Suriçinin Birinci Camiinde Bursa Manzarası!


 

Samet ALTINTAŞ

Tarihî yarımadanın tam ortasındayız… Sultanahmet’le Ayasofya’nın arasında bir sağa bir sola bakıyoruz. Etraf her zamanki gibi kalabalık… İstanbul, yerli ve yabancı turistlerin kadrajında… Sultanahmet Camii, mezkûr mahallin kaptanı gibi dursa da civarında öyle latif ve kendi halinde camiler var ki hikâyeleri masum bir halde asılı duruyor minarelerinde. Yönümüzü Cankurtaran istikametine çevirelim o halde… Yavaş yavaş salınalım ara sokaklardan… Evet, eski zamanların evleri butik otel olmuşsa da ve her yerde mazi ruhundan bir kopuş yaşanıyor, kapitalist koğuşlar olsa da aldırmayın. Siz ısrarla sürdürün tarihin evindeki yürüyüşünüzü… Peki, Bursa bu manzaranın neresine düşüyor? Hadi beraber bakalım…

 

Bir kutlu asker!

İkindi vaktinin uzun gölgeleri arasında Akbıyık Camii’ne misafir oluyoruz. Burası, ‘İmam-ül Mesacid’ yani ‘Mescidlerin İmamı’ olarak adlandırılıyor. Neden? Çünkü Sur içi İstanbul’unun en güneyindeki mescit olduğu için. Bir diğer ismi ise ‘Evvel-i kıble’ olan Akbıyık Mescidi, Baha Tanman’ın verdiği bilgilere göre tekke-mescit formundaki yapılardan. Akbıyık Sultan, Hacı Bayram-ı Veli’nin müritlerinden… Haliyle tekkenin ilk zamanlar Bayramiyye’ye ait olduğu söylenebilir. Yapının ikinci ihyasından sonra Halvetiyye’ye, 1775’ten itibaren tarik-i mezkûrun Cerrahiyye koluna ve 20. yüzyılın başlarında da Kadiriyye’ye intikal eder. Kaynaklardaki diğer adı Halveti şeyhlerinden Çarhacı Ahmet Efendi’nin tekkesi olarak da geçen mahut yerin, Kasım 1464 tarihinde; İstanbul’un fethinden on bir sene sonra inşa edildiği tahmin ediliyor. Bugün söz konusu eserin sadece minaresi orijinalliğini koruyor. Mescide adını veren Akbıyık Sultan kimdir peki? Asıl adının Ahmed Şemseddin yahut Abdullah olduğu rivayet olunuyor. Bizim hatırımızda Abdullah olarak yer etsin, Allah’ın kulu, herkes gibi… Keşf ve keramet ehli bir veli olan Hazret, Hacı Bayram-ı Veli’nin talebelerinden. II. Murad Han zamanında irşatta bulunan Akbıyık Sultan, 1444 Varna Seferi ve 1453 İstanbul’un Fethine katılmış mübareklerden. Dolayısıyla hadis-i şerife mazhar olmuş kutlu askerlerden, yani nimelceyşten addediliyor. Bu arada İstanbul kuşatmasının başladığı tarih 6 Nisan 1453’tür. Bursa ise 6 Nisan 1453 tarihinde Orhan Bey tarafından alınır. 29 Mayıs günü surlara sancağı diken kişi Ulubatlı Hasan’dır. Bursa’nın zaptı sonrası Pınarbaşı burçlarından ezanı okuyan ilk kişi ise Ahi Hasan’dır. Tarih, bazen şehirlerin dilinden böyle konuşur ve İmparatorluğun arkasında görünen her daim taht-ı kadimdir, tıpkı Uludağ gibi…

 

‘Madem dünyayı terk edemiyorsun,

öyle ise bizi terk et!’

Feth-i mübinden sonra Ayasofya civarında adına bir cami yapılır ve burası aynı zamanda onun tekkesi olur. Meczup tavrına rağmen Çandarlı Halil Paşa gibi devlet adamları, yine Molla Yegân gibi âlimler bulunur halkasında. Aynı zamanda şiir sanatıyla uğraşan Hazret, Şems-i Hüda mahlasını kullanır. Kaynaklar, malının hesabını bilmeyecek kadar zengin ve varlığını Allah yoluna sarf eden biri olduğunu yazıyor. Böylesi servetin arkasındaysa katıldığı gazalar sonrasında Sultan Murad’ın Yenişehir yakınlarındaki Austos köyünü kendisine bağışlaması vardır. Hatta onun epey mal mülke sahip olması mürşidiyle arasında şöyle bir hikâyeciğe konu(k) olur.

Rivayet olur ki: Hacı Bayram, dünyaya ve onun geçici lezzetlerine bağlanmanın mahzurlarından bahsederek Akbıyık Sultan’a hitaben: “Evladım bu dünya fanidir. Malı mülkü elde kalmaz. Ne kadar malın olsa murad alamazsın. Ahiretten gâfil olma. Zira gidişin dönüşü yoktur. Allahü Teâlâ’dan gayri işlere tutulmaktan kurtul. Devamlı bâki kalan işlerle meşgul ol.” diye konuşur. Hocasının bu sözleri üzerine Akbıyık Sultan da şöyle bir sual tevcih eder: “Hocam! Peygamber Efendimiz; ‘Dünya, ahiretin tarlasıdır.’ buyuruyor. Bu sebeple dünya malı ile de meşgul olmak gerekmez mi?” Hacı Bayram uzunca bir süre sükût ettikten sonra: “Evladım! Mademki dünyayı terk edemiyorsun, öyle ise bizi terk et. Bu dergâhta dünya ile meşgul olanların işi yoktur.” der. Akbıyık Sultan, bu sözler üzerine kapıdan dışarı çıkarken; eşik üzerinde başından sarığını düşürür. Bunu hocasının bir kerameti bilip ‘günü gelince sebebi meydana çıkar’ düşüncesiyle alıp başına giymez. Akbıyık, bundan sonra topladığı altın ve gümüş para sayılamayacak ölçüde artar. Ancak gönlünü hiç bir zaman para ve pula kaptırmaz. Eline geçen para da hiç bir zaman kendisinde kalmıyordur zaten. Fakir, fukara, kimsesiz, öksüz, yetim, dul, borçlu ve gariplerin sığınağı olur. Bursa’da büyük bir imaret yaptırarak gelen geçen yoksullara ikramlarda bulunur. O, dağıttıkça parası artıyor, parası arttıkça dağıtmaya devam ediyordur. Ve bir gün… Hocasının kerameti ortaya çıkar. Sarığının eşik üzerinde düşmesinin esrarı aydınlanır. Sır nedir bilinmez… O, yine şeyhi ve üstadı Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin eşiğine yüz sürer. Tasavvuf yolunda ilerler, hocasının sekiz halifesinden biri olma şerefine kavuşur.

 

Türbesi Bursa’da makamı İstanbul’da

Onun asıl türbesi Bursa’da… Nerede mi? Merkez PTT binasının arkasında Şeker Hoca Cami vardır. Hani pirimiz Niyazî-i Mısrî’nin tekke olarak kullandığı ve sesli zikirlerini yaptığı ‘sessiz ev’. İşte, tam oranın yukarısında, yolun kenarcığında, yönünüzü şehrin doğusuna doğru çevirdiğinizde sağınızda kalıyor. Şehrin folklorunda ilginç bir hatıra yer alıyor: Eski Bursalılar, yaramaz çocuklarını Hazret’in türbesine götürürlermiş. O haylaz veletler uslanır ve bir daha ana-babasını üzmezlermiş.

Akbıyık Sultan’ın İstanbul’daki caminin yanındaki hazirede Hazret’in makam-kabri bulunuyor. Ve mezar taşında “Fatih’in şehitlerinden büyük kumandan Akbıyık Hazretlerinin ruhuna Fatiha” yazıyor. Bu arada şadırvanda bulunan kitabeye, suyu iftar vakti içen zemzem tadı alsın duası kondurulmuş ki bu temenninin yüzü suyu hürmetine çeşmeden bir iki yudum içiverin. Şimdi, avludaki banklara oturun, ikindi ezanlarının suriçine yayıldığı bu demde, Akbıyık Sultan’ın sofrasında halleşin ruhunuzla. Sonra havada uçuşan mısralardan bahtınıza düşene el açın, “Evine dön, şarkıya dön, kalbine dön…”




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir