Parmak uçlarında taşınan tabutlar


Adnan BAŞTOPÇU

Yakın tarihin en ağır trajedilerinden birinin farkında olmak, insanın insana, hem de bu çağda yaptığı kötülüğü yerinde görme duygusunun adı, Marş Mira!

‘Savaşta babalar çocuklarını gömer, barışta çocuklar babalarını…’

Barış yürüyüşü, ‘Marş Mira’ya katılmak için gittiğimiz Bosna Hersek’te, 3 gün boyunca dere-tepe demeden yürürken patikalardan kıvrıla kıvrıla, ‘sivilde’ asla çıkmaya cesaret edemeyeceğim küçük çaplı dağlara tırmanırken ya da, hep Herodot’un bu anlamlı lafı vardı aklımda.

Ne zaman yürüyüş bitti, anneleri ve babaları ‘yemyeşil ve olağandan çok küçük tabutların baş kısmını’ çocuk başı imiş gibi okşarken gördüm, bu kez, 4 yaşındaki Boşnak çocuğun, hem de ölmeden birkaç dakika önce annesine söylediği şu laf geldi, boğazıma düğümlendi:

‘Çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne?’

 

***

 

Niye geldik bu Ülke’ye ve niye ha babam de babam yürüyoruz böyle?

Bundan tam 22 yıl önce, hem de yaşadığımız şu modern zamanlarda, hem de Avrupa’nın göbeğinde 8 bin 372 insan, sırf Sırp olmadıkları için, sırf 3 sene önce ülkelerinde yaptıkları referandumda ‘bağımsız bir ülke’ olma yolunda tercih yaptıkları için öldürüldüler.

Öldürenler ile ölenler arasında herhangi bir husumet yoktu. Bir alacak-verecek ilişkisi, bir namus meselesi ve/veya başka rövanş gerektirecek başka bir gerekçe..

Boşnak olmaları yeterliydi. Veya Sırp olmamaları.

Modern hukuk bu durumu, ‘soykırım’ diye tanımlıyor genellikle. Veya daha hafifi, etnik temizlik: ‘Öyle bir vahşet yaratalım ki, öldürmediklerimiz de yaşarken ölsün, öldürmediklerimiz de gitsin buralardan, bir daha gelemesin. Temizlensin buralar onlardan!’

Yeni doğmuş bebek de can verdi bu katliamda, sırası zaten gelmek üzere olan yaşlı dede de.

Bilinen temenninin aksine, Allah sıralı ölüm vermedi bü ülkeye.

25 bin insan, hamile, yaşlı, çocuk vurdular kendilerini dağlara tepelere, kaçmaya çalıştılar katliamdan, daha güvenli bölgelere…

Bugünkü barış yürüyüşünün sahicisi oydu işte ve adı da barış değil, ölüm yürüyüşüydü o günlerde.

 

***

 

Savaş sonrası açılan toplu mezarlardan çıkarılan cesetler veya ceset parçalarına yapılan DNA incelemeleri ve akabinde yapılan kimlik tespitleri hala sürüyor.

İçinde azbuçuk insan olma duygusu bulunan herkesin ‘unutursam kanım kurusun’ diye niteleyebileceği bu süreç dile kolay tam 22 yıldır devam ediyor.

Yakın yıllarda yaşanmış bir trajediyi izliyoruz sanki ama finali bir türlü gelmiyor.

Çünkü her yeni yıl, yeni cesetler, (aslında yeni kavuşmalar, yeni kucaklaşmalar) ve toprağa emanet edişlere sahne oluyor.

Ceset denilen şey, ‘ölü ağırlığı’ demek değil mi biraz da. Bizim buralarda, bir tabut geçiyorsa yanından yörenden önünden, altına girersin Allah için, taşıyanların yükünü hafifletmek için, el atarsın, omuz verirsin.

Potaçari köyünde gözlerimle gördüm.

Defin için Anıt Mezarlığa götürülürken, parmak uçlarıyla taşınıyordu tabutlar.

Meftalardan geriye ne kadar az şey kaldıysa artık, ‘kuş gibi hafif’tiler..

Bu sahne, izleyen herkese çok ‘ağır’ geldi.

Boşnakların efsane lideri rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in ‘Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız’ düsturu olmasa, bunu yapanların yanına kar kalmaması için ‘temel içgüdü’ devreye girecek belki de.

Kin yok. Nefret yok. İntikam duygusu hele, evlerden uzak.

Rövanş istemiyoruz…

Her seneyi devriyede yapılan büyük yürüyüşün adı, ‘ölüm’den ‘barış’a bu insanı bakış açısıyla dönüştürüldü.

Aksi olsa zaten Türkünden Hırvatına, İtalyandan Almanına ‘72 milletten insan’ı toplayamazsın buralara…

Yakın tarihin en ağır trajedilerinden birinin farkında olmak, insanın insana, hem de bu çağda yaptığı kötülüğü yerinde görme duygusunun adı, Marş Mira!

Bu haliyle de, ‘insan’ın kendine yolculuğu aslında.

 

***

 

Yürüyüş güzergahında mütemadiyen gülümseyen yüzlerle karşılaştık desek yalan!. Çünkü hafif somurtuk, hadi biraz yumuşatalım, gülümsemeyen nazarlarla da karşılaştık.

Çünkü Bosna Hersek’in idari yapısı oldukça karışık.

Ülke sınırları içinde Sırplar’a ait küçük çaplı bir cumhuriyet var. Bir adet de özerk cumhuriyet. Ve 10 tane de kanton.

Dolayısıyla hem ülke hem yürüyüş güzergahı oldukça kozmopolitik!

Kah bir kilisenin yanından yürüyerek geçiyorsunuz, kah bir camide mola veriyorsunuz.

Bazen Boşnak polis görüyorsunuz yollarda bazen Sırp polis.

Neyse ki yüzler en iyi gösterge.

Tavrınızı, gülümseme veya gülümsememeye göre ayarlayorsunuz siz de.

 

***

 

Barışsever Sırp halkını, ‘utanıyoruz’, ‘unutmadık’ veya ‘hatırlıyoruz’ pankartlarıyla her yıl hem de Belgrad’da eylem yapan Siyah Giyen Kadınlar örgütünü, yakalayıp Lahey’de yargılanmasını sağlayan Sırp idaresini falan tenzih ederek söylüyorum:

Potaçari’de gezdiğim, bugün müze haline dönüştürülmüş Akü Fabrikasında gördüğüm iğrençlikleri sıralamayı midem kaldırmaz.

İnsanlık bizde kalsın, sadece bir-iki tanesini söylemek gerekirse, adam aylarca çetele tutmuş, hangi gün ne kadar masumu öldürdüğüne ilişkin. Veya bir başkası ‘benim işim öldürmek ve bu iyi iş’ diye yazmış duvara!. O ana kadar öldürdüklerinin sadece ‘fragman’ olduğunu söylemeyi de ihmal etmemiş.

 

***

 

Kelimelerin kifayetsiz olduğu çok fazla an yaşamadım.

Mesleğim gereği herbir öfkeyi, herbir sevinci, daha genel söylemle herbir duyguyu ifade edebilmeliyim.

Yazabilmeli, anlatabilmeli, aktarabilmeliyim.

İşime duygu karıştırmamalıyım.

Önümden yeşil yeşil tabutlar geçerken, anneler tabutların başını çocuk başı gibi okşarken tutamadım kendimi. Kadim, ‘erkekler ağlamaz!’ düsturuna ihanet ettim!

(İyi ki gözyaşı var, o olmasa, dünya daha çekilmez bir yer olurdu…)

Yazının finalinde, iki çift lafım olacak dünyanın kötülerine!

Ey emperyalizm!

Ey çok uluslu şirketler!

Ey devletlerin derin kısımları veya adın her neyse!

Senin yatacak yerin yok!

Mikro milliyetçi damarları kaşıyıp ülkeleri bölen, onları zayıflatan, bir şey üretemez hale getiren, halkları birbiriyle çatıştırıp enerjilerini bitiren, onlara başta silah başka şeyler satmayı amaçlayan, dolayısıyla aslında kandan beslenen…

Bütün katliamların sorumlusu sensin!

Allah bin türlü belanı versin!

Ve…

Yeter artık Dünya! Yeter, gelsin artık şu barış!

Sadece Balkanlara değil, Kafkaslara, Ortadoğuya, her yere…

Anne- babalar çocuklarını değil, çocuklar anne babalarını gömsün artık.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>