STEPLERİNDEN ORHUN VADİSİNE


Aziz ELBAS
BBB Kültür ve Turizm Daire Başkanı

Fotoğraflar: Saffet YILMAZ

Türksoy ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ortak bir projesi olarak ortaya çıkan ‘Türk Dünyası Müzeler Birliği’nin kuruluşu ve ilk toplantısı 2012 yılında Bursa’da yapılmış idi. Kuruluşundan itibaren Türk dünyasında bulunan birçok müzeyle sıkı işbirliği içerisinde ortak projeler yapma konusunda oldukça mesafe kat edildi. Her yıl farklı bir ülke ve farklı bir kentin ev sahipliliğinde gerçekleşen her bir toplantı sonuçları itibariyle oldukça verimli geçmekte. Gelecek adına umut verici gelişmeleri de beraberinde getirmekte. Bu kapsamda yapılan 2015 yılı toplantısına Moğolistan’ın Ulanbatur şehri ev sahipliği yaptı. Moğolistan 1,5 milyon kilometrekareyi aşan yüz ölçümüne rağmen 3 milyon civarında bir nüfusa sahip. Nüfusunun yarısına yakını kentlerde ve önemli bir bölümü başkent Ulanbatur’da, diğer kalan kısmı ise göçebe hayatı devam ettirmekte. Ülkenin yalnızca yüzde 10’u ormanlık, diğer alanların yüzde 10’u çöl, kalan kısımları ise uçsuz bucaksız steplerden oluşmakta. İçerisinden büyüklü küçüklü akarsuların geçtiği alabildiğine geniş yaylalar. Kışın tüm akarsuların donduğu ve her bir tarafı karlarla kaplanan bir bölge, yazın ise gözün yeşilin her bir tonuna doyduğu yaylalar, stepler ülkesi. Toplantılara ev sahipliği yapan Moğolistan Ulanbatur şehri başkent olmasının yanında ülke nüfusun önemli bir kısmını bünyesinde barındırmakta. Her bir tarafının şantiyelerle çevrilmiş olması, inşai faaliyetlerin oldukça hızlı olduğu gözlemlenmekte. Şantiyelerde farklı ülkelerin bayraklarının görülmesi yabancı sermayenin ilgisini göstermekte. Bizim için yani Türk tarihi açısından Moğolistan’ın farklı bir önemi var. Özellikle Orhun Bölgesi çok daha değer arz etmekte. Orhun Yazıtları olarak bildiğimiz 8.yy’dan kalma Bilge Kağan, Kül Tigin Yazıtı burada yer almakta. İlk Uygur Kağanlığı’nın başkenti Ordu-Balık şehri buradadır. 3.yy’dan 13.yy’a değin buralara hakimiyet kuran Uygur İmparatorluğu, Hun İmparatorluğu ve Göktürk İmparatorluğuna dair arkeolojik ve anıtsal eserlerin yer aldığı bölge aynı uzamanda bir dönem tüm dünyaya korku salan Moğol İmparatorluğu’nun kurulduğu Cengiz Han’ın imparatorluğunu yeşerttiği topraklar. İlkokul sıralarından beri duymaya alıştığımız bu isimler ve bölgeler hep merak uyandırmıştır. Özellikle Orhun anıtları denilince hakkında eksik fazla birkaç kelime söylemeyenimiz çok azdır. Türk tarihi açısından önemi hep vurgulanagelmiştir. Böyle bir bölgede toplantılar vesilesiyle de olsa bulunuyor olmak oldukça heyecan verici. Orhun bölgesi bulunduğumuz kentten yani Ulanbatur’dan yaklaşık 400 km mesafede. Konsolosluğumuzun yardımıyla bulduğumuz bir araçla koyulduk yollara. Şehrin dışına çıkar çıkmaz adeta başka bir dünyada buluveriyor sunuz kendinizi. Şehre yakın yerlerde çiftlikler dikkatinizi çekiyor. Çiftliklerde kalabalık büyük baş hayvan sürüleri, at sürüleri ve koyun sürülerini görebiliyorsunuz. Alabildiğince gözünüzün alabildiği mesafelere değin yeşilin doygun rengini görebilirsiniz. Yalnız kilometrelerce yol gitmenize rağmen tek bir ağaca dahi rastlamamanız oldukça dikkat çekici. Moğolistan’ın eşsiz doğasıyla birlikte size yol boyunca eşlik eden hayvan sürüleri arasında birden bire bitiveren asfalt yollar. Ardından sadece araç izlerinden oluşan arazi yolları. Ancak yol aldığımız araç şoförü ve aracın bu yollara aşina oldukları belli. Yol boyunca dikkatimizi çeken başka bir konu ise steplerin ortasında kuş uçmaz kervan geçmez diyebileceğimiz yerlerde Yurt adı verilen keçi kılından dokunmuş keçeden yapılmış geleneksel evler. Çiftliklerin hemen yanıbaşında da bunu görmek mümkün. Akşam karanlığına doğru arazi yolundan ilerlediğimiz steplerdeki gün batımı görüntüleri ve oluşan renk cümbüşleri tarif edilemez. Hava karardıktan sonra geç saatlerde ulaştığımız Orhun Vadisi Karakurum bölgesinde daha önce ayarlanan yurt adı verilen geleneksel evlerin bulunduğu bölgede görevlilerin güleryüzleriyle karşılanıyoruz. Dışarda soğuk bir hava olmasına karşın içeriler oldukça sıcak. Gece konaklayacağımız yurt çadırlarına yerleşip sabaha değin yakılan sobanın sıcaklığında oldukça konforlu mekanlar. İç mekanlarında ihtiyaç duyulan her bir ayrıntı düşünülmüş ve bir o kadar da rahat. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gün doğumunun steplerdeki yansımasının verdiği güzellikleri yaşamak gerek. Soba başında yapılan kahvaltının ardından heyecanla görmeyi arzuladığımız Orhun anıtlarına doğru yola çıkıyoruz.
Sabahın o dingin saatlerinde bir an gözlerimiz kapatıp o uçsuz bucaksız yaylalarda steplerde belki yüzlerce belki de binlerce ‘Yurd’ çadırlarının kurulduğu derya hafızlarınızda canlanıverir. Önlerinde balaların oynadığı, kimi alanda cenk eğitimi yapan, kan ter içinde güreş tutan adeta çimenlerle boğuşmuş gençleri görür gibi olursunuz. At üstünde yiğitler bir oraya bir buraya at sürmekte. Sırtında yayı, belinde kaması genç kızlar yağız atlar üzerinde yarış etmekte. Uzakta duran büyük otağ çadırı ‘Han Çadırı’ olmalı. Görkemli olduğu kadar çevresi bir o kadar kalabalık. Ak sakallı büyüklerin birisi girmede diğeri çıkmada. Belli ki hummalı bir toplantı yapılmakta içerde. Kadınlar kazanların yanıbaşında obaya aş yetiştirme telaşındalar, çobanlar ise yavaş yavaş sürülerini toparlamaya çalışmakta. Düşünce denizinizdeki bir anlık yaptığınız bu kurgu buralara hiç de yabancı olmasa gerek. Bu düşüncelerle çıktığımız önce Karakurum’da yol üzerinde bulunan 1586 yılında inşa edilmiş tarihi Erdene Zuu Budist Manstırı’nı ziyaret imkanı bulduk. Özgün yapısını koruyan bu Budist tapınağı halen aktif durumda ve oldukça turist çektiği söyleniyor. Vadi boyunca sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanan hayvan sürüleri arasından abidelerin bulunduğu mütevazi müzeye varıyoruz. Müzeye giden Bilge Kağan adıyla anılan yol TİKA tarafından yapılmış. Müzeye vardığımızda kapalı olduğunu görüyoruz. Ancak yakın bir yerde yurt evlerinde görevlileri haberdar edip günün ilk müşterileri olarak müzeyi geziyoruz. Mütevazi bir müze olmasına karşın içinde barındırdığı oldukça zengin ve değerli eşyalar ve sergi materyalleri müzenin değerini kat ve kat arttırmakta. Özellikle eğitim hayatımız boyunca hep duyduğumuz Orhun anıtlarının çıplak gözle görüp inceleme ve fotoğraf çekme imkanı bulmamız tarif edilebilecek bir duygu değil. Aynı mekanda arkeolojik kazılarda bulunan değerli materyaller ve Bilge Kağana ait eşyalar oldukça dikkat çekici. Burada bölgeniz zenginliğini ve