Osmanlı Bursa’sında Sözün, Müziğin İlk Durağı; KAHVEHANELER


Derleme – E. Ertan Akman

Kahvehaneler; halkın sosyalleştiği en önemli kamusal alanlardan biri… Sosyal ilişkileri şekillendiren ve toplumun geçirdiği toplumsal dönüşümleri yansıtan bir kamusal mekân.

Osmanlı toplumunun değişik kültür seviyesinden insanların buluştukları kahvehaneler, zamanla halkın siyasi iktidar karşısında seslerini duyurabildikleri bir kamusal bir mekân haline gelecek ve zaman zaman kapatma yasakları ile karşı karşıya geleceklerdir.

Kahvehaneler, yeniçerileri, aydın bürokratları ve siyasi iktidarın seçkin üyeleri yanında hiçbir statüsü olmayan, düşük gelirli insanları da kendine çekebilmektedir. Tarihçi Peçevi’nin de yazdığı gibi; “üst düzey bir memur, aylak bir adamla yan yana” oturabilmektedir. Kamusal alan olmanın yanında aynı zamanda bir hizmet mekânıdır da. Berber, dişçi, sünnetçi gibi birçok hizmet mekânını içerisinde barındırır.

Osmanlı çok katmanlı bir toplumdur. Esnafın, ulemanın, azınlıkların yeniçerilerin gelenekleri ayrıdır. Dolayısıyla da süreç içinde de her zümrenin devam ettiği farklı kahvehane türleri ortaya çıkacak, zamanla yerlerini ardıllarına bırakacaktır.

Mahalle Kahvehaneleri

İlk ve en sık rastlanan Mahalle kahvehaneleri genellikle cami yakınlarında yer alır. Bunun nedeni ise ahalinin namaz saatini beklerken zaman geçirmesini sağlamaktır. Fakat zamanla bu işlevi; dışa dönük bir “alış-veriş” biçimini ve karşılıklı etkileşime dönüşecektir.

Esnaf Kahvehaneleri

Ticari faaliyetlerin yoğun olduğu bölgelerde faaliyet gösteren kahvehanelerdir. Esnaf Kesiminin yanı sıra farklı meslek erbabının devam ettiği mekânlar durumundadır. Zamanla bu kahvehaneler Irgat kahvesi, Hamal Kahvesi gibi her meslek grubuna özel olarak ayrışacaktır.

Yeniçeri Kahvehaneleri

Özellikle İstanbul’da Yeniçerilerin kolluk denilen karargâhlarının yanında bulunur. Bu kahvehanelerde ana sohbet konusu “Devlet Sohbeti” adı verilen siyasettir. “Patrona Halil İsyanı” bir Yeniçeri Kahvehanesinden başlayınca ve Yeniçeri Ocakları’nın kaldırılmasını izleyen olaylarda da karargâh olarak bu mekanlar kullanılmaya başlayınca Yeniçeri Kahvehaneleri devlet eliyle kapatılacaktır.

Tulumbacı Kahvehaneleri

1826 yılında Yeniçeri Ocağı ve bağlı olarak Yeniçeri Kahvehaneleri ortadan kaldırılınca, Yeniçerilerin kahvehanelerde ürettiği sözlü kültür geleneği, tulumbacı teşkilatı tarafından devralınacaktır. Mani söyleme yarışmaları hatta semtler arası mani söyleme yarışmaları ile Tulumbacı kahvehaneleri edebi açıdan çok güçlü kahvehanelerdir.

Âşık Kahvehaneleri

Âşıkların daha önceleri söyleştikleri Yeniçeri Kahvehaneleri kapatılınca kahvehane kültürümüzde yerini alan Âşık kahvehaneleri; Bağlama eşliğinde şiir söyleyenlerin, aşıkların toplandığı kahvehanelerdir. Âşık Kahvehaneleri; bilginin ve kültürün sohbetle aktarıldığı toplumsal yapı geleneği içinde halk ve tasavvuf edebiyatının aşık tarzı kanalıyla geleceğe aktarılmasında büyük bir rol üstlenirler.

Semai Kahvehaneleri

Semai Kahvehaneleri, âşık kahvehanelerinin mirasını başka bir formda devam ettiren ve adına “çalgılı kahve” de denilen mekânlardır. Âşık Kahvehanelerinden farklı olarak bağlamanın yanı sıra daha çeşitli bir çalgı geleneği vardır. Çalgılı kahveler, şehirleşme ile ortaya çıkan çalgılı bahçe/gazino/gece kulüpleri gibi yeni ve alternatif eğlence merkezlerine karşı bir kendini yenileme teşebbüsü olarak görülebileceği gibi özellikle Anadolu da çalgılı bahçe/gazino kültürünün öncülü olarak da kabul edilebilir.

Meddah Kahvehaneleri

Meddah kahvehaneleri günümüz bakışıyla bir çeşit kabare/tiyatro kahvehanesi gibidir. Osmanlı’nın birçok büyük kentinde Meddah Kahvehaneleri eğlence hayatının en önemli unsurlarından biridir. Refik Ahmet Sevengil, eski İstanbul eğlence hayatını şu sözlerle yorumlamıştır: “Eski İstanbulluların genel eğlenceleri arasında en eskisini meddahları dinlemek oluşturur. İstanbul kahvehanelerini dolduran halk, meddahların anlattıkları hikâyeleri canla başla dinler, vezirler, vekiller toplantılarında hatta saraylarda meddahlar incelikleri, bildikleri güzel güldürücü hikâyeleri sayesinde önemli yerler tutarlardı.” Bu kahvehaneler halkı eğlendirmenin yanı sıra yeni meddahların yetişmesi içinde bir okul görevi üstlenirler. Birçok usta meddah tedrisatını bu kahvehanelerde usta-çırak ilişkisi ile tamamlar, tecrübe kazanır sonra meydana çıkardı.

Ve Bursa Kahvehaneleri

Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda Bursa’nın 70 kadar kahvehanesi olduğunu belirtir: buralarda “Mutriban-ı Hanendegan, yevmiye üç Def’a Hüzeyin Baykara Fasılları ederler”di. Her kahvehanede gazelhanlar, dinleyeni kendinden geçirirlerdi. “Serçeşme-i Meddahan-ı Kurbanı Alisi Hamza namında bir yegane-i asr idi.” Ayrıca meddah Şerif Çelebi, Sehname-i Firdevsi okuyunca Firdevs meleklerini hayran ederdi. Kıssahan Harşene Mahmud, Kara Firuz ve Tireli Ali Bey Eba Müslim-i Teberdar’ı okumada “güya shib-i siyer-i Veysi idiler. Kısacası Bursa Kahvehaneleri bir okul, bir eğitim yeriydi. Kıssahan ve meddah kahvehanelerinin en ünlüsü Ulu Camii dibindeki Emir Kahvesi idi. Bunun dışında Şerefyar Kahvesi, Serdar Kahvesi ve Cin Müzezzin Kahvesi bu meddahların sanatlarını gösterdikleri tanınmış yerlerdi.

 

KAHVEHANELERDE YÜKSELEN BİR SÖZ SANATI; MEDDAHLIK

 

Bilir misin nedir alemde meddah

Birbiriyle halkı ede ıslah

 

Selçuklu sarayında ve orduda Farsça kasideler ve gazeller yazan şairler dışında, birtakım ozanların hikâye anlattıkları ve şiir okudukları hem Bizans hem Doğu kaynaklı belgelerden öğrenilmektedir. Osmanlı sarayında da başlangıçtan itibaren bulunduğu bilinen ozanlar, nedimler ve oyuncular Türk meddahlığının gelişimine öncü olmuşlardır.
Temel olarak öykü anlatıcılığına dayanan meddahlık, önceleri anlatı konusuna göre faklı adlarla tanımlanmıştır. Peygamber kıssaları ve dini konu anlatıcıları “Kıssahan”, Firdevsi’nin Şehnamesinden bölümler anlatanlar “Şehnamehan”, Mesnevi anlatıcıları “Mesnevihan”, taklitçiler “Mukallit” olarak adlandırılmışlardır. Zaman içinde dinî konulardan ve belirli bir temaya bağlı kalmaktan uzaklaşan anlatıcılar, dinleyicilerin ilgisini daha fazla çekebilmek için anlattıkları kıssalarda geçen çeşitli hayvanlarla canlıların ses ve hareketlerini taklit etmeye başlamışlar, konuları arasında açık saçık fıkralara ve hikâyelere de yer vermişlerdir. Zamanla hepsine “Meddah” denilmiş, daha sonra bu unvan genelleşmiş, anlatılan konulara bakılmaksızın hemen hepsi meddah ortak terimiyle adlandırılmıştır

  1. 17. ve 18. yüzyıllarda meddahların sayısı ve toplumdaki fonksiyonları giderek artmıştır. 19. yüzyıl meddahları hikâye anlatma dışında orta oyununda ve Karagöz oynatmada da ustalaşmış, çeşitli tipleri hem palangada, hem kahvelerde ustaca yansıtır olmuşlardı.

Meddahların ne gibi nitelikleri bulunması gerektiğini anlatan Fakīrî Risâle-i Ta’rîfât’ta, “Bilir misin nedir âlemde meddâh / Biribiriyle halkı ede ıslâh” diyerek meddahın toplumdaki konumunu belirtir. Yabancılar gözünde meddah şairdir, tarihçidir, masalcıdır, efsane yazarıdır; o insanın hayal dünyasına giren bütün konulara değinir. Bunu yaparken de kendi halkının mizahını, duygularını, özlemlerini ve düşüncelerini dile getirir.
Meddahların başlangıçtaki bazı simgeleri değişik biçimlerde zamanımıza kadar gelmiştir. Meddahların yanında süngü ve teberzin bulunurdu. Sonradan meddahın simgeleri büyük boy mendil, makreme ile değnek haline dönüşmüştür. Meddah bunları birbirinden farklı eşyalar olarak kullanır. Meddahın özel eşyaları arasında en başta iskemle gelir. İskemlenin ikisi altta, ikisi üstte olmak üzere dört temeli vardır; üstteki iki temelden biri bilgi, diğeri dünya görüşüdür; alttaki iki temelden biri sabır, diğeri kararlılıktır.

 

BURSA’NIN NAMI OSMANLI’YI TUTMUŞ MEDDAHLARI

 

KÖR HASAN: 14. Yüzyılda, Yıldırım Bayezid döneminde yaşamış, taklitleri ve zekâsıyla ünlü meddah ve mukallit. Padişahın yanına vezirlerin bile sokulmadığı kızgın anlarında yanında olduğu ve bazı önemli sorunların çözümlenmesinde şakacılığı ile yardımcı olduğu bilinmektedir.

 

BURSALI HACI KISSAHAN: Adı Bursalı şair ve nakkaş Safi’nin divanında bir manzumede geçen meddahın, 15. yüzyılda, 2. Murat’ın sarayında ünlendiği anlaşılmaktadır.

 

BURSALI ÂŞIK MUHAMMED ÇELEBİ: 16. Yüzyılda, 2. Selim’in sarayında yer alan meddah ve mukallitler arasında yer alan Âşık Muhammed Çelebi şair ve tarihçiliği ile de tanınmaktadır.

 

BURSALI MUSTAFA CENANİ 16. Yüzyıl, 3. Murat döneminin en gözde meddahları arasında yer alan Cenani, iyi eğitim görmüş, Farsça, Arapça ve Türkçe söz söyleme yeteneği olan hoşsohbet, nüktedan, ince ruhlu ama biraz aç gözlü ve dalkavuk olarak bilinmektedir. Kıssalarına çok iyi hazırlanır, eski ve bilindik öyküleri anlatmaktan hoşlanmaz, yeni öyküler yazıp bunları canlı bir üslupla anlatırdı. Öykülerinin çoğu günümüze ulaşmayı başarmıştır. 1595 yılında ölmüş ve Hamza Bey Camii Civarındaki mezarlığa defnedilmiştir.

 

SEYYİT MUSTAFA BABA (LAL’İN KABA): 16. Yüzyıl, 3. Murat döneminin gelmiş geçmiş en büyük meddahı. Lal’in Kaba namıyla bilinir. Bursalı Tarihçi ve Şair İsmail Beliğ; Şehnamecilikte ilerledikten sonra nefsini kırmak ve benliğini eğitmek için epeyce gezdikten sonra kıssahanlığa başladığını ve bu sayede 3. Murat’ın sarayına alındığını belirtir. 1601 yılında Bursa’da vefat etmiş ve Deveciler Mezarlığına defnedilmiştir.

 

SAÇAKÇIZADE: Yaşamı hakkında çok az bilgimiz olan bu meddahı görüş alanımıza sokan trajik ölümü. Olayı yine İsmail Beliğ’in “Güldeste-i Riyaz-ı İrfan’ından öğreniyoruz. Saçakçızade, kahvehanelerde meddah ve kıssahanların pek çoğaldığı bir dönemde “Bedii ile Kasım” öyküsünü anlatmaktadır. İzleyiciler kendilerini öyküye öyle bir kaptırırlar ki Bir bölümü Bedii, bir bölümü Kasım’dan yana tavır alır. İzleyiciler arasında yer alan bir gözü sakat, şair Hayli Bey’de Kasım taraftarıdır. Beliğ’e göre “saçmasapan konuşan” Saçakçızade ise olayları Bedii’den yana anlatmaktadır. Anlatının bir yerinde eğlence olsun diye Hayli’ye “hangi gözünüzle gördünüz?” diye sorunca Hayli’nin aklı başından gider ve iki hançer darbesi ile Saçakçızade’yi oracıkta öldürür. Böylelikle Saçakçızade kayıtlara düşen ilk sahne kurbanı olur. Tarihler yaklaşık olarak 1616 yılını göstermektedir.

 

BURSALI EMİR ÇELEBİ: Hüseyin Hazerfen’in Telhis’inde adı geçen meddah, 1675 yılında IV. Mehmet’in Edirne’de düzenlediği şenliklerde sahne almış ve yazarın ifadesi ile ortalığı kırıp geçirmiştir.

 

KURBANI ALİSİ: Evliya Çelebi’nin övgüyle anlattığı usta meddah, IV. Mehmet döneminde Kıssahan ve Şehnamehan olarak ünlenmiştir.

 

MEDHİ: Mehdi adıyla tanınan Bursalı Nuh-zade Seyyid Mustafa Çelebi, Çorlu Kadışığını bıraktıktan sonra meddahlığa başlamış, zekâsı ve ustalığı ile 4. Murat dönemi ünlü meddahları arasında yerini almıştır. 1680 yılında vefat ederek Emirsultan mezarlığına defnedilmiştir.

 

PERTEV-İ ZADE AHMET ÇELEBİ ve DERVİŞ KAMİL-İ MEVLEVİ: 17. yüzyılın ünlü meddahları arasında öne çıkan isimlerdi. Manisa doğumlu Kamil’i Mevlevi daha sonra Bursa’ya yerleşmiş, 1657 yılındaki ölümüne değin Bursa kahvehanelerinde meddahlık etmişti.

 

RUM FAHRİ ÇELEBİ: 18.yüzyılda kayıtlara giren tek Bursalı meddah olan Fahri, şiar ve gölge oyunu ustası olarak da ünlenmişti. Beliğ’e göre Osmanlı ülkesinde bir “istidat kutusu”, “Allah vergisi”, “kaybolmuş cevherin kutusu” olan Fahri’ye eş olabilecek kimse yoktu.

 

Sözün ardı yine söz deyu, takıldık bir meddahın ardına.

 

ALDI KÖR HASAN

 

Bayezid Han sarayında geçti ömrüm.

Hem yandaşı, sohbetdaşı olma şerefine nail oldum Bayezid Han’ın.

Kızdırdığım anlar olsa da, çok zaman birlikte güldük, eğlendik.

Sonraları o anıldı, ben unutuldum tarih sayfalarında…

Amma bir marifetin var ki o hep “Mukallitin Marifeti” deyu yazılageldi vak-a namelerde.

Anlatalım efendim, anlatalım da bir hisse çıksın bu kıssadan

 

Hay Hak! Zaman-ı Bayezid Han, Şehr-i Bursa

Hanımız efendimiz, bir öfke, pür şiddet, kızgın bütün kadı ve ilim adamlarına,

şeriata aykırı hareket ediyor ve millete zulmediyorlar deyu

Doldurdu tümünü zindana… Bu da durdurmadı şiddetini,

“Bunlardan İslâm dinine bir hizmet beklenmez, bunların tamamını yakmak lâzım” deyu;

Yığdırdı zındana odunları, yakacak hepiciğini bir arada mazallah

Kararı karar, kim geldiyse huzuruna rica-i af ile…

Dönmedi han kararından… Ölümü bekler garibanlar zındanda…

Baktım olacak gibi değil, iş başa düştü…

Kuşandım bir papaz entarisi, vardım huzuruna Bayezid Han’ın.

Pek güldü, pek eğlendi beni bu kılıkta görünce.

Sordu; Nedir bu kıyafet ey kâfir?

Dedim; Kâfir ülkesine gidiyorum Sultanım.

Dedi; Yakında mı, nereye ne zaman gideceksin?

Dedim; Şimdi İstanbul Tekfuruna gideceğim padişahım!

Dedi; Orada ne yapacaksın ya mel’un.

Dedim; Padişahım işittiğime göre; sekizyüz kadar müellif, musannif, molla, alimleri ve fetva vermekle görevli şeyhülislâmı yakacakmışsınız. Bu durumda fetva verecek âlim kalmadığına göre,

elbette papazlara muhtaç olacağız. Elbette kırk – elli papaz istemeye bir kulunuzu göndereceksiniz.

Bari ben kulunuzu bu kıyafetle gönderiniz de keşiş dağını eski ismi gibi karartsınlar.

Önce şaşırdı, sonra kızdı. Sonra durdu, düşündü ve dedi;

“Ya Hasan! Büyük dedelerimin ruhu için, zulmettiklerinden dolayı hepsini yakacaktım.

Ama, senin bu güzel sözlerin karşısında hepsini affediyorum.”

Bu sözü duyar duymaz parmak kaldırıp iman tazeledim ve:

“Varayım kadıları da Müslüman edeyim. Bir daha zulümden vazgeçsinler, zulmederlerse kelleleri taş dibinde ezilir.” Deyip af fermanı ile zındana vardım.

“Ey Ulemâ! Padişahımız, bencileyin aciz, kötü bir mukallidin ricasıyla sizi affeyledi.”

Diyerekten ulemaya müjde verdim.

Görün ki o koca Ulemâ, secdeye kapanıp “Ey nedim Hasan, Allah seni iki cihanda Mes’ud eyleye, uzun ömürlü eyleye! Sen dünyada hüzünlü kalpleri sevinçli, viran gönülleri mamur eyledin. Kulların Rabb’i dünya durdukça senin soy ve sopunu devam ettire… Senden sonra gelen neslin, gelecek padişahlara nedim ve muazzez olalar” deyu deyu dualarla zındandan çıktılar.

İşte o gün bu gün, bu dualar yüzü suyu hürmetine;

Neslim erdi matlubuna, haydin biz çıkalım kerevedine…

 

Kaynaklar:

Özdemir NUTKU “Meddahlık ve Meddah Hikâyeleri”

Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1997

 

Özdemir Nutku

XIV. Yüzyıldan XVIII. Yüzyıla Kadar Bursalı Kıssahanlar ve Meddahlar

Makale; 5. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, s:247-258

 

Editor: Ahmet Yaşar

Osmanlı Kahvehaneleri; Mekan, Sosyalleşme, İktidar

Kitap Yayınevi, İstanbul, 2009




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir