GÖÇLERLE KURULAN ŞEHİR


RAİF KAPLANOĞLU

“Göçlerle Anadolu bugün, imparatorluğun etnik ve çok kültürlü bir minyatürü haline gelmiştir. Yalnız Türk kökeninden olan yüz binlerce göçmen dışında; Müslüman olmuş, Osmanlı kültürünü benimsemiş, menşeinde ana dili Türkçe olmayan yüz binlerce Arnavut, Boşnak, Giritli, Çerkes, Abhaza, Çeçen, Gürcü bu y urda gelip yerleşmişlerdir. Onları buraya “Anayurt”a koşuşturan şey, ortak tarih ve yaşam tarzı, kültür değil de nedir? Anadolu Türkü onları kendisinden saymış, kucak açmıştır. Tarih ve kültürün etnik menşeinden çok daha güçlü bir sosyal etmen olduğunu daha iyi hangi örnek gösterebilir? Onlar, T.C. vatandaşı olmuşlar, modern Türkiye’nin oluşması ve yükselmesinde hayati hizmetlerde bulunmuşlardır. Anadolu, onlar için, gerçek bir “Anayurt” olmuştur. Bugün Türkiye’de yaşayan her üç kişiden birinin ya kendisi, ya ana babası, ya yakın ataları göçmendir.”

Dünyaca ünlü tarihçimiz Halil İnalcık, imparatorluğun büzülmesiyle, Anadolu’nun göçlerle imparatorluğun bir minyatürü olduğunu yazıyor. Tüm Anadolu için bu görüş geçerli olmasa da Bursa, göçlerle, imparatorluğun gerçekten bir minyatürü olmuştur. Bursa, imparatorluğun hemen her köşesinden gelen göçler sonunda çok kültürlü bir kent olmuştur. Bursa, göçlerle kurulmuş bir kenttir. Bursa’ya, tarih süreç içinde çok çeşitli göç akınları olmuştur. Bu göçler sırasında çok çeşitli yerlerden, çok çeşitli ulus ve topluluklar yerleşmiştir. Türklerden önce Bursa’da yaşayan Msyia ve Tyni’ler bile, Trakya’dan bu güzel beldeye göç etmişti. Daha sonra da Türkler, Orta Asya Bozkırlarından Bursa’ya gelmişti. Bursa’ya daha çok Oğuzların Kayı, Eğdir, Boğdüz ve Alkaevli boyları göçmüştü. Bu arada, Kütahya’da bulunan Ermeniler, ardından da Yahudiler Bursa’ya yerleşmişti. Bursa, yedi kez büyük göçmen akınına ve nüfus artışına uğramıştı. Bunların ilki, Bursa’nın fethiyle olmuştu. Birçok gazi ve abdallar, müritleriyle ve aşiretleriyle Türkistan’dan gelip yerleşmişti. Orta Asya’dan gelenler Tatarlar’a, Konya Ereğli’sinden gelenler Şekerhoca Mahallesi’ne, Sivas’tan gelenler Sivasiler Mahallesi’nde, İran ve Azerbeycan’dan gelenler Acemler Mahallesi’ne, Bozkuş aşiretinin bir bölümü de Nalbantoğlu Mahallesi’ne yerleşmişlerdi. Türkistan’dan gelenler ise, şimdi bulunmayan Pınarbaşı’ndaki Özbekler Tekkesi civarına, Hindistan’dan gelenler, Pınarbaşı’ndaki Hindliler Tekkesi civarında yerleşmişlerdi.

1530-1570 yılları arasında ise, Celaliler’den kaçanların Bursa’ya sığınmaları nedeniyle ikinci kez göç akınına uğramıştı. Bu yıllarda nüfusu iki misli artmıştı. Bu göçlerin çoğu, Anadolu’nun kırsal alanlarından gelenlerle olmuştu. 93 Göçmenleri 1877-1978 Osmanlı-Rus Savaşı ardından gerçekleşen göçlere halk arasında “93 Göçmenleri” denilmektedir. 1897 yılında Bursa’ya gelen Paul Lindau’nun Bursa sanayi konusunda gözlemleri çok ilginçtir: “Bursa, son yıllarda aldığı göçle öylesine büyüdü ki, nüfusu neredeyse ikiye katlandı. Son tahminlere göre Bursa’nın kent nüfusu 78-80 bin arasında. Fakat bu nüfus artışı, kentin büyüdüğü veya geliştiği anlamında alınmamalıdır. Kente yarardan çok zarar getiren bu a ni nüfus artışı, Türk-Rus Savaşı’ndan sonra Bulgaristan ve Dobruca’dan kitleler halende gelen ve ‘muhacir’ adı verilen Müslümanların göç etmesi sonucu meydana gelen nüfus artışıdır. Birkaç ay gibi kısa bir sürede 40 bin kadar muhacir, kentin yerlileri arasında ciddi bir hoşnutsuzluğa yol açmıştır.”

Üçüncü büyük göç ve nüfus artışı, yukarıda anlatıldığı gibi 19. yüzyılın ikinci yarısında olmuştur. Bursa bu dönemde, Doğu’dan Ermeni göçleriyle, 1880’li yıllarda 93 Göçmenleri’nin yerleşmesiyle büyük bir nüfus artışı yaşamıştır. 1883 tarihli sayım ile 1903 yılı sayımı arasında Hüdavendigar ilinde 251.990 kişilik bir fark görülür. Bu fark, büyük ölçüde göçmenler nedeniyle oluşmuştur. Bu tarihte sadece Rusçuk’tan 30 bin göçmen Bursa’ya gelmiştir. Kazan’dan gelenler Mollaarap’a, Kırım’dan gelenler ve Pomaklar Alacahırka’ya, Kafkasya’dan gelenler Yıldırım’a yerleştirilmiştir. 1909 yılındaki bir belgeye göre, Işıklar civarında Karıcaderesi’ne 20 bin göçmen hane iskân edildiği yazılmaktadır. Işıklar’ın altındaki Hayriye Mahallesi, Mollaarap civarında Vefikiye Mahallesi, Duaçınarı yanında Şükraniye ve İclaliye Mahalleleri, Selimiye Mahallesi, Seyidnasır yakınlarında Mecidiye, Çobanbey ve Namazgâh arasında bulunan Babadağ Mahallesi, Rumeli’den gelen 93 Göçmenleri tarafından kurulmuştur. Babadağ Mahallesi yanında bulunan Yeni Mahalleye ise, Kırım ve civarından gelen göçmenler yerleşmiştir. Rusçuk, İntizam mahalleri de bu göçmenlerce kurmuştur.

1880’li yıllarda başlayan bu toplu göçler sonunda Bursa merkez ilçede 18 yeni köy, 15 yeni mahalle kurulmuştur. Gemlik’te 12 yeni köy, İnegöl’de de 32 yeni köy, üç yeni mahalle kurulmuştur. 93 Göçmeni köylerinin hemen tümü dağlarda kurulmuştur. Göçmenlerin yerleşimi sırasında gerek göçmenler arasında ve gerekse yerlilerle göçmenler arasında sorunlar, hatta çatışmalar çıkmıştır.

Osmanlı Devleti, 93 Göçmenleri’ni çoğunlukla stratejik önemi bulunan Bursa civarına yerleştirmiştir. Bu politika sonucu, 1894 yılında kent merkezindeki gayrimüslim oranı yüzde 30’lardan 1906 yılında yüzde 21.77’ye düşmüştür. 1870 yılında, Bursa Sancağı’ndaki gayrimüslim oranı yüzde 31.82 iken, 93 Göçmenleri’nin yerleştirilmesi sonucunda bu oran 1894 yılında yüzde 25.10’a düşmüştü. Kurulan 93 Göçmenleri köylerinin büyük bölümü, Rum ve Ermeni köylerini kuşatacak bir biçimde dağlarda kurulması da, Marmara Bölgesi’nin stratejik öneminden kaynaklanmaktadır.

Belediye, 93 Göçmenleri’nin kent içinde düzensiz yerleşmemeleri konusunda ciddi çalışmalar yapmıştır. Ancak o kadar yoğun bir nüfusun kısa sürede planlı bir biçimde iskânı mümkün değildi. Nitekim 1894 yılında, Selimiye Mahallesi’nde, Rusçuk Mahallesi’nden terk olan göçmenlerin Topuklu Bahçe adıyla anılan yerde 53 hane inşa ederek iskân edilmişti. Bursa’da ilk planlı yerleşim alanı da bu mahalleler olmuştu.

Ovaya yakın olarak yerleşen Kafkas göçmenleri ise, buralarda yaşayamayıp dağlara göçtükleri görülmüştür. Diğer yandan Rumeli Göçmenleri’nin ise önemli bir bölümü, ovaya yakın bölgelere yerleşmeye çalıştıkları görülür. 93 Göçmenleri’nin yerleşiminde dikkatimi çeken bir diğer konu da, Kafkas ve Rumeli Göçmenleri’nin birbirlerine yakın yerleşmemeleridir. Nitekim, Yenişehir’de sadece bir Kafkas göçmeni köyü varken, diğer tüm göçmen köyler Rumeli Göçmenleridir. İznik ve Gemlik’te ise Gürcüler yerleşmiştir. M.Kemalpaşa ve İnegöl’de ise Abhaz, Çerkez ve Gürcü köyleri çoğunluktadır.

Mübadele Göçmenleri

Bursa’da dördüncü büyük nüfus artışı mübadele göçleriyle yaşanmıştır. 1912 yılındaki Balkan Savaşı sonrasında, işgal altında kalan Türklerin büyük bölümü Bursa’ya göçmüştür. Ancak Balkan Savaşı’nda gelenlerin iskanı yapılmadan savaş çıktığı için bu göçmenler yerleştirilmemiş, 1924 Mübadele Göçmenleri ile birlikte iskan edilmişlerdir. Mübadele göçleri, diğer göçler gibi tek taraflı olmayıp iki yönlü olması açısından sorunları daha büyük olmuştur.

Kurtuluş Savaşı sonunda Bursa’yı terk eden Ermeni ve Rumların yerine, Yunanistan’dan getirilen göçmenlere halk arasında “Mübadele” (Değişim) Göçmeni denilmiştir. Yunanistan ile yapılan antlaşma gereği Bursa’ya, Yunanistan’dan Mübadele/ Değişim Göçmenleri’nin dışında, evleri yanan veya yerlerini terk etmek zorunda kalanlar da iskân edilmiştir. Bursa’ya toplam olarak 39.808 Mübadele göçmeni yerleştirilmiştir. 1927 yılında yayınlanan Bursa Havalisi Coğrafisi adlı kitaba göre ise, en yoğun göçmen yerleşimi Bursa olup, toplam 81.265 göçmenin yerleştirildiği yazılmaktadır. Bunlardan 56.456’sı merkez ilçeye, geri kalanları ise diğer ilçelere yerleşmiştir. Bu sayı, 1912 Balkan Savaşı sonunda gelip de Büyük Savaş nedeniyle yerleştirilememiş olan göçmenlerle, Mübadele Göçmenleri’nin ortak sayısı olmalıdır. Başka kaynaklara göre ise 1912-1930 yılları arasında Bursa şehrine Rumeli’den 56 bin göçmen gelip yerleşmiştir. Bu göçmenlere, 1880’li yıllarda gelen 93 Göçmenleri’ni de eklerseniz, neden; “Bursa bir göçmen kenti” olduğu daha iyi anlaşılabilir. 1934 yılında yapılan bir sayıma göre, Bursa merkezinde yabancı ülkede doğanların sayısı 20.228 olup tüm nüfusa oranı ise yüzde 28.1’dir. Bu orana, Bursa’da doğmuş göçmen çocukları dâhil değildir. Bu tarihte Bursa’da yaşayanlardan 6.773’ü Bulgaristan, 5.220’si Yunanistan, 5.371’i Yugoslavya, 1.068’i Romanya doğumludur.

Bulgaristan Göçmenleri Bursa’ya beşinci göç akını, 1950’li yıllardan sonra, Türk Hükümeti ile Bulgaristan arasında yapılan anlaşma sonucu Bulgaristan’dan olmuştur. Bu göçmenler, Bursa’da Hürriyet ve Adalet mahallelerini kurmuştur. 1950 Göçmenleri, başta Orhangazi olmak üzere çeşitli kasaba ve köylere de yoğun biçimde yerleştirilmiştir. Bu arada 1955 yılında Yugoslavya ile imzalanan anlaşma sonunda Makedonya’dan da yoğun göçmen akını olmuştur. 1970’li yılından sonra yoğun olarak fabrikaların kurulması üzerine; Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinden yeni ve yoğun bir göç akını olmuştur. 1955 yılında 129 bin kişi yaşarken, 10 yıl sonra bu nüfus 212 bine, 1975 yılında ise 360 bine çıkan Bursa’nın nüfusu, 1985 yılında 612 bine yükselmiştir.

Bursa’ya altıncı büyük göçmen akını 1969 yılından sonra yaşanmıştır. 1969 Bulgaristan göçleri 1978 yılına kadar sürmüştür. Bu çerçevede 1969–1978 arası gelen göçmenlerin Bursa’ya diğer göçmenlerde olduğu gibi toplu bir yerleşme yerine, Bursa’nın farklı farklı mahallelerine yerleşmişlerdir. 1969 Göçmenleri genellikle Hürriyet, İstiklal, Zafer, Şükraniye, Yeşilyayla, Davutkadı, Yediselviler, Mesken, Duaçınar, Sinandede, Atıcılar ve Anadolu Mahallesi’ne yerleştirilmiştir. Bunların dışında bir kısmı da Bursa’nın ilçelerine yerleşmişlerdir. Ancak bu göçmenler serbest göçmen statüsünde olup devletçe bir yardım yapılmamıştır. Kurulan sanayi tesisleri nedeniyle, 1970’li yıllardan başlayarak Karadeniz ve Doğu Anadolu’dan da büyük bir göçmen akınına uğrayan Bursa, özelikle son 20 yılda, Gürsü ile Görükle’ye dek gecekondularla adeta birleşmiştir. Ovada ise kent, Demirtaş’a kadar, sanayi tesisleri ve plansız yapılarla dolmuştur. Bursa merkez başta olmak üzere; İnegöl, Gemlik, Orhangazi, M.Kemalpaşa’da kurulan sanayi tesislerinin yarattığı iş olanakları özellikle Karadeniz ve Doğu Anadolu yöresinden çok sayıda göçmeni kendisine çekmiştir. Bursa’nın gecekondu semtleri, hemen hemen tümüyle bu bölgelerden gelen göçmenlerle dolmuştur.

1951 göçünde ülkemize gelenlerin sayısı yaklaşık 154.000, 1968’de gelenlerin sayısı yaklaşık 115.000, 1989’daki zorunlu göçle gelenlerin sayısının ise 200.000’i aştığı tahmin edilmektedir.

Bursa’ya yedinci göç akını, 1989 yılında yaşanmış olan Bulgaristan göçleridir. Bursa, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarından itibaren dış göçler için bir çekim merkezi olmuştur. Bursa, 1950, 1969 ve son olarak da 1989 yılında, Bulgaristan’dan göç etmek zorunda bırakılan Türklerin en çok tercih ettiği il olmuştur. 1987 yılındaki istatistiklerine göre il çapında nüfusun doğum yerlerine göre dağılımı şöyledir: Nüfusun yüzde 19’u yerli, yüzde 34’ü yurtdışından gelen göçmenler, yüzde 13’ü Doğu-Güneydoğu kökenli göçmenler, yüzde 18’i Kafkasya kökenli ve yüzde 9’u da Karadenizli göçmenlerdir.

Göçmenlerin kültürel sorunları

Cumhuriyet sonrası Bursa’nın en önemli kültür sorunu, göçmenlerin Bursa’ya uyum sağlayamaması olmuştur. Göçmenlerin önemli sorunlardan biri, belki de en önemlisi kültürel sorundur. Çünkü yüzyıllardır birbirlerinden ayrı yaşamış, dilleri ve dinleri dışında ortak noktaları azalmış olan bu göçmenlerin yerli halk ile kaynaşması çok uzun yıllar almıştır. Osmanlı döneminde gelen 93 Göçmenleri ve Balkan Göçmenleri daha intibak olmadan, mübadil göçmenlerin gelmesiyle Bursa’da tam bir kültür şoku yaşamıştı. Köylerindeki en önemli kültürel sorunlardan biri kuşkusuz dil olmuştu. Çünkü, göçmenlerin büyük bir bölümü, ekmek-su isteyecek kadar bile Türkçe bilmeden Bursa’ya yerleşmişti. Pomak, Arnavut, Boşnak, Gürcü, Abhaza, Çerkes, Dağıstan, Girit, Yanya, Preveze Göçmenleri ile Çingenelerin yaşadıkları dil sorunları önemli bir kültürel sorun olarak yıllarca etkisi göstermiştir. Oysa, Bursa’dan giden Rum ve Ermenilerin konuştuğu dil Türkçe’ydi. Hatta çoğu başka dil bile bilmiyordu. Vodinalı göçmenlerden Yunuselili Hüseyin İşbilir, Yunanistan’daki iskân memurlarından Cemal adlı bir üsteğmenin şu sözünü hiç unutmamış: “Bu nasıl iştir! Rumca bilmeyen ve sadece Türkçe konuşan insanlar Yunanistan’a gelmiş. Türkçe bilmeyen insanlar da Türkiye’ye gidiyor!” Özellikle dil sorunu nedeniyle göçmenlerin intibakları çok uzun yıllar sürmüştür.

Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet, yıllarca bu k ültürel sorunlarla boğuşmak zorunda kalmıştı. Özellikle Girit, Yanya ve Preveze Göçmenleri dil bilmediklerinden çok güç Türkiye’ye uyum sağlamıştı. Bu göçmenler Rum muamelesine tabi tutulduğunu, uzun yıllar birbirlerine asla kız alıp vermedikleri ve ayrı kahvehanelerde oturup bütünleşmedikleri, sözlü kaynaklarca aktarılmıştır. Hemen her köyde Pomaklarla, Dramalılar veya Yerliler ile Langazalıların çatıştığı görülür. Bazı köylerde bu çatışmalar 15-20 yıl gibi kısa sürmesine karşın büyük bölümünde çok uzun yıllar sürmüştür. Göçmenlerle yerliler, birbirlerine kız alıp-vermeye başlayınca, guruplar arasında çatışmalar yavaşlamış ve zamanla yok olmuştur.

Göçmenlerin Bursa’ya katkısı Bu büyük göçmen guruplarının hem sosyal, hem de ekonomik sorunlarını çözmek, Bursalı yöneticilerin en önemli uğraşılarından biri olmuştu. Bursa’ya gelen bu göçmen hareketi sadece olumsuzluk yaratmamış, bu çalışkan göçmenler Bursa’nın ekonomisine önemli katkılarda bulunmuştu. Bursa’da esnaflık ve özellikle ziraatte önemli gelişmeler yaşanmıştı. Ayrıca, bu göçmen nüfusun Bursa’nın etnografik yapısını da değiştirmiştir.

Bugün otomotiv sektörünün merkezi olan Bursa, bir asır önce arabacılığın da merkeziydi. Zaten bu nedenle otomobil fabrikaları Bursa’ya kurulmuştu. Mehmet Ziya’ya göre, “Bursa’ya arabacılığı göçmenler geliştirmişler. Göçmenler çok hoş fayton arabaları yapmaya başlamışlar. Eskiden Anadolu içlerine giden arabalar Edirne’den ya da dışarıdan gelirken şimdi bu gereksinimi Bursa karşılamaktadır.” 1897 yılında Bursa’ya gelen Huart’a göre Anadolu’da demiryolundan önce, daha rahat bir ulaşım aracı olarak Rumeli Göçmenleri’nin sokmuş oldukları ‘muhacir arabası’ denilen dört teGöçmenlerin kültürel sorunlarıkerlekli hafif arabadan yararlandığını yazıyor. Bursa’da tatar, posta arabası ve muhacir arabası adıyla değişik arabaların olduğunu bildiriyor. Briçka adı verilen ve tek atlı özel arabaları Rumeli Göçmenleri Bursa’ya getirmişti. Ticaret Odası kayıtlarında bu tür araba sahibi olanlar ve üretim yerleri göçmen mahallelerinde olduğu anlaşılmakta.

Bursa bir ipek ve tekstil merkezidir. Bursa ipekçiliğindeki gelişmelerde en önemli katkıyı da göçmenler yapmıştır. Özellikle Rumeli’den gelen çok iyi eğitilmiş ve yetişmiş çalışkan insanlar, Bursa’nın ekonomisinde büyük itici rol üstlenmiştir. Nitekim 1892 yılında Bursa’ya gelen Mehmet Ziya şu tespiti yapmaktadır: “Bu vilayet, 5-10 yıl öncesine kadar nüfusça ve gerek bayındırlık olarak üçüncü derecedeydi. Hükümetin yeni uygulamalarıyla yavaş yavaş gelişti. Sanayi kuruldu, gelişti. Üç yıl öncesinde yaptığım araştırma sonucunda anladığım kadarıyla göçmenlerin Bursa’ya gelmeleriyle sanayinin gelişmesini, onların gayretiyle artığını söyleyebilirim.”

1880’li yıllardan sonra özellikle Rumeli Göçmenleri ile Bursa’da tütüncülüğün geliştiğini görmekteyiz. 1903 yılında Bursa’da 23.550 dönüm tütün ekilmiş olup iki milyon kg üretim yapılmıştı. 1927 gibi, birçok esnaf ve tüccar ailenin iskân olduğu bir kasabanın durumu şu cümlelerle anlatılmaktadır: “Eğer iskân edilen Rumeli Türkleri’nden 5-10 sanatkar çıkmasa, kasabada ihtiyaç-ı umumiyenin ne surette tatmin edildiği cidden temsil edilecek bir keyfiyettir. Bazı esnaf gurubu hiç yoktur. Diğer sanatlar da yeterli değildir.” Ancak Mübadele Göçmenleri ile bu açık kapanmaya çalışılmıştır.

Göçmenler her şeye yeniden başlamışlardı. Bir kısmı ise hiç başlamamışlardı bile. Çünkü göçmenlerin önemli bir bölümü sürekli geri dönme özlemi içindeydi. Bu açıdan da, yıllarca işe ve toprağı bağlanamamışlardı. Her şeyden önce, gelen göçmenlerin büyük bölümü çiftçi ve özellikle de hayvan yetiştiricisiydi. Yetiştirdikleri iki önemli ürün vardı; Tahıl ve tütün. Oysa Rum ve Ermenilerin boşalttıkları köy ve kasabalar, ovada ve verimli arazilerdi. Rumların bıraktığı arazilerin çoğu zeytinlik, dutluk ve bağlıktı. Göçmenler bir kısmı, iskân olundukları bu köylerde rastladıkları bazı ürünleri hiç tanımamaktaydı. Bu nedenle göçmenlerin ilk yıllarında dutlukları, bağları hatta zeytinleri kestiklerini görülmüştür.

Savaşın ve göçmenlerin yarattığı olumsuz şartlar çok kısa zamanda telafi edilerek, önemli ekonomik gelişmeler sağlanmıştı. 1926 yılında şehir merkezinde çoğu ufak olan 68 fabrika ile 934 adet çeşitli tezgâh olduğu görülmektedir. Zeytini hiç tanımayan göçmenlerin, zeytinlik alanlarda iskân edilmesi nedeniyle ilk yıllarda zeytin üretimi gerilemişti. Ancak göçmenler kısa sürede iyi birer zeytinci olup çıkmışlardı. Hiç tanımadıkları kozacılığı da, yine bu göçmenler yıllarca geliştirdi. Göçmenler, çok kısa bir süre içinde ipekçi olarak yetişmesi sağlanmıştı. Mübadil göçmenler ile birlikte, hayvan sayısının oldukça arttığı görülür. Mübadele ile üzüm üretiminin önce yarı yarıya düşmesine karşın hemen yükseldiği ve savaş öncesi oranlarına yaklaştığı görülmektedir. Ancak ne yazık ki zeytin üretimi, 1926 yılında bile, savaş öncesinin ancak dörtte biri kadardı. Zeytinin üretiminde büyük düşüş gözlenmektedir. Birkaç yıl sonra zeytin üretimi tahmini 10.000.000 kg, zeytinyağı ise 1.000.000-2.000.000 kg kadardı. Gemlik, Orhangazi, Mudanya ve İznik köylerinin (bazı dağ köyleri dışında) başlıca geçimi zeytincilikti. 1926 yılında Bursa’da 3 milyon zeytin ağacı vardı.

Zeytindeki bu gerilemeye karşın tütün üretiminde rekor bir üretim patlaması görülür. 1926 yılında 55.000 dönümde 3.837.763 kg tütün ekilmişti. Tütünün ekim alanları 1927 yılında 59.000, 1928 yılında 13.000 dönüm, 1929 yılında 33.000 dönüm olmuştu. Sonraki yıllarda ise gittikçe düşmüştü. 1923 yılında 1.230.038 kg tütün üretilirken, 1924 yılında bu rakam 3.525.885 kg’a çıkmıştı. Özellikle Drama ve İskeçe Göçmenleri’nin tütünleri çok ünlüdür. 1926 yılında Bursa’da üretilen 2.500.000 kg tütünün neredeyse tümü ihraç edilmekteydi.

Sonuç Bursa, bir göçmen kentidir. Özellikle 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğun büzülmesiyle, Rumeli ve Kafkasya’dan gerçekleşen göçlerle Bursa, adeta imparatorluğun bir minyatürü olmuştur. Bu göçler, Bursa’nın sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamında ciddi sarsıntılar yarattı. Kurtuluş Savaşı sonrasında, yaşanan iki taraflı göçle ise, Bursa’da adeta bir kültür şoku yaşadı. Mübadele göçleriyle, asırlardır birlikte yaşamış ve nüfusun üçte birini oluşturan Gayrimüslimler şehri terk ederken, bir o kadar insan kente gelip yerleşti.

1880 yılından 1989 yılına kadar süren bu şiddetli göç akınlarına ancak Bursa gibi şehir dayanabilirdi. Asırlardır yerleşmiş, oturmuş Bursa’daki şehir yaşamı, gerçekleşen göçlerle büyük sarsıntı geçirmiş olsa da, her defasında yeniden ortak bir kent kültürü oluşturmayı başarmıştır. Farklı diller konuşan, farklı kültürler içindeki göçmenler, kısa süre sonra Bursa’ya uyum sağlayarak, Bursa’ya yeni değerler kazandırmıştır. Bursa, yaşanan göçlerle çok sıkıntılar yaşamış olsa da, göçmenlerin oluşturduğu dinamizminden yararlanarak yeni değerler üretmiş, ekonomisi olduğu kadar Bursa’nın kültürüne de katkı yapmıştır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir