EDEBİYATÇILARIN DİLİ, GEZGİNLERİN GÖZÜYLE BURSA


İsmail CENGİZ
Evliya Çelebi’nin “ruhaniyetli şehir” dediği Bursa, Sadrazam Keçeci Fuat Paşa’ya gore “Osmanlı tarihinin dibacesidir(başlangıcıdır).” Ahmet  Hamdi Tanpınar ise, geçmiş ile geleceği adeta bir arada yaşayan Bursa’da ikinci bir zaman  olduğunu vurgulamıştır.
Gerçekten de Bursa’nın mahallelerinde, sokaklarında dolaştığınızda, kentin bünyesin- de “ikinci  zamanı” barındırdığını görebilecek; tarihi şehrin her bir köşesinin size başka bir zaman dilimine  götürdüğünü hissedebilecek- siniz.
İpek Yolu’nun “Doğu” için bitiş, “Batı” için başlangıç noktasında bulunmasından dolayı
medeniyetleri buluşturan şehir ünvanına sahip olan Bursa, tarihin her döneminde gez- ginlerin  merakına düçar olmuş, edebiyatçılara ilham vermiştir.
Bursa’nın özellikle 14. yüzyıldan sonra gez- ginlerin ilgisini bir hayli çektiği görülmekte. İbn-i  Batuta, Bertrandon De La Broquire (1432), Polonyalı Simeon(1608), Evliya Çelebi (17.yüzyıl), Katip  Çelebi (17. yüzyıl), George Wheler (1675), Jean de Thevenot (1689), A. De La Motray (1969), Paul  Lucas (1700), Helmuth Von Moltke ile Miss Julia Pardoe(1836), Bayan Schneider(1840), G.  William(1853), George Perpot(1864), Alek- sander Von Warsberg(1869), İbnülcelal Se- zayi(1890),  Mrs. Max Georgina Müler(1893)
Clement Huart ile Paul Lindau(1897), Thomas Allom (19.yüzyıl), Pierre Loti (20. yüzyıl), Regis  Delbeuf (1906), Şerafeddi Meğmumi (1909) ve Ahmet Şerif (20. yüzyıl) gibi gez- ginler, tarihçiler,  edebiyatçılar Bursa’nın her dönemini adeta nakış nakış örerek günümüze taşımışlardır.
Bursa’ya gelen gezginlerin, edebiyatçıların, devlet adamlarının her dönemde Bursa’nın farklı bir  güzelliğini paylaştıkları, farklı güzel- liklerinden etkilendikleri görülmektedir.
Gezginlerin, yazarların şairlerin Bursa’ya geldiklerinde hemfikir oldukları bir kaç ortak nokta   olduğu görülüyor. Bunlardan birincisi Bursa’nın güzelliği-yeşilliği olmuştur. Alman Generali Moltke, İstanbul ile Bursa’yı mukaye- se ederken hangisinin güzel olduğuna karar veremez ve
‘Birinde mavi, diğerinde yeşil insanı büyülüyor’ der.
Bursa’yı merak edip gelenlerin birleştikleri ikinci ortak noktanın da, kentte bulundukla- rı süre içinde karşılaştıkları “konukseverlik” olmuştur. İnatz Von Brenner notlarında Bur- sa’da gördüğü  konukseverliğe Avrupa’da çok sık rastlamadığından bahseder.
Bursa’da yabancı gezginlerin gözünden kaçmayan üçüncü ortak konu, suların bolluğu ve
çeşmeler olmuştur. Nitekim 17. asır gezgin- lerinden Jean Thevenot, George Wheler, 18. yüzyıl  gezgini Carsten Niebuhr, 19 yüzyıl ya- zarı Texier ve Robert Walshson gezi notların- da suların ve  çeşmelerin bolluğundan, evlere ve hanlara su nakleden bacak kalınlığındaki borulardan bahsederler.
Ancak şahsi kanaatime gore bu kente yolu düşenlerin, bu kenti merak edenlerin birleş- tikleri en  önemli ortak nokta, bu tarihi şehrin sokaklarında, çarşılarında gizlenen “ikinci zamanı” aramak  olduğunu ifade etmek istiyor ve sizleri Bursa için yazılan güzel sözlerle başbaşa bırakıyorum:

George William:
Herşey Bütünüyle Büyüleyici
Kent servi ağaçlarıyla dolu bir ovadan yükselir. Bağlıklar, incir ağaçları, karadutlar ve hemen her ağacın yanından, her fidanın arasından bembeyaz şirin minareler yük- selir… Bunların hemen üstünde ise Uludağ, uçurumlarıyla bir abidedir sanki… Her şey bütünüyle Şark, her şey bütünüyle büyüleyici…

Dr. Bernard: Bursa, En Hoş Güzelliklerin Buluştuğu Köşe
Bursa, doğanın en hoş güzelliklerini sunduğu bir köşedir. Ilıkbaharın tazeliği ve yeşilliği, kır ve ovalarının hoşluğu, su ve havasının güzel- liği insana neşe verir. Güneşin sıcaklığı karlı dağların serinliği ile ılıklaşır. Dağ eteklerinden akan sularla kırlar ve ovalar yıkandığı için havası çok tatlıdır…

Miss Pardoe: Hiç Böyle Güzel Bir Kentten Geçmemiştim
Hiç böyle güzel bir kentten geçmemiştim. Sonsuz bir biçimde uzanan ovalar, dev gibi ağaçların eteklerine yayılmışlardı… Güzel çiçek fidanları, tarifsiz kokulu otlar, her renk çiçek açmış ağaçlar hep yolumuzun üzerinde sıralanmışlardı.
Ortası altın sarısı benekli ladin ağaçları, koku- lu kozası ile kar gibi beyaz kına ağaçları, gök
mavisi renginde ve kır papatyası büyüklüğün- de firuze çiçeği, mis gibi kokulu efl renkli
nişasta çiçeği ve tanımadığımız daha bir çok çiçekler, kırları ve yolları doldurmuşlardı…

Von Moltke: İnsanı Büyüleyen Yeşiller… Tablonun ön tarafı ne kadar cana yakınsa, uzaklarının görünüşü de o kadar muhteşem. Osmanlı hükümdarlarının her iki başkentin-
den hangisinin, eskisinin mi yoksa yenisinin
mi; Bursa’nın mı, İstanbul’un mu yerinin daha güzel olduğunu kestirmek gerçekten çok güçtür. İnsanı büyüleyen şey, orada “de- niz”, burada “kara”dır. Birinde tablo “mavi”, ötekinde “yeşiller” ile işlenmiştir. Üstelik bu- rada daha zengin bir bitki alemiyle bir ovayı sınırlandıran muhteşem dağlar da var.

Clement Huart: Bursa, Yolculuk Zahmetine Değer Şehir
Eski zamanların Prusa’sı görülmeye, hem bir çok defa görülmeye cidden layık. Baştan