tarihi derinliğini görmeniz mümkün. Bu ziyaretin ardından müze civarında yakın çevrede yer alan ve abidelerin çıktığı Bilge Kağan ve Kül- Tigin arkeolojik alanlarını dolaşma ve inceleme fırsatı bulduk. TİKA’nın desteğiyle gerçekleşen kazılarla birlikte düzenleme yapılmış, bu çerçevede abideleri birer örneği alan içerisinde orjinalinin bulunduğu yerlere konulmuş. Orhun Vadisinin 2004 yılında Unesco tarafından evrensel değer olarak asıl listeye almış olması oldukça sevindirici. Gezi ve ziyaretler sonrası başka bir güzergahtan Ulunbatur’a doğru çıktığımız yolda yine steplerin o eşsiz yeşil dokusu ve manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Kimi yerlerde göl kimi yerlerde akarsu boylarından süzülüp giden yol üzerinde turistik amaçlı kurulan bazı Yurt çadırları göze çarpıyor. Yaban at sürülerinin olduğu yerlerde duraklayıp fotoğraflamaya çalışıyoruz. Doğayla o kadar bütünleşmiş olmaları muhteşem. Güzergahımız üzerinde steplerin içerisinde kendisini soyutlamış bir çiftliğe uğramayı ihmal etmedik. İki küçük çocuğu ve eşiyle Moğol bir aileye konuk olduk. Misafirperver ve candan davranışları bize hiç de yabancı değil. Yurt çadırlarında mütevazi bir hayat yaşıyorlar. İçerde madalyalar dikkatimizi çekiyor. Sorduğumuzda geleneksel at yarışlarında birincilik madalyaları olduğunu öğreniyoruz. Bu arada dışarda duran ve birinci olan atını da göstermeyi onunla bir gösteri turu atmayı da ihmal etmiyor. Bu deneyimden sonra hep bir at yarışı görme arzusuyla çıktığımız yolda sanki dualarımız kabul olurcasına kendimiz bir at yarışının içerisinde buluverdik. Ahalteke atlar üzerinde yaşları 7 ila 12 arasında değişen çocukların binici olarak yer aldıkları at yarışları tek kelimeyle görülmeye değer. Steplerin içerinde bizim araçla takip ettiğimiz son sürat yarışlarda çocukların atlara o kadar aşina olmaları ve heyecanları anlatılır gibi değil. Bilmeyerek te olsa geleneksel bir etkinliğin içerisinde olduğumuzu anlıyoruz. Yarışların ardında bütün herkes biraz ilerde kurulu alana geçip beklemeye başlıyor. Beklenen ise güreşçiler. Boylarınca iri yarı dört güreşçi bizim hiç de yabancı olmadığımız anonslarla meydana gelip peşrev yaparak halkı selamlıyorlar. Cazgırın söylemleri inanın çok yabancı değil bazı özgün kelimeleri anlayabiliyorsunuz. Hemen kenarda Yak denilen hayvanlar koşumlu ve eğerli bir şekilde bekletiliyor. Belli ki başka bir yarış onları bekliyor. Çetin geçen final güreşinin ardından galip gelen güreşçiler başta olmak üzere her bir yarışçıya hediyeleri veriliyor. At yarışı yapan çocuklara birer kuzu, güreşçilere ise birer koç. Çocukların o yoksul fakat mutluluk içerindeki duruşları hayat boyunca unutulacak şeyler değil. Geleneklerin halen yaşatılıyor olması ise oldukça önemli. Bu arada izleyicilere ikramlar da ihmal edilmiyor. Dolu dolu ve inanılmaz deneyimlerle geçen bir günü arkamızda bırakıp yine steplerin o eşsiz manzarası ve derinlikleri arasında başkent Ulanbatur’a varıyoruz. Ata topraklarında zorlu şartları, bu zorlu şartlar kadar uçsuz bucaksız güzellikleri görmenin mutluluğunu taşırken atalarımızın bu topraklardan göçlerle buralardan çok uzaklara Anadolu içlerine değin süren serüvenlerini çok daha iyi anlamaya başlıyoruz.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir