Tarihte Osmanlı-Macar İttifakı ve Mülteciler


Ecdâdımın 600 seneden beri bunca fedakârlıklarla muhafaza ettiği ‘himâye hakkı’nı Avrupa benden almak mı istiyor? Bir Macar’ı elli bin Osmanlı kanı döker yine muhafaza ederim! Tacımı veririm, tahtımı veririm fakat, devletime sığınanları asla vermemSultan Abdülmecid

Sadettin EĞRİ*

Tarihimizde Türk ve Macar milletleri arasında uzun süren mücadeler olduğu gibi bu iki millet birbirlerini çeşitli vesilelerle tanıdıktan sonra sarsılmaz bir dostluk oluşturmaya başlamışlardır. XIV. yüzyıldan itibaren Balkanlar ve Avrupa’da hakimiyet kurma amacına yönelen Osmanlı Devleti ile Macar Milleti arasında önce mücadele ve muhasame görülmektedir. Osmanlı Devleti; Tuna’ya kadar olan coğrafyayı kuvvetlendirme gayreti neticesinde o devrin disiplinli ve kudretli Macar Krallığı ile mücadele ve savaşa girme zorunda kalmıştır. Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki Mohaç Muharebesi ile birlikte siyasi şekillenme yerini dostluk ve kardeşliğe bırakmıştır.

Türk-Macar dostluğunun yakın dönemde yeniden canlandırılmasını sağlayan bilim adamlarından Gökbilgin’in isabetli tespitleriyle Türk ve Macar milletlerinin ortak pek çok özellikleri ve geçmişleri vardır: “Bu iki milletin moral yapısı, ahlâk ve karakterleri arasında bazen şayan-ı hayret neticeler veren derin müşâbehet(benzerlik), o zamanlar şüphesiz ki dikkati çekmemişti. Fakat zamanla türlü şartların ve âmillerin tesiri ile bu keyfiyet yavaş yavaş anlaşılır ve kabul edilir bir hale gelmiş, bazı hadiseler de bunu tamamen açığa vurmuştu.”

III. Ahmed devrinde Rakoczi Ferenc’in Osmanlı Devleti’ne ilticası ile “Macar Mültecileri” özel önem taşıyan dostluğun temelini atar. Macar tarihinin 1670 yılında başlayan ve on yıl kadar süren bu döneminde Habsburglar’ın zulüm ve eziyetinden usanan, din ve vicdan hürriyetleri baskı altında bulunan Macarlar kısmen Osmanlı toprakları içerisinde sayılan Budin ve Eğri gibi topraklara sığınmışlardır. Yine bazıları Erdel’de huzur bulmuşlardır. Osmanlı Devleti bu sıralarda Girit harbi ile uğraşmaktaydı. Avusturya ile “Vaşvar Andlaşması” imzalanmış, Fazıl Ahmed Paşa ile bazı yöneticiler Macarsitan’daki olaylara doğrudan müdahalenin doğru olmayacağı ve devletin pek çok savaş ve andlaşmalarla bu konularda kendini bağladığını düşünmektedir. Çaresizlik içerisindeki Macar ileri gelenleri buna rağmen Avusturya’ya karşı isyan bayrağını çekmişlerdi. Frangepan, Zrinyi ve Rakoczi (mülteci Rakoczi’nin babası) Kassa civarında silahlarını teslim ettiler. Bazı önde gelen özgürlük taraftarlarının mallarına Avusturya mahkemesi el koydu (300 kişi) ve iki kişinin de idamına karar verdi. Bu gelişmeler o ülkenin her sınıfında; asilzâdeleri, şehirlileri ve köylüleri üzüntüye sevk etti. Çünki Macarların özgürlük ve geleceği üzerinde düşünce paylaşan herkes, Türklerin himayesinde olan Erdel’in ittifakı ile bu özgürlüğün mümkün olabileceğine inanmaktaydı.

Kara Mustafa Paşa, vezir-i azam olduktan sonra Budin Beylerbeyi Vezir Arnavud İbrahim Paşa’nın desteğiyle arzusuna erişti ve IV. Mehmed’in Şubat 1682 tarihinde verdiği ahidname ile “Orta Macar memleketinin Honod, Kaşav, Filek kaleleri ile köy kasabalarının hüsn-i ihtiyarlarıyla…” korunması ve özgürlükleri sağlanmıştır. Böylece XVIII. yüzyılda Kral Rakoczi ve maiyetindekiler ile Orta Macar Kralı veya Kurs kralı denilen Tökhöly Imre ile arkadaşlarına Osmanlı toprakları sığınma yeri olmuştur.

1848-1849 Macar Bağımsızlık Savaşı’nın sonrasında Macar mültecilerin Macaristan’ı terk etmelerinden sonra Osmanlı topraklarındaki hayatları başlar. “Her ulus gibi özgürlük ve bağımsızlıklarına bağlı olan Macarlar 1848’de Avusturya’ya karşı mücadele verdiler. Fakat Macar Özgürlük Savaşı’nın Rus ve Avusturya orduları tarafından bastırılması üzerine, çaresizlik içinde kalan Macar ve Polonyalı binlerce vatansever, Ağustos 1849’da Osmanlı Devleti’ne sığındılar. Sığınanlar arasında başta Macar Devlet Başkanı (Vali?) Lajos Kossuth olmak üzere bir çok bakan, üst düzey askeri ve sivil Macar ve Polonyalı devlet erkanı vardı. Orta Avrupa’dan kopup Osmanlı’ya sığınan bu insanları Türkler, Lajos Kossuth’un deyimiyle “dostluk güvencesi veren bir yığın sözlerle”  karşıladılar. Başta Sultan Abdülmecid olmak üzere Sadrazam Mustafa Reşid Paşa ve diğer devlet adamlarının Macar ve Polonyalıları himaye altına almaları bir insanlık destanı olarak tarihe geçti. Sultan Abdülmecid,  Rusya ve Avusturya’nın mültecilerin iade edilmeleri için Babıali üzerinde yoğun baskı kurdukları bir dönemde “tacımızı veririm, tahtımı veririm fakat, devletime sığınanları asla vermem…” deklarasyonunu yayınladı. Bu deklarasyon, mültecilerin Sultan’a büyük sevgi duymalarına neden olduğu gibi, Avrupa başkentlerinde büyük takdir topladı. İleri görüşlülüğü, zekası ve aldığı eğitimle dönemin önde gelen simalarından biri olan Mustafa Reşid Paşa ise; mültecileri iade etmenin, onları cellada teslim etmekle eş değer olacağını, bu durumun ise asırlar boyu hoşgörüsü ve misafırperverligi ile tanınan Osmanlı Devleti’ne asla yakışmayacağını söyleyerek Macar ve Polonyalıların Rusya ve Avusturya’ya iadesine şiddetle karşı çıktı.”[1]

Mülteciler ve Osmanlı

XVIII. ve XIX. Yüzyılda Macar kahramanlarının verdikleri mücadele esnasında tarihî bir gerçek vardır: Her ne kadar da dünya siyasetini belirleyen önemli devletlerden sayılsa da Osmanlı İmparatorluğu artık askerî, siyasî, iktisadî ve sosyal bakımdan eski güçlü dönemini yaşamıyordu. Savaşlarda alınan yenilgiler, toprak kayıpları, batılı ülkelerin Osmanlı coğrafyasında ısrarla yaydıkları milliyetçilik hareketleri, bazı milletlerin bağımsızlık arzularının isyanlarla yaygınlaştırılması bu güçlü yapıyı sarsmıştır.

Macar ihtilâli sonrasında siyasî ve diplomatik görüş ve kabul anlayışı; Tanzimat döneminin önemli devlet adamlarından Mustafa Reşit Paşa’nın katkıları ile Osmanlının askerî, malî ve siyasî zaafına rağmen maharetle sürdürülmüştür. Macar halkının hürriyet mücadelesinin Osmanlı Devleti tarafından desteklenmesi İngiltere, Fransa, ve Amerika’da yankı bulmuş ve sevinçle karşılanmıştır. Rusya ve Avusturya devletleri mültecilerin teslim edilmesi hususunda Sultan Abdülmecid’e siyasî baskı uygulamış: “Ecdâdımın 600 seneden beri bunca fedakârlıklarla muhafaza ettiği ‘himâye hakkı’nı Avrupa benden almak mı istiyor? Bir Macar’ı elli bin Osmanlı kanı döker yine muhafaza ederim!” cevabı neticesinde bu iki devlet Osmanlı ile diplomatik ilişkileri kesmiştir.

Başbakanlık Osmanlı Arşiv’inden bazı örneklerini vereceğimiz Fransızca yazılan belgelerde Rusya ve Avusturya devletlerinin Macar mültecileri konusundan ve o insanların Osmanlı Devleti tarafından korunmasından çok rahatsız oldukları görülmektedir. Arşivde bu konu ile ilgili pek çok belge bulunmaktadır. Bunlardan sadece birkaç örneği vermek gerekmektedir:

Mültecilerin Her Türlü İhtiyacı Karşılanmıştır:

Macar generallerinden Şaroş ve Perci ile sair tebeasından toplam otuz bir nefer hayvan ve arabalarıyla Osmanlı Devleti’ne iltica ettiklerinden muhafazalarına dair Vidin valisine…

Macar mülteci Mühendis Binbaşı Şarlo Miler’in, çeşitli kişilerdeki alacaklarının tahsili talebi.

Bin yüz dokuz ve bin yüz on ve bin yüz on bir seneleri için masarif-i seferiyedeki fazla ihtiyaca binaen Hazine-i Amire’ye yardım olmak üzere vüzera ve ashab-ı menasıbdan alınan imdad-ı seferiye mebaliği müfredatını ve selatin vakıflarıyla sairleri evkafının gılle ziyadesinden yüz bin guruşun tevzian tahsilini ve defterinin kadılarla Haremeyn-i Şerifeyn Evkafı memuru tarafından tasdikini Dersaadet’te muhterik yeniçeri odalarının erbab-ı iktidar ianesiyle yeniden inşasını ve bunlar için sadır olan hatt-ı hümayun suretlerini Erdel ve Macar mülteci korucularının Paşa sancağında Çetrofça karyelerinde iskanlarını ve bunların adlarını ve Bender kalesinin tamiriyle tahliye olunan Kamaniçe kalesi yerli neferatının Akkirman ve sair kalelere tevzii ve bu babda kadılara yazılan hükümleri ihtiva eden imdad-ı seferiye defteri…

Macar Mültecilerinden Dolayı Rusya, Avusturya, İngiltere Osmanlı Devletin’e Yoğun Baskı Yapmışlardır:

Şumnu’daki Avusturya konsolosunun Osmanlılara iltica eden Macar mültecileri hakkında Devlet-i Aliye’den bazı gayr-i insani taleplerde bulunduğu ile ilgili…

*BOA-HR.SYS.2934.19 Mehmed Emin Âlî Paşa Viyana, 7 Ağustos 1849 Sefaret’den:

Rus birliklerinin Theiss Nehri’ni geçmeyeceklerine dair verdikleri sözlerinde durmadıklarına, Macar asilerinin Osmanlı topraklarına iltica etmelerine ilişkin Prens de Scwarzenberg ile yapılan görüşmeye, Macar muhacirleri hakkında Belgrad paşası ile ilgili iddialara, General Clam’ın Belgrad paşası aleyhindeki şikayetlerine ve Avusturya birliklerinin Eflak’a tecavüz etmediklerine dair General Clam’ın açıklamasına, Belgrad paşasının Macar mültecilerine gösterdiği ilgi hakkında General Mayerhofer’in ifadesine dair Viyana Sefareti’nin raporları.

Ruslar bugün General Görgey’in Theiss Nehri’ni geçemediğini belirtiyorlar. İsyancıların başının nerede olduğu bilinmiyor. Mareşal Pastiewitsh karargâhını Dobrezin’e taşıdı ve Grassmordien’e doğru ilerledi. Rus ordusunun harekâtı yavaş olsa da amaç operasyonların başarısını sağlamaktır denilmektedir.

General Haynou’nun Szegedin şehrini sorunsuz ele geçirmiştir. General Dombiski’nin emri altında bulunan asiler geri çekildiler. Böylelikle Szegedin ve Theresrophe ve Baya Bölgesi’ni işgal etmiş gözüküyorlar.

Komurn Garzinonu’nun en önemli noktası Tuna Nehri’nin sağ yakasını 3 Ağustos’ta ele geçirmiştir.

Avusturyalıların gözlem noktasını ele geçirdikten sonra ordunun ihtiyaçlarının bir kısmını da ele geçirmiştir.

 

Mülteciler ve Modernleşme

Siyasî gelişmelere paralel olarak modernleşme sürecine giren Osmanlı Devleti’ne gelen veya mülteci durumunda bulunan Macarlar’ın bazıları İslâm dinini benimsemiş, bir kısmı ise bu dönemde misafir oldukları topraklar ve Türk halkı içen çok önemli gelişmelere katkıda bulunmuştur. “1848 ihtilalleri süreci ve sonrasında Osmanlı Devleti’ne sığınanların sayısı on binleri bulmuştu ve bunların çok önemli kısmı, subay, doktor, kimyager, mühendis ve yazardı. Zira bunların önemli bir kısmı Avrupa’nın önemli okullarında eğitim alarak yetişmişlerdi. Aldıkları bu eğitim, onları ülkelerinde üst noktalara taşımıştı ve buralarda mesleklerini icra ediyorlardı. 19. asırda hızlanan ıslahat çalışmalarında bu mülteciler; Osmanlı Devleti’nin ihtiyaç duyduğu kalifiye eleman grubunu teşkil ediyordu. Bu yüzden devlet mültecileri devletin çeşitli birimlerinde istihdam etmekte istekli davrandı. Bu sayede de mülteciler Osmanlı modernleşmesi sürecinde faal rol oynamışlardır.”

Özellikle askerî alana dair yazılacak modernleşme hareketlerinde Leh ve Macar mültecilerinin katkılarına bir şekilde değinmek durumunda kalacaktır. Zira ordunun en önemli kademelerinde ortaya koydukları çalışmalarla Osmanlı ordusunun modernleşmesine önemli katkıları olmuştur. Mehmed Sadık paşa, General Józef Zachariasz Bem, Sefer Paşa ve Muzaffer Paşa önemli simalar bu modernleşme hareketlerinde başlıca rol oynayanlar arasında yer alır. Mülteciler tarafından gerçekleştirilen modernleşme atılımı sadece ordu ile sınırlı kalmamış tıp, bayındırlık, hukuk ve fikir hareketleri bağlamında da önemli değişimlere zemin hazırlamışlardır. Macarlı Abdullah, Polonyalı Hayreddin ve Kont Ostrorog gibi simalar bu konularda önemli örneklerdir.[2] Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, 9. Baskı, Ankara 2000, s. 47.

Mehmed Tevfik(Çaylak Tevfik)’in Macaristan Seyahatnamesi/Yâdigâr-ı Macaristan’nda da belirttiği gibi; Macarlar Tuna üzerinden Osmanlı’ya el uzattıkları gün Pan-slavizm fikrini yayanlar, dünyanın dört bir yanında Osmanlılık aleyhine etmedik hezeyan bırakmazlardı. Avrupa’da bu yalanları reddedip, Osmanlılara yardım elini ilk uzatanlar o mert oğlu mert Macarlar olmuştur. Şüphesiz Türk ve Macar milletleri arasında aynı medeniyette yaşamanın hatıraları derin bir iz bırakmış, karakter ve ahlakî özellikler bakımından uyumlu bu iki millet arasında zamanla müşterek noktalar derin dostluklara vesile olmuştur.

Mülteci meselesi; var olan Türk-Macar dostluğuna tarihî ve unutulmaz dostlukların gösterilmesine de vesile olmuştur. Osmanlı-Sırp ve Osmanlı-Rus savaşları esnasında Macar halkı Türklere olan sevgi ve sempatilerini açıkça gösterdiler. 1876 Sırp isyanında Aleksinaç’ın başarısı üzerine Osmanlı ülkesine olan sevgilerini farklı yollarla ifade etmişlerdir: Budapeşte Üniversitesi öğrencileri ile ülkenin ileri gelenleri Serdarıekrem Abdulkerim Nadir Paşa’ya murassa bir kılıç sunup, tebriklerini iletmişlerdir. Gelen heyet İstanbul’da ağırlanmış ve bir kısmı Mecidî ve Osmanlı nişanlarıyla taltif edilmişlerdir.

Cumhuriyet sonrasında Türk-Macar Dostluk Dernekleri kurulmuş, bilim insanları bu dostluk ve kardeşliğin canlı tutulması için tarihin derinliklerinden aldıkları ilhamla faaliyetlerine devam etmiş ve önemli sayıda eserin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuşlardır. Şüphesiz ilişkilerin en zayıf olduğu dönemlerde bu konuyu canlı tutan Prof. Dr. M. Tayyip Gökbilgin ve Macaristan’daki dostlarını da anmadan geçmeyeceğiz. Bu panelde Osmanlı Arşivi belgeleri esas alınarak; Macar Mültecileri ve bu iki milletin tesis edilen dostlukları   özet olarak anlatılmıştır.

 

*     Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.

Bu yazı; Mayıs 2017 tarihinde Budapeşte’de gerçekleştirilen “Yeni Belgeler Işığında Osmanlı Topraklarında Macar Mülteciler ve Kahramanlar” konulu konferansta sunulan bilgilerin özetlenmiş halidir.

 

[1]        Bayram Nazır, Osmanlı Misafirperverliği ve Avrupa’daki Yankıları, İstanbul Ticaret Odası Yayınları, İstanbul, 2008, s. 15.

[2]        Musa Gümüş, “Leh Ve Macar Mültecilerinin Osmanlı Devleti’ne Sığınması Beyin Göçü Olarak Değerlendirilebilir mi?”  Tarih Okulu Dergisi (TOD) Journal of History School (JOHS) Eylül 2015 September 2015 Yıl 8, Sayı XXIII, ss. 363-387.s.365.

 

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir