce İzmir’de büyük bir sinema ve Milli Kütüphane binası yapmış bir firmaydı bu firma…

Arif Hikmet Koyunoğlu anılarında Tayyare Cemiyeti yöneticilerinin kendisini çağırdığını ve “Bunlar bu inşaatı yapamazlar” şeklinde rapor istediklerini ancak, kendisinin buna yanaşmadığını anlatır.

Sonuç değişmez.

Sonraki süreci ve gelişmeleri şöyle anlatır Arif Hikmet:

Cemiyetten yarışma parasının yarısını vermişlerdi. Parasızlıktan söz ederek, geri kalanını Bursa’ya göndereceklerin söylemişlerdi. Keçiören’deki evimizi kiraya verdik, eşyalarımızı kamyon bularak Bursa’ya yolladık. Bursa’da Setbaşı civarında büyük bir bina kiraladım, yerleştik. Uzun müddet devam edecek olan inşaatı idare için orada kalmam icap ediyordu.

İnşaatı yapacak olan firma da bütün teşkilatı ile gelmişti. Temel kazmaya başlamıştı. Mütemadiyen dolma toprak bina enkazları çıkıyordu, bir türlü sağlam ve tabii zemine gelemiyorduk. 7 metre derinlikte eski zamanın koza fırınları çıkıyordu. Binanın yerleşeceği her tarafta muhtelif kazılar yaptık, sağlam bir tabaka yoktu. Bu vaziyet karşısında esaslı bir çalışma lazımdı. Mesele, emniyeti tam sağlamak için nasıl bir temel sistemi tatbik etmeli idi? Bizim mukavelemiz mucibince müteahhidin yapmak mecburiyetinde olduğu temel, tretuardan 2 metre derinlikte, adi moloz taş duvardı. İstanbul’dan itimat ettiğim bir inşaat mühendisi olan Hakkı Bey’i çağırdım. Yapılan incelemeler sonunda bina temelinin büyük bir kısmının rayde jeneral olmasına karar verdik, neticeyi ve bütün planlarıyla fenni hesabatını da Ankara’ya, Cemiyet’e gönderdik.

Bu sırada alakadarlar bazı saçma sapan tekliflerde bulunuyorlardı. Vali Bey geliyor, ‘İnşaata ait kum ve çakılı filan köylüler taşısın’ diyor, kendisine ‘Müteahhidin kamyonları, arabaları var, kendileri taşıyor’ deyince ‘Sen ısrar edersen onlara taşıtırlar’ diyor. Ve ben ‘Böyle işlere karışmam, gidin müteahhit firma ile görüşün’ cevabını veriyordum.

Bir gün Cemiyet’in Bursa mümessili, aynı zamanda Cumhuriyet Halk Fırkası müfettişi olan zat geldi ve ‘Binanın inşaat işçiliğini, benim işlerimi yapan Polonyalı bir ustabaşım vardır, ona verdir’ diye söyledi; söylemek değil adeta emretti. Bu işlere karışmayacağımı kati olarak söyleyince, bana: ’Benim dediklerimi yaptırmazsan, seni burada yaşatmayız’ diye kabadayıca çattı.”

 

****

 

Dönemin egemenleri işin peşini bırakmaz…

Ankara’yı mektup yağmurunu tutarlar.

Tayyare Cemiyeti, işi araştırmak için iki yabancı uzman gönderir Bursa’ya…

Biri Alman, öbürü Avusturyalı iki uzman, olumlu rapor verirler.

Buna rağmen Cemiyet, Arif Hikmet Koyunoğlu’na “Kontrol mimarlığından çıkarıldığını” hesapları bir başka mimara teslim etmesini bildirir:

Birkaç gün daha Bursa’da kalmak mecburiyetindeydim. Ankara’ya gitmek güçtü, fazla param da yoktu. İstanbul’a giderek Osmanbey civarında, Baytar Ahmet Efendi sokağında ahşap iki katlı bir ev kiraladım. Bursa’ya döndüm. Eşyalarımızı topladık, İstanbul’a götürmesi için Bursa Nakliyat ambarına teslim ettik, biz de İstanbul’a döndük. O gün Adliye’den bir celp geldi, Tayyare Cemiyeti işi geç bırakmak sebebiyle Cemiyet’in zararına sebep olduğumdan, hemen 10 bin lira tazminat istiyor ve dava açıyordu. Öfkeden aklımı oynatacaktım yine de ya sabır dedim ve İstanbul’a döndüm.”

Mimar Arif Hikmet, karşı dava açarak, hakkını aramaya çalışır.

Anılarının burasında Koyunoğlu, İstanbul’a ambara gelen eşyaları almak için gittiğinde ambar ücretinin eksik olduğunu görür.

Parası da olmadığı için şoförüne “iki halı ve seccade” satmasını ister.

Bunu gören ambar sahibi “Hikmet Bey, Bursa’da sana yapılanları yakınen biliyorum, çok üzgünüm, rica ederim, para filan istemiyorum, eşyalarınızı eve kadar ben göndereceğim” der.

Halılar satılmaktan böyle kurtulur.

Mimar Arif Hikmet, bu noktada şu sitemde bulunur:

“İşte beynelmilel bir yarışmada kazandığım eserimin mükafatını böyle bir netice ile kapamıştım. Dava üç sene sürdü.”

 

****

 

Sonuç olarak Arif Hikmet Koyunoğlu’nun hukuksal yönden haklı olduğu ortaya çıkar. Hatta mahkeme proje yarışma ücretinin ödenmesine karar verir.

Mahkemede son sözü Arif Hikmet Koyunoğlu söyler:

Adilane kararınıza teşekkür ederim. Bendeniz Tayyare Cemiyeti’nin kurucularından olan bir kimseyim. Memleketim, milletim için hayırlı işler görmesi gayesiyle teşkil ettiğimiz bu hayırlı müesseseden hiç para istemiyorum. Gayem haklı olduğumu ispat ederek bu karışık işin içinden temiz olarak çıkmaktı. Allah’a çok şükür, buna da muvaffak oldum. Alacaklı olduğum parayı da Cemiyet’e hediye ediyorum.”

 

****

 

Arif Hikmet Koyunoğlu, Bursa’da uğradığı bu haksızlıklara rağmen bu kentle ilişkisini hiç kesmemiş, sonraki yıllarda da Bursa’nın kaplıcalarında şifa bulmaya çalışmış…

Bursa’ya emek vermiş, bu kente değer katmış değerli Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’nun saygıya anıyorum.

Bu yazıyla bir miktar da olsa, ona karşı vefa görevini yerine getirmiş oluyorum.

 

Bu arada şunu da belirtmeden geçmeyeceğim; Cumhuriyetin ilk yıllarında bile Üftade Tekkesi, Muradiye Külliyesi, Ulucami ve Yeşil Cami konusunda yazılar kaleme alan Koyunoğlu’nun bu yazıları Hasan Kuruyazıcı’nın bu kapsamlı kitabında yer alıyor. Meraklılarının bilgisine sunmuş olayım.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>