Hem Asker Hem Öğretmen Hem Derviş Bursalı Mehmet Tahir Efendi


Mustafa Kara

Ülkemizde ve dünyada sosyal bilimler, özellikle bilimler tarihi bibliyografya ile ilgilenen herkesin tanıdığı bir şahsiyet var: Bursalı Mehmet Tahir.

Tarihimizin önemli bir bölümünü meydana getiren Osmanlı yüzyıllarında yaşayıp, eli kalem tutan, eser veren herkesi biyografi ve bibliyografyalarıyla tanıtan kişi kimdir? diye bir soru sorulursa cevabı aynı kişidir: Bursalı Mehmet Tahir Efendi. Aslında onun  yaptığı işi daha önceki asırlarda yapan meslektaşları vardı. Güldeste-i riyâz-ı irfan ve zeyilleri… Şakaik-ı numaniyye ve zeyilleri… Fakat onun Osmanlı Devleti’nin son yıllarını idrak etmesi, hepsinden istifade ile bu hayırlı faaliyete nokta koyma imkanını ona verdi.

HAYATI
1861 yılında Bursa’da doğdu. Tahir Efendi’nin babası Belediye kâtibi Rifat Bey’dir.

1875’de Bursa Askerî İdâdîsi’ne ( Lisesi) başlamış, 1880’de Harbiye’ye girmiştir. Bursa’nın uhrevî ve mistik atmosferi onu etkilemiş, askerî liseye devam ederken tasavvuf kültürüyle ilişki kurmuş, özellikle dünyaca meşhur Endülüslü büyük mutasavvıf Muhyiddin İbn Arabî ‘ye (öl. Şam 1240) mahabbet beslemeye başlamıştır.

İstanbul’da Harbiye’de okurken aynı arayışları sürdürmüş ve geniş bir tarikatlar ve mutasavvıflar tarihi olan Tibyan adlı eserin yazarı Harirîzâde Kemaleddin Efendi (öl. İstanbul,1882) ile tanışması Melâmî neşveyi daha yakından tanımasına sebep olmuştur. Mezuniyetten sonra bugün Makedonya sınırları içinde kalan Manastır Askerî Rüştiyesi’ne coğrafya öğretmeni olarak tayin edilmesi ona bir başka kapı daha açtı: Mürşidi Harîrizâde’nin mürşidi olan üçüncü dönem elâmîlerinin piri kabul edilen Muhammed Nûru’l-Arabî (öl.Usturumca 1888) ile tanışmak ve ondan icâzetnâme almak. Üsküp Askerî Rüşdiyesi’nde görevine devam ederken, biyografi çalışmalarının ilk ürününü yayınlar: Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri, İstanbul, 1897.

Manastır Askerî Rüşdiyesi’ne müdür olarak dönmüş ve gençlik yıllarından beri gönlünde taht kuran şahısla ilgili eserini  yayınlamıştır: (Terceme-i Hâl ve Fezâil-i Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî, İstanbul, 1898) Yüzyılı aşan bir zamandan  beri  biz ve bütün ilim âlemi onun eserlerini kullanarak önünü açmakta ve karanlık noktaları aydınlatmaktadır.

1904’te Selânik Askerî Rüşdiyesi müdürlüğüne getirildi. Bu arada bazı siyâsî cemiyetlerde aktif rol aldı. II. Meşrutiyetle birlikte İttihat ve Terakki partisinden Bursa mebusu olarak, 1908’de açılan Meclis-i Mebusan’a katıldı. 1911’de partisinden ayrıldı. 1914’te yarbaylıktan emekli oldu.

Artık Bağdatlı İsmail Paşa’nın, İsmail Saib Hoca’nın, Ali Emirî Efendi’nin İbnülemin Mahmut Kemal’in, Ahmed Tevhid ve Faik Reşad gibi değerli insanların bulunduğu bir şehirde idi. Bu ona yetiyordu. Bir ara Topkapı Sarayı Kütüphanesi Müdürlüğü de yapan Mehmet Tahir nihayet uzun yıllardan beri rüyasını gördüğü büyük projenin ilk halkasını ortaya koydu. I. Cihan Savaşı devam ederken bir dünya klasiği olan Osmanlı Müellifleri’nin birinci cildini yayınladı. II. Cild 1922  ılında basılırken hasta idi ve bastırmak için maddî imkanı da yoktu. Mustafa Kemal Paşa II. Cildin ikinci kısmından 500  adet-yardım olmak üzere-satın aldı. Bir rivayete göre mezarını da Manastır Askerî Rüşdiyesi’nden talebesi olan Atatürk 1930’lu yıllarda yaptırmıştır

28 Ekim 1925’te Zeyneb Kâmil Hastanesinde vefat etti. Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayî Dergâhı mezarlığına defnedildi. 10 Rebîulâhir 1344/29 Teşrin-i Evvel 1341).

Üç ciltlik Osmanlı Müellifleri’nde 1691 kişi hayat ve eserleriyle tanıtılmıştır. Bunların 288’i mutasavvıf, 465’i diğer dinî alimlerin mensubu, 610’u şâir, 237 tanesi tarihçi, 84’ü tıb, 107’si de riyâzî/matematik ilimler sahasında eser vermiş şahsiyetlerdir.

Basılan diğer eserleri şunlardır:

1. Terceme-i Hâl ve Fezâil-i Şeyh-i Ekber
Muhyiddîn Arabî (İstanbul 1898)
2. Kibâr-ı Meşâyih ve Ulemâdan On İki
Zâtın Terâcim-i Ahvâli (İstanbul 1898)
3. Meşâyih-i Osmâniyeden Sekiz Zâtın
Terâcim-i Ahvâli (İstanbul 1900)
4. Ulemâ-yi Osmâniyeden Altı Zâtın Terceme-
i Hâli (İstanbul 1903)
5. Müverrihîn-i Osmâniyeden Ali ve Kâtip
Çelebi’nin Terceme-i Hâlleri (Selanik
1905)
6. Aydın Vilayetine Mensub Meşâyih-i
Ulemâ, Şuarâ, Müverrih ve Etibbânın
Terâcim-i Ahvâli (İzmir 1907)
7. Ahlak Kitaplarımız (İstanbul 1908)
8. Nazar-ı İslâm’da Fakr (İstanbul 1903)
9. Hacı Bayrâm-ı Velî (İstanbul 1912)
10. Siyasete Müteallik Asâr-ı İslâmiye
(İstanbul 1915)
11. Müntehebat-ı Mesari ve Ebyat İstanbul
1911
12. İsmail Hakkı Bursevî,İstanbul 1912
13. Menakıb-ı Harb İstanbul 1916
14. İdare-i Osmaniye Zamanında Yetişen
Kırım Müellifleri İstanbul 1918
15. Delilü’t-tefasir İstanbul 1907

Basılan basılmayan eserleri ve hayatı hakkında geniş bilgi almak isteyenler Diyanet İslam Ansiklopedisi’nin VI. cildinde yer alan ve Bursalı Mehmet Tahir gibi gece gündüz bir arı gibi çalışan edebiyat tarihi profesörü Ömer Faruk Akün hocamızın (Öl:İstanbul 2016)ilgili maddesini okumaları gerekir. Bursalı Mehmet Tahir Efendi aynı zamanda şairdir.   tasavvufî zevkıni, tasavvufta farklı bir yol olan Nakşî- Melâmî neşveşini ele veren şu mısralar onundur:

MUHAMMES
Sanma ey zâhit bizi kim öyle hor ü ahkârız
Bizler, ol âyine-i âlem-nümâ-yı ekberiz
Talibân-ı feyz-i Ahmed, bendegân-ı Haydarız
Nakşibend suretteyiz; lâkin Melâmî meşrebiz
İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz
İsm-i zâhir mazhariyle dehre seyrân eyledik
Himmet-i mürşid ile aşk sahasında cevlân eyledik
“Men ‘arefe” dersinde hatta kesb-i ikân eyledik.

Nakşibend sûretteyiz; lâkin Melâmî meşrebiz
İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz

İhtiyarın selbedib; anla, bizim mişvârımız;
Kim sıfât ü zât-ı hakkı derk ve rü’yet kârımız
Yoksa hâriçten bilinmez dahl ile etvârımız
Nakşibend suretteyiz; lâkin Melâmî meşrebiz
İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz

Zâhidâ, erbâb-ı gaflet sandığın, lâ-şüphe sen,
Dahledip kürsüde halkın boyuna takma re’sen,
Şuğl-i uşşâk manevîdir, ne bilir erbâb-ı fen?..
Nakşibend suretteyiz; lâkin Melâmî meşrebiz
İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz

Kisve-i aşkı mülebbes hırka vü şâl istemez
Mekteb-i irfânda tahsîl eyliyen kâl istemez
Hulk-ı Hakk’ın gayrisinden başka bir hâl istemez,
Nakşibend suretteyiz; lâkin Melâmi meşrebiz
İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz

Kesret-i eşyâyı sanma vahdete mâni olur
Böyle bir efkâra hâşâ ehl-i dîl kâni olur
Zât-ı Hakk eşyayı her demde bütün câmî olur
Nakşibend suretteyiz; lâkin Melâmi meşrebiz
İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz

Bunca envâ-ı ulûmun noktadır hep masdarı
Böyle fermân eylemiştir zât-ı vâlâ Hayderi
Bâ-yı bismillâhtır ancak ehl-i Hakk’ın ezberi
Nakşibend suretteyiz; lâkin Melâmi meşrebiz
İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz

Söylenen nutku bilir ehl-i kemâl gayet iyân
Zümre-i uşşâka vâzıhtır bu sözler her zaman
Tahirâ hatm-i makal et, eyle ikmâl-i beyân
Nakşibend suretteyiz; lâkin Melâmi meşrebiz

İsm-i zâtı her nefes tekrar eden hak mezhebiz

*

Bursa’nın kültür tarihini kaleme aldığı serlerle aydınlatan derviş/tarihçilerden  biri de Mehmet Tahir Efendi’den altı sene sonra bu şehirde doğan Mehmed Şemseddin Mısrî’dir.(öl. İstanbul 1936) Aşağıdaki şiir bu iki mühim şahsiyetin aralarındaki dostluğu göstermesi açısından mühimdir. Bursalı Mehmet Tahir “gönül” redifli şiirini yaklaşık yüz yıl önce Bursa Mısrî dergâhı şeyhi Şemseddin Mısrî’ye göndermiş,o da gereğini yapmış,yani tahmis etmiştir Her beytin önüne üç mısra ilave ederek “beşli” hale getirmiştir..Eş’ar-ı Şemsî isimli divanında yer alan manzumeyi takdim cümlesiyle birlikte okuyalım ve gönülün sırlarını keşfetmeye çalışalım:

*

Bursa mebus-ı sâbıkı, meşahirden Tahir Bey’in 25 Eylül 1330 (8 Ekim 1914) tarihinde Fakir’e gönderdiği nutkun tahmisidir:

Gâh celâle gâh cemâle bak merayâdır gönül
Gâh cem’den gâh farkdan şöyle gûyadır gönül

Gâh cemâl-i mutlaka hayran u şeydadır gönül
Gâh rahîk-ı neşve-i tevhide meclâdır gönül
Gâh safa-yı zevk u vahdetle mücelladır gönül

Kalb-i ârif oldu vasi’ kâinattan serteser
Kalb-i mü’min beyt-i Hak’dır eyle ibretle nazar
Mazhar-ı Tur-ı tecelli eymenidir ol güher
Asuman-ı feyz-i irfanda demadem seyreder
Len teranî mazharı mestâne Mûsa’dır gönül

Dil nazargâh-ı Huda’dır bilmediler gâfilîn
Fehmeder mi rûtbe-i ulyâsını hiç sâfilîn
Vâsıl-ı kurb-ı ferâiz bildi, bilmez nâkılîn
Çok mudur söylerse bank-i lâ uhibbu’lâfiîn
Mazhar-ı feyz-i Muhammed nur-ı Mevlâdır gönül

Kalb iklim-i vucudda bir ulu sultandır
Dide-i hayretle gör kim menba-ı irfandır
Hâsılı, idraki müşkil sa’at-ı Yezdan’dır
Semme vechullaha masdar Kab’be-i Rahman’dır
Berk urur nûr-i İlâhî aşk-ı a’ladır gönül

Eyleme hiç kimsenin kalbini asla münkesir
Aleme feyz-i ilâhî ondan olur münteşir
Olmasun bay u gedânın gönlü senden münzecir
Sırrının idraki ancak keşf u zevka münhasır
Bu sebebden hallolunmaz bir muammadır gönül

Hizmet eyle al gönül daim olasın dilnüvâz
Hak tecelligâhıdır ol ger hakikat ger mecâz
Şemsî-i Mısrî eğerçi eylesen de sen dıraz
Münkeşif olmaz rusûm erbabına Tahir bu râz
Neşveyab-ı sahve-i nûr-i tecellâdır gönül

21 Zilkâde 1334 / 6 Eylül 1332 Salı(1914)

Bursa’nın kültür tarihi ile ilgilenenler Bursalı Mehmet Tahir ile ilgili neler yaptılar? Bugüne kadar yapmadılarsa neler yapmalıdırlar? Yoksa bir caddeye isminin verilmesi yeterli mi görülmektedir?




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir