KÜNDEKÂRÎ SANATI


Doç. Dr. Doğan YAVAŞ

Kündekârî: beşgen, sekizgen, baklava ve çok kollu yıldız gibi geometrik şekillerde kesilmiş küçük ahşap parçalarını çivi ve tutkal
kullanmaksızın birbirine geçirmek suretiyle düz paneller elde etmek gibi uzun zaman, büyük sabır
ve ince bir mobilya işçiliği ge- rektiren ahşap işleme sanatıdır. Bu sanatla uğraşan ustalara
kündekâr adı verilir. Bu tekniğin temeli, ağaç parçalarının eğrilme yönleri birbirine zıt gelecek
şekilde, parçaların bünyesinde oluşturulan yivler ve girinti-çıkın- tıların birbirine geçirilmesi
esasına dayanır.
Böylelikle ahşap blokların fiziksel yapılarında meydana gelen yarılma, esneme ve açılma gibi
kusurların oluşması engellenmiş olur.
Kündekârî sanatı minberlerde, vaaz kürsüle- rinde, rahlelerde, korkuluklarda, pencere ve kapı
kanatlarının yanı sıra bazı tavan göbekle- rinde de kullanılmıştır.
Aslında bir Türk sanatı olduğu düşünülen kündekârî, Karahanlılar ve Gazneliler’den Büyük
Selçuklulara, Selçuklular vasıtasıyla da Anadolu’ya taşınmıştır. Ancak bu sanat en parlak evresini
Anadolu’da tamamlamıştır.
Gerçek anlamda kündekârîyi İslam dünya- sında yaygınlaştıran ve gelişmiş ilk örnekle- rini veren
medeniyet, Selçuklular olmuştur. Erken dönem olarak adlandırılan bu devrin ilk örneklerini XII.
yüzyılda Anadolu, Mısır ve Suriye’de görmek mümkündür. Selçuklular diğer sanatlarda olduğu gibi
ağaç işçiliğinde
de oldukça ilerlemişler, teknik bilgiye ve yete- neğe sahip olan Selçuklu ağaç ustaları özgün
eserler ortaya koymuşlardır. Özgün Selçuklu kündekârî işçiliğine; Konya Alaaddin Camii, Sivrihisar
Ulu Camii, Aksaray Ulu Camii, Malatya Ulu Camii, Harput Sere Hatun Camii ve Siirt Ulu Camii
minberlerini örnek olarak verebiliriz.
Kündekârî sanatının geç dönemini ise Beylik-
ler ve Osmanlılar dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde Selçuklu geleneği daha da geliştiri- lerek
incelmiş ve böylelikle kündekârî yapım teknikleri zirveye ulaştırılmıştır. Selçuklular devrinde
yani XII. ve XIV. yüzyıllar arasında Mısır, Suriye ve Anadolu’da örneklerine rast- lanırken, geç
dönemde sadece Anadolu’da görülmeye başlanmıştır. Osmanlılar döne- minde, Selçukluların sade
kündekârî tekni- ğinden uzaklaşılarak daha hareketli ve göz dolduran sedef, fildişi, bağa, altın ve
gümüş gibi ağaçtan başka yardımcı malzemelerden yararlanılarak kündekârî tekniğinde zengin üsluplar
oluşturulmuştur. Bu dönemin örnek- leri arasında Beyşehir Eşrefoğlu Camii, Niğde Sungur Bey Camii,
Ürgüp Taşkın Paşa Camii, Birgi Ulu Camii, Manisa Ulu Camii, Bursa Ulu Camii minberlerini Ankara
Hacı bayram Camii Türbesi’nin iç kapısını ve Manisa Muradiye Camii’nin iç kapısını sayabiliriz.
1376 tarihli Manisa Ulu Camii ile 1399 tarihli Bursa Ulu Camii minberinin ustası el-Hac Muhammed
bin Abdülaziz ibnü’d-Devâkî’dir ve 23 yıl arayla bu iki muhteşem hakikî kündekârî minberi imal
etmiştir. Ahşap sanatçıları ço- ğunlukla, ortaya koydukları eserlerine adlarını da yazmışlardır.
Hat sanatı hariç diğer sanat dallarının hiçbirinde bu kadar çok usta adına rastlanmaması, kündekârî
sanatına ne kadar önem verildiğini anlamak için yeterlidir.
Bu muhteşem ahşap el işçiliğinin Hakiki Kündekârî ve Taklit Kündekârî olarak ikiye ayrıldığı,
taklit kündekârînin de kendi içinde Çakma ve Kabartma Kündekârî, Tamamen Çakma ve Yapıştırma
Kündekârî ve Tamamen Kabartmalı Kündekârî gibi tekniklerinin oldu- ğu tespit edilmiştir.
Bir çatma tekniği olan hakiki kündekârî; baklava, sekizgen ve yıldız biçiminde olan içi
Arabesk kabartmalı ahşap parçalarla, bunları birbirine bağlayan oluklu ahşap kirişler içine geçerek
birleştirme işlemi yapılmıştır. Kün- dekârînin çeşitleri arasında asıl ince ustalık ve sabır
gerektiren türü budur. Geometrik
parçalar negatif veya pozitif geçmelerle birbi- rine bağlanır. Parçaları bir uçtan başlayarak adeta
sepet örer gibi birleştirerek parçalardan bütüne gidilir. Günümüze kadar gelmiş birçok örneğin örgü
sistemi çözülememiştir. Ancak çeşitli nedenlerle dağılan birkaç kapının yeniden toplanarak eski
haline getirildiği
görülmüştür. Yukarıda örnek olarak verdiği- miz minberlerin ve diğer ahşap aksamın hepsi Hakîkî
Kündekârî sınıfına girmektedir.
Taklit kündekârî ise daha az ustalık gerekti- ren ve hakiki olanlara oranla biraz daha kaba
işçiliğe sahip kündekârî çeşididir. Bu örnek- lerde ahşap bloklar; baklavalara, yıldızlara ve
sekizgenlere ayrılarak yapılır kafesi oluşturan kirişler ahşap çıtalardan çakılmıştır.
Taklit kündekârînin birinci çeşidi olan çakma ve kabartma kündekârî tekniğinde minber, yan
aynalıklar ve kapı kanatlarında aynı
tür ahşap blokların yan yana geçirilmesiyle tamamlanır. Bu ahşap bloklar üzerindeki içi Arabesk
dekorlarla süslü sekizgenli, baklavalı ve yıldızlı motifler ahşap bloklara kabartma şeklinde
işlenmiştir. Bu çıkıntılı satıhların arasına geometrik kafesleri oluşturan kirişler çakılmıştır.
Görünüşte hakiki kündekârîden güç ayırt edilir. Bu teknikte sekizgenler, yıldızlar ve baklavalar ahşap bloklarla yek pare oldukları için bunlarda da çivi veya tutkal kul-

lanılmaz. Ancak bu tür kündekârîlerde ahşap blokların hava şartlarına bağlı olarak kuruyup
küçülmesiyle ahşap bloklar arasında boydan boya ayrıklar oluşur, bu da hakiki kündekârî ile farkını
ortaya koyar. Ama yine de asıl kündekârîye en çok yaklaşan ve diğer taklit türlerine göre en fazla
ustalık gerektirenidir.

Bu tekniğe Ankara Alaaddin, Ankara Aslanha ne, Kayseri Huand Hatun camileri ve Kayseri, Çorum, Divriği Ulu camilerinin minberleri
örnek verilebilir.
Taklit kündekârînin ikinci çeşidi Tamamen Çakma ve Yapıştırma Kündekârî olup, taklit gurubunun daha
kaba ve daha az ustalık gerektiren türüdür. Bu teknikte sekizgen, yıldız ve baklava motifleri ile
geometrik ka- fesleri meydana getiren kirişler ahşap bloklar üzerine çakılmıştır. Yine bunlarda da
önceki örneğinde olduğu gibi hava şartlarına bağlı olarak kuruyup küçülmeler olur ve ahşap bloklar
arasında açılmalar olur. Bu tekniğe ör- nek olarak Ankara Ahi Elvan camiinin minberi, Merzifon
Çelebi Sultan Mehmet Medresesi’nin dış kapısı ve Amasya Mehmet Paşa Camii’nin kapısı sayılabilir.
Taklit olan bir diğer teknik ise tamamen  kabartmalı kündekârîdir, oldukça yaygın örnekleri vardır. Daha az kalınlığı olan pencere

kepengi, kapı ve minber kapılarının altında kullanılmıştır. En bol örneklerinin bulunduğu bu grupta
sekizgenler baklavalar ve yıldızlar ağaç bloğun kabartması halindedir. Kabart-
malar fazla yüksek değildir. Geometrik kafesi
ile arabesk dolgular eşit düzeydedir. Bu tekniğin örneklerini Ankara’daki Baklacı Baba, Hacı Hasan
ve Kuyulu Hoca Paşa camilerinin kapılarında, Amasya Gök Medrese kapısında ve Birgi Ulu Cami pencere
kanatlarının bazıla- rında görmek mümkündür.
İç Mekânlarda çoğunlukla ceviz, armut, kiraz ve şimşir ağaçlarının kullanıldığı tespit
edilmiştir. Göbek odunlu ağaçlar gurubundan olan ceviz, dağınık gözeneklidir ve öz ışınları

gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Orta sertlikte, sık elyaflı ve ağır ağaçlardandır.
Dış odunu gri ve sarı gibi olmakla birlikte iç odunu açık kahverengiden koyu kahverengiye kadar
değişir. Köke yakın kısmından çıkarılan kaplamalar simetrik desenler verir. Çivi, vida ve tutkalla
bağlantı kurmaya yeterlidir. Çok çalışır, çok çeker ve çabuk yarılır. Bu yüzden iç mimariye daha
uygundur. Kolay işlendiğin- den oymalı ve tornalı işlerde başarılı sonuç verir. Piyasada masif
kaplama ve kereste halinde bulunur.
Olgun odunlu ağaçlar grubundan olan armut,
dağınık gözenekli olup bu gözenekler çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Rengi açık kırmızı
ve kahverengi olup bazı türleri parıltılı olur. Orta sertlikte, sık dokulu özelliğe sahiptir ve
kururken çok çekerek şekil değiş- tirir. Kırılgandır ve nemli havaya pek daya- nıklı değildir. Bu
yüzden iç mimariye daha uygundur.
Göbek odunlu ağaçlar grubundan olan kiraz, dağınık gözeneklidir. Dış odunu sarımsı, pembe,
beyazdır, iç odunu ise açık kırmızımsı kahverengidir. İz ışınları gruplar oluşturarak yüzeye
parlaklık verir. Rendelendiğinde bu parlaklık daha fazla ortaya çıkar. Dış etkilere karşı çok zayıf
olup, açık havada dayanıklı de- ğildir ve kururken de çok çeker. Açık havada dayanıksızdır, kısa
sürede bozulur. Ancak sert bir ağaçtır zor yarılır. İç mimari ve mobilyada masif ve kaplama olarak
kullanılır. Kaliteli iş- lerde ise kirazın yalnız göbek odunu kullanılır.
Şimşir ise olgun odunlu ağaç grubundadır. Dış odunu dar ve dağınık gözeneklidir. Gözenek- ler
çıplak gözle görülmez. İç odunu ile dış odunu arasında renk farkı yoktur, genellikle açık ve koyu
sarı tonundadır. Dış etkilere karşı dayanıklı değildir. Bu yüzden çabuk bozulur ve kururken çok
çeker. Esnektir, zor yarılır, vurulma basılma sürtünme ve aşınmaya karşı dayanıklılık gösterir.
Boyama ve vernikleme niteliği çok yüksektir. Küçük bir ağaç olan
şimşir büyük boy kereste vermez. Bundan dolayı küçük ölçülü fakat üstün nitelik isteyen birçok işte kullanılabilir.

Dış Mekânlarda kullanılan ağaç türleri ise meşe, dişbudak, maun, gül ve abanozdur. Odunlu ağaçlar
grubundan olup 400 farklı türünün olduğundan bahsedilen meşe, çem- ber gözenekli olup öz kesitte
parlak pulcuklar halinde öz ışınlar vardır. Öz ışınların görünü- mü çok koyu renklidir. Meşenin
odununun rengi genellikle kirli sarısı beyazdır, göbek odunu ise koyu sarıdır. Kerestesi çok sert
olup zor işlenir. Dış etkilere karşı en dayanıklı, boyamaya da en elverişli ağaçtır.
Olgun odunlu ağaçlar grubuna giren dişbu- dağın dış odunu oldukça geniştir, çember biçiminde, iri
ve çok gözenekli bir yapıya sahiptir. Bu ağacın dış odunu beyaza çok
yakın olup iç odunu açık kahverengidir. Sert, ağır ve sık yapılı bir ağaçtır. Kuru ortamda
dayanıklı, nemli ortamda çabuk bozulur. Zor yarılır kolay işlenir.
Göbek odunlu bir ağaç olan maunun ana- vatanı Batı Hindistan, Afrika ve Orta Ameri- ka’dır.
Gözenekleri iri veya orta iriliktedir. Dal diplerinden çıkarılan kaplaması pratik maun
olarak satılır. Piramit maun çok canlı damar süsleri taşırken Afrika (Sepeti) maunu adı verilen
türü yön değiştiren buruk büyümesi sebebiyle ilginç bir yapısal özellik göste-
rir. Yanar-döner ve uzun parıltılı damarları sayesinde yapılacak eşyaya canlı bir görüntü verir.
Dış odunu gri, iç odunu ise türüne göre sarı, kırmızı, kahverengi arasında değişir. Dış etkilere
karşı dayanıklı, az çeker, az çatlar. Bu yüzden en iyi boyanan ağaçlardandır.
Gül ağacının yetiştiği yere göre isimlendiri- len çok çeşitli türleri vardır. Bazıları tıpkı gül
gibi kokar. Avustralya’daki türü koyu kırmızı damarlıyken Brezilya’daki türü aynı rengin daha
canlısıdır. Sık dokulu, dağınık gözenekli, sert yapılı ağaçlardandır. Özışınlar çıplak gözle
görülemeyecek kadar küçüktür. Bazı türleri yağlıdır. Dış etkirle dayanıklıdır; ancak kolay

yarılır. Sert yapılı olmasından dolayı kullanılan aletlerin kesici ucunu köreltir. İşlenirken parlak ve düzgün yüzeyler verdiğinden boyamada ve verniklemede başarılı sonuçlar verir.

Abanoz ise göbek odunludur ve birçok türü vardır. İnce gözenekli bir yapıya sahiptir ve gözenek
çukurları kendine özgü bir maddeyle doludur. Bu da ağaçta çok dekoratif çizgi ve damar desenleri
yapar. İç odunu kahverengi dış odunu ise pembe veya soluk kırmızıdır.
Gayet sert, dış etkilere dayanıklı bir ağaçtır ve işlemeye elverişlidir. Değerli mobilya işlerinde,
oymalı, kakmalı işlerde kullanılır.
Türk ve İslâm Sanatı’nın önemli bir kolu olan ahşap işçiliği alanında daha önce saydığımız minber,
kapı ve pencere kanatları, vaaz kür- süsü, rahle ve sivil mimaride karşımıza çıkan tavan göbekleri
dışında özgün olup yegâne bir örnek olarak değerlendirdiğimiz bir de
Sultan 2. Murad’ın türbe saçağından bahsetmek gerekir. Bu sene içinde bitirilen Bursa

Muradiye Türbeleri Restorasyonu çalışmaları kapsamında, 2. Murad türbesinin bu muhte- şem ahşap
saçağı da onarılmış ve Bursa’nın Türk sanatı tarihine bir katkısı olarak tanım-
lanan kündekârî işçiliğe sahip bu saçağın
ömrü uzatılmıştır. Saçakta yer alan yıldız kesimli kündekârî kısımlar çökertme şeklinde
tasarlanmış, aradaki yüzeyler zengin çokgen- lerle hareketlendirilerek çıtakârî tekniğinde işlemle
kontürlenmiştir. Daha önce Ankara Geneği mescidinin ahşap sütun başlıklarında uygulanmış olan
mukarnaslar ve Türk üçgen- leri, burada şerit halinde düzenlenerek altın varak ile canlandırılmış,
saçağın eteklerine de ahşap üzerine doğal boyalarla bitkisel motif- ler işlenmiştir. Buradaki
mukarnaslar ve Türk üçgenleri, Sanat tarihi literatürüne Edirnekârî tabiriyle yerleşmiş olan ve
bazen mermere ama çoğunlukla ahşaba uygulanan bu tezyi- nat şeklinin, Osmanlı süsleme sanatındaki
ilk örneklerinden olması sebebiyle Bursakârî şek- linde tanımlanması teklif edilebilir. Yukarıda
tarif ettiğimiz kündekârî tekniklerine göre bu saçağın taklit kündekârî tekniğinde yapılmış olduğu
anlaşılmaktadır.
Buraya gelenlerin, başlarını gayrı ihtiyârî yukarı kaldırarak seyrettikleri bu üç boyutlu, müzehheb
ve müzeyyen örtü sistemi, Sultan Murad’ın mütevazı ve gayet sade bir şekilde inşa olunan türbesinin
ön cephesini baştan- başa taçlandırmaktadır. Osmanlı Devleti’nin taht şehirlerinden olan Bursa’nın
sahip olduğu nadide şaheserlerden biri olan bu eşsiz saçak, büyük bir titizlikle yapılan onarım
çalışmaları sonucunda, daha uzun yıllar ziyaretçileri hayran bırakmaya devam edecektir.

Muradiye türbelerinin kündekârî ahşap kapı ve pencere kanatları da bu onarım çalışma- larıyla elden geçirilmiştir. Uzun zaman hiç müdahale
görmedikleri için oldukça kötü duruma düşmüş bu parçalar, ahşap pimleri dikkatlice sökülerek
parçalarına ayrılmış ve fumigasyon odalarında 2 gün bekletilerek bütün kurtçuklardan ve larvalardan
temiz- lenmeleri sağlanmıştır. Yağmur ve kardan etkilenen, özellikle kapıların etek kısımların-
daki tamamen çürümüş kısımlar mecburen
yenilenmiş, daha sonra da tek tek temizlenen
bu parçalar toplanarak üzerlerine 6 ya da 7 kat, gomalak dediğimiz doğal reçine tatbik edilmiştir.
Ahşap elemanların, inşa edildikleri tarihten bugüne kadar yüzlerce yıl geçme- sine rağmen açık hava
şartlarına bu derece dayanabilmelerine, ağacın kalitesi kadar kul- lanılan kündekârî tekniğinin de
büyük katkısı olmuştur.

KAYNAKÇA

Çelik, İsa., “Kündekârî Ustası Şaban Salkımlı”, Paylaşım Kartonsan A.Ş. Yaşam Kültürü Dergisi,
Sayı: 2, İstanbul 2008.
Demiriz, Yıldız., “XIV. Yüzyılda Ahşap İşleri”, Yüzyıllar Boyunca Türk Sanatı (14. Yüzyıl), (Haz.
Oktay Aslanapa), İstanbul 1977.
Öney, Gönül., “Anadolu Selçuklu Ahşap Sanatı”. Anadolu Selçuklu Mimari Süslemeler ve El Sanatları.
(2. Baskı), Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, Ankara 1988.
Soysal, Hamide., Geleneksel Türk El Sanatlarımızı Yaşatan Kündekârî Ustası Mevlüt Çiller
(Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 2007.
Söğütlü, Cevdet, Abdullah Sönmez., “Kündekârî tekniğinde Yapılmış Ahşap Panellerin Boyutsal
değişimlerinin belirlenmesi”, Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dergisi. C. 23.
No: 2, Ankara 2008.
Yücel, Erdem., “Kündekârî”, T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 26.cilt. Türk Diyanet Vakfı Yayınları,
Ankara 2002.

1: Konevi Türbesi pencere kanadı
2, 4, 5: Bursa Muradiye Külliyesi, 2.Murat Saçak
3: Ankara, Alaaddin Camii Minberi
6: Beyşehir, Eşrefoğlu Camii Minberi




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir