SARAYLILAR VE ÜÇ HANIM KIZLAR TÜRBELERİNDE MEDFUN OLANLAR KİMLERDİR?


DOÇ. DR. DOĞAN YAVAŞ

1299 yılında tarih sahnesine çıkarak 1923 yılına kadar varlığını sürdüren Osmanlı hanedanına ait en büyük türbe topluluğu, ilk payitahtlardan olan Bursa’da, Muradiye Külliyesi’nin haziresinde yer almaktadır. Bu mahalde toplam 13 türbe yapısı mevcuttur ve bu t ürbelerin içinde hanedana mensup 40 kişinin defnedilmiş olduğu tespit edilmiştir. Muradiye Cami’nin haziresine ilk olarak külliyenin bânîsi Sultan 2. Murat’ın Türbesi inşa edilmiş ve daha sonra 2. Selim devrine kadar, zaman içinde diğer türbeler de eklenerek burası bir hanedan kabristanı halini almıştır. Buradaki ilk mezar anıtı olan 2. Murat Türbesi’nden sonra ikinci yapı da 1442’de vefat eden oğlu Şehzade Alaaddin’in bu türbeye bitişik olarak inşa olunan türbesidir. Son yapının da Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa için Sultan 2. Selim’in 1573 yılında inşa ettirdiği türbe olduğu vefat eden şehzadelerin nerelerde defnedildikleri konusunda bilinmezlikler olduğu gibi Muradiye haziresindeki mevcut türbelerde yatanların kimliklerinde de bazı tutarsızlıklar vardır. Bunlardan başka Saraylılar Türbesi olarak bilinen mezar anıtı ile hazire dışında olup komşu paftada yer alan Üç Hanım Kızlar Türbesi gibi mezar anıtlarında defnedilmiş olanların adları bile bilinmemektedir. Bu konuda Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Topkapı Sarayı Arşivi ve Bursa Kadı Sicilleri üzerinde kapsamlı bir araştırma, titiz bir çalışma ve uzun bir zaman gereklidir. Bu yüzden bu bilinmeyenler hep söylenmiş fakat araştırma yapmak, yukarıdaki gerekçeler sebebiyle sürekli ertelenmiştir.

Adsız

Osmanlı tarihi ve sanatı üzerine çalışanların, kimlikleri bilinmeyen hanedan mensubu ya da saraylıların bu sorununu çözme gayretleri de sürmekte, bahsedilen arşiv kaynaklarından ulaşılamayan bilgiler, tarihlerden aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Hanedana türbelerinde yatmakta olan şahısların hüviyetlerinin bilinmemesi hakikaten arzu edilmeyen bir olgudur ve burada defnedilmiş kişilerin kimler olduğunu tespit etmek, ecdadına karşı sorumluluklarının farkında olanlar için bir vefa borcudur. Bu meseleyi çözmek için bilim kurulu oluşturmak ve acilen sonuca ulaşmak yolunda planlamalar devam ederken ilgi çekici bir gelişme olmuş, Bursa Vakıflar Bölge Müdürü Mürsel Sarı’yı arayıp da, Fransa’da yaşadığını ve Mahidevran Hatun’un akrabası olduğunu söyleyen bir bayan (Melike d’Henin de Chimay), Saraylılar ve Üç Hanım Kızlar türbelerinde yatanların kimler olduğunu bildiğini ve elinde bu konu ile ilgili bazı belgelerin bulunduğunu haber vermiştir. Muradiye türbeleri ve Bursa’daki diğer mezar anıtlarında yatanların kesin olarak ortaya çıkarılması için uzun zamandır Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde ve Bursa Kadı Sicilleri üzerinde çalıştığımı bilen Mürsel Bey de keyfiyeti bana bildirerek meseleyi araştırmamı rica etmiş ve konuyu bana havale etmiştir. Melike Hanım ile yapılan ilk telefon konuşmasında heyecanla kendisinin, Mahidevran Hatun’un ağabeyi Çerkes Bitu Mustafa Paşa’nın torunlarından olduğunu ifade ederek, dedesinin elinden çıkma, el yazısı ile bir de soy kütüğü sureti göndermiştir (Belge 1).

Besmele ile başlayan bu müsvedde soy kütüğünde Çerkes İnal Sultan, oğlu Muhammed Bulada Mirza, oğlu Enadmaz Mirza, oğlu Abdullah İdar (Haydar) Mirza olarak dört kuşak yazılıdır. Ondan sonra İdar (Haydar) Mirza’nın oğlu Bîtû Mustafa Paşa (Osmanlı paşasıdır) ile kızları Fâtî Şâhî Devrân (zevcehu Karagöz Ahmed Paşa), Akîle Hanım, Mâlâhurûb Mâhîdevrân (zevcehu Sultan Süleyman-ı Evvel) ve Buygûr Belkıs Hanım isimleri geçmektedir.

Saraylılar Türbesi’nde yatanların da büyük halası Mahidevran Hatun’un iki ablası olduğunu, literatüre Üç Hanım Kızlar Türbesi adıyla geçen türbede de Şehzade Mustafa’nın eşleri Fatma Handan ve Nurcihan Hatun’un yatmakta olduğunu söyleyerek, yanlarındaki sandukalarda da onların hizmetçileri Ferhunde ve Leyla kalfaların defnedildiğini belirtmiş ve elindeki bazı belgeleri de yollamıştır.

Her ikisi de yeni harflerle yazılmış bu belgelerden bir tanesi eski harflerle “Evkaf Müdiriyet-i Umumiyesi Nukûd-ı Mevkûfe Müdiriyeti” antetli ve 12. 2. 929 tarihli olup yeni harflerle “Çerkes Bitu Mustafa Paşa hemşirelerinin medfun oldukları Bursa Muradiye Külliyesi dahili Akile ve Bosfor Belkıs Hatunlar Türbesi nâm-ı diğer Saraylı Hanımlar Türbesi için Atik Mustafa Paşa Mahallesi’nin Hamam sokağında ……” şeklinde bir ibareyi içermektedir. İkinci paragrafta ise “Cedit Şehzade Mustafa zevceleri Fatma Handan ve Begüm Nurcihan Hatun ile kalfaları Ferhunde ve Leyla hatunların medfun oldukları Bursa’da Hanımlar Türbesi’nin himayesi için masrafların bin kuruştan ibaret olduğu tesbit edilmiştir” denilmektedir (Belge 2). Yeni harflerle yazılmış Vakıflar Genel Müdürlüğü, Vakıf Paralar Müdürlüğü antetli ve 4 Eylül 1953 tarihli diğer bir belgede ise; ”Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden tarafımıza gönderilen vesikaların muayenesi neticesinde İdar nam-ı diğer Haydar kızı Akile Hatun ve liebeveyn hemşiresi Belkıs Hatun’un medfun oldukları Saraylılar Türbesi’nin Bursa Muradiye Külliyesi dahilinde bulunduğu anlaşılmıştır” denilmektedir (Belge 3). Birçok kez ellerinde eğer orijinal belge varsa göndermelerini istediğim halde bazılarının çok özel olduğunu bu y üzden veremeyeceğini söyleyen Melike Hanım’ın gönderdiği iki vesika yine de bilim alemini ve kamuoyunu tatmin edici özellik taşıdığından bu belge ve bilgilere dayanarak iki türbede medfun olanların kimliklerini doğru kabul etmekte bir sakınca olmadığı düşünülmüştür. Elimizde bulunan bu resmî kayıtlar, bu i ki türbede yatanların kimlikleri hakkında ikna edici içeriğe sahip olmakla birlikte, muayene edilen bu belgelerin neler olduğunun bilinmesi ve hangi evraka dayanılarak böyle bir sonuca ulaşıldığı da merak konusudur. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden o döneme ait yazışmaların kayıtlarının istenmesi gerekmektedir. Bu kayıtlara ulaşıldığı takdirde, elde edilecek vesikalar incelendikten sonra bilim alemi ile paylaşılmalı ve bu bilgiler ışığında kamu oyu da aydınlatılmalıdır. Bu makale, bir haber niteliği taşımaktadır, konu daha sonra detaylı olarak incelenecektir. Ancak bundan sonra bu yapıdan Akîle ve Belkıs Hanım Türbesi diye bahsetmek yerinde olacaktır. Bu vak’a, halkımızın elinde, tarihimizin bilinmeyen birçok yönlerini aydınlatıcı böylesi belgelerin olduğunu da göstermiştir. Duyarlı vatandaşların sahip oldukları bu gibi kültürel ve tarihi zenginlikleri, akademisyenler ya da konusunda uzman olan kişilerle paylaşarak bilim alemine yardımcı olmaları gerekmektedir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir