MİLLET MEKTEPLERİ


Ekrem H. Peker

Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk devrimlerinin en önemlisinin harf devrimi olduğunu düşünüyorum. Osmanlı Devleti’nin son döneminde okuma yazma oranı %7 olduğu kayıtlarda yazılı. Osmanlının gayrimüslim vatandaşlarında bu oran çok daha yüksekti. Gayrimüslimler arasında okullaşma oranı da çok yüksekti. Kütüphane açısından da fakirdik. “Makedonya’da Eşkıyalık ve Son Osmanlı Yönetimi” kitabını yazan Tahsin Uzer, Balkanlarda her şehir, her kasaba ve her köyde kütüphane varken, Müslüman halka yönelik tek kütüphanenin Florina’da olduğunu yazar.

Devlet memurlarının çoğu, yazarlar Latin harflerini biliyorlardı. Devrimin temelini de bu teşkil etti. İsmet İnönü, Atatürk’ün kendine üç yıl önce bu fikri açtığını ve karşı çıktığını anılarında belirtir. Daha önce Enver Paşa, alfabenin kolayca öğrenilmesi için düzeltme yapmış, ama “Enveriye” denilen bu alfabe tutulmamıştı.

 

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey’in hazırladığı “Millet Mektepleri Talimatnamesi” 11 Kasım 1928’de Bakanlar Kurulu’nda onaylandı ve 7284 Sayılı Bakanlar Kurulu kararının 24 Kasım 1928’de Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla yürürlüğe girdi.

Bu devrim yapmak çok sancılı oldu. Öncesinde İnönü’nün muhalefeti vardır. İnönü, Hatıralar’da şunları yazar:

Atatürk, bir iki seneden beri bunu düşünüyordu. Ben önce buna karşı mukavemet ettim.”(İnönü, Hatıralar, s:483, Ankara, 2009, 3. Baskı)

İnönü, anılarında karşı çıkma gerekçesini bu devrimin uygulamasının uzun süreceğini ve başarısız olacağına inandığı için yaptığını söyler: “Yapamazsınız, siz yapamayacaksınız. Başkası hiç yapamayacak.” (Age. s:484)

İnönü, ikna olunca 1925 yılında kurulan ve bütçeden ödenek ayrılan “Yeni Yazı Araştırma Kurulu” üç yıl sonra toplanıp, çalışmaya başlar.

Tarihçi ve sonra bir dönem milletvekili olan Ahmet Cevat Emre (1878-1961), Atatürk’ün İsmet İnönü’yle yedi saat tartışarak ikna ettiğini anlatır (Şükrü Galip Erker, Türk Kültür Devrimi ve Karşı Devrim, s.80, Ankara, 1976) Yeni Alfabeye Latin Alfabesi adını İnönü vermiştir.

Yönetmeliğe göre daha önce okuma yazma bilsin bilmesin 16-30 yaş arası her Türk vatandaşının kurulacak Millet Mektepleri’nde kurs görmesi zorunlu idi. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, bu okulların Genel Başkanlığını ve “Başöğretmenliği”ni üstlendi.

52 maddeden oluşan yönetmelikte okulların amacı, öğretim, derslere devam şartları, dershaneler için harcanacak paranın sağlanması, propaganda için basının kullanılması, başarılı olanlara verilecek belgeler belirtilmişti.

Yönetmelik, bir yıllık uygulama süresinden sonra değişikliklere uğradı. 22 Eylül 1929’da yayınlanan yeni yönetmeliğe göre millet mekteplerinde vatandaşlara okuma-yazma öğretmenin yanı sıra hayat ve maişetlerinin ve vatandaşlık sıfatlarının gerektirdiği ana bilgilerin verilmesi amaçlanmıştır.

Millet Mekteplerinin resmen açılışı 1 Ocak 1929’da gerçekleşti. O gün, yurtta “Maarif Bayramı” olarak kutlandı.

Eğitim seferberliğinin başladığı ilk yılda 20 bin 487 derslik açıldı; bir milyon 75 bin 500 kişi bu okullara devam etti ve 597 bin 010 kişi okuma yazma öğrenerek belge aldı.

 

Dünyadaki ekonomik bunalım nedeniyle yeterli ödenek ayrılamaması sonucu zamanla millet mekteplerinin etkinlikleri azaldı ancak üç yılda 1,5 milyon vatandaş okuryazar hale getirilebildi. 1928-1935 arasında “Millet Mektepleri” adıyla hizmet veren yaygın öğretim kurumları, 1936-1950 arasında “Ulus Okulları” adıyla hizmete devam etti.

Öğrenim 1 Kasım’da başlardı. Haftada üç gün en az altı saat ders yapılırdı ve derslere devam zorunluluğu vardı. Dörder aylık iki program uygulanmaktaydı. Hiç okuma-yazma bilmeyenler A dershanesinde okuma yazma, dilbilgisi, basit matematik işlemleri öğrenirdi. A dershanesini bitirenler, B dershanesine devam edebilirdi. Bu dershanede Hesap ve Ölçüler, Sağlık Bilgisi, Yurt Bilgisi dersleri okutulurdu. Bu dershanede devam zorunlu değildi.

Millet mekteplerinde her eğitim döneminin sonunda sınav uygulanır, kazananlara bitirme belgesi verilirdi. Başarılı olamayanlar ikinci bir kursa devam ederdi. Sınavlarda ilk üçe girenlere Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in imzasını taşıyan birer Anayasa ile halk yayınlarından ücretsiz yararlanma hakkı hediye edilirdi.

Millet Mektepleri’nde 50 bin 690 öğretmen görev yapmıştı. Resmî veya özel Türk okullarının öğretmenleri, yabancı ve azınlık okullarının Türkçe, tarih, coğrafya öğretmenleri, Millet Mektepleri’nin öğretim kadrosunu oluşturuyordu. Gerekli görüldüğünde orta dereceli okul öğretmenleri öğretmenlik veya müfettişlik ile görevlendirildi.

Gerekli hallerde öğretmen olmayan aydın kişilere de bir yeterlilik kurulu tarafından “Millet Mektebi Öğretmeni” unvanı ve belgesi verildi.  Seyyar Millet Mekteplerinde “seyyar öğretmenler” görevlendirildi. Bu öğretmenler görevlendirildikleri yerlere kitap, kâğıt, kalem, tebeşir, portatif kara tahta, siyah mat muşamba gibi ihtiyaçları yanlarında götürmekteydi.

İller, millet mektepleri için yer sağlamak, il bütçesinden kaynak ayırmak, öğretim araçlarını ve yayınlarını sağlamak, halkı özendirmekle görevlendirilmişti.

Ülkede, “Sabit”, “Seyyar” (Gezici), “Özel” olmak üzere üç tür Millet Mektebi hizmet vermiştir. Bunlara daha sonra “Köy Yatı Mektepleri” ile “Halk Okuma Odaları” eklenmiştir.

Sabit Millet Mektepleri için eğitimin okul, kahvehane, cami, köy odası gibi yerlerde kuruldu. Gündüz çocuklar, akşam yetişkinler ders görürdü. Nüfusu yoğun yerleşim yerlerinde sabit millet mektepleri açıldı.

Gezici Millet Mektepleri ise okulu olmayan köylerde yalnızca bir dönem için açılırdı. Kış döneminde kasım ayından şubat sonuna kadar çalışmalarını sürdürürdü. Kışın dershane açılmayanlar bölgelere yaz dershaneleri açılmıştır.

Millet Mektepleri, hapishaneler, bankalar gibi bazı devlet kurumları ile büyük çiftlik ve fabrikalarda açılarak çalışanların okuryazar hale getirilmesi amaçlanmıştır.

Bazı bölgelerde yatılı Millet Mektepleri açıldı. Amaç, bu dershanelerde okuma-yazma öğrenen çocukların köylerine döndüklerinde diğer çocuklara okuma-yazma öğretmesi idi.

1930’dan itibaren “Halk Okuma Odaları” açıldı. Halka okuma yazmayı sevdirmek, unutmamalarını sağlamak ve pratik bilgiler almalarına yardımcı olmak üzere. Bu odaların sayısı 1933 yılında 778’e ulaştı.

Kurslara katılanların okuryazarlıklarını ve bilgilenmelerini sürdürmek öğrendiklerini unutmamalarını ve pekiştirmelerini sağlamak için “Halk Mecmuası” adlı haftalık ücretsiz dergi yayınlandı. Bu dergi, 11 Şubat 1929’da yayın hayatına başladı.

Millet Mektepleri’nin farklı bir versiyonu askeri birliklerde uygulandı. Âli Mektep(Halk arasında Ali Okulu denirdi) adı verilen kurslarda okuma yazma bilmeyen erata okuma yazma eğitimi verildi. Okullaşmanın arttığı 70’lerin başında bu uygulama sona erdi.

 

BURSA’DA BİR MİLLET MEKTEBİ, ÇIRPAN MİLLET MEKTEBİ

Bursa’da 93 Harbi’nden sonra (1877-78) Rumeli’nden gelen göçmenlerin kurduğu Çırpan Mahallesi’ne bir Millet Mektebi açılır. Çırpan Mahallesi’nde Millet Mektebi 1929 tarihinde açılmıştır. Kısa sürede Çırpan ve yakın mahallelerden bu okula çok sayıda insan bu mektebe kaydolur.

Çırpan Mahallesi’nde büyüyüp, İstanbul’a giden Fenerbahçe Yüksek Divan Üyesi doksanlık genç Turan Demirel’in ablası ve teyzesi bu mektebe kaydolarak kısa bir sürede okuma yazma öğrenmişlerdir.

 

İkinci sırada soldan sağa mantolu kadın Teyzesi Şahande Hanım, alt sırada işaretli Leman ablası.

 

Turan Bey bu sırada ana okul öğrencisidir. Bu okullarda tamgün öğrenim vardı. Öğrenciler yemeklerini sefertaslarıyla okula getirirlerdi.

1931 yılında Reyhan Ana Okulu 39 nolu öğrencisi Turan Demirel

 

Anaokullarının açılmaya başlaması Cumhuriyet’in eğitime verdiği önemin bir göstergesidir.

Turan Demirel’in Av. Mustafa Yağcı’ya gönderdiği mektup

Bursa, 30’lu yıllarda harp yorgunu bir şehirdir. İpek tezgâhları savaş öncesi üretime ulaşamamıştır. 1925 yılında önce İpekiş fabrikası kurulur. İlerleyen yıllarda ülkenin en büyük ithalat kalemlerinden biri olan yünlü kumaş üretmesi için Merinos, viskon üretilmesi için de Gemlik ilçesinde Sunği İpek fabrikaları kurulacaktı.

Turan Bey’in çizimiyle o yılların Çırpan Mahallesi

 

Osmanlı Devleti’nin Avrupa ülkelerine verdiği imtiyazlarla çok sayıda yabancı şirket kurulmuştur. Bursa’nın elektrik üretimi için Fransızlar bir şirket kurmuştur. Turan Demirel’in eniştesi Remzi Bey bu şirkette tahsildar olarak çalışmaktaydı.

Turan Demirel’in babasından kalan bir yazı

 Turan Demirel’in eniştesi Remzi Bey

 

Fransız elektrik şirketinin kurduğu trafolardan birkaçı günümüze ulaşmıştır. İlginç yapılarıyla Bursa’ya renk katmaktadır.

Fransız şirketinin yaptığı trafolardan birisi

 

1924 yılında kurulan bu şirket bugün Bursa’da Merinos kavşağındaki binasında kurduğu üç dizel motoruyla elektrik üretmeye başlar.  Şirketteki yabancı payı 1939 yılında satın alınarak kamulaştırılır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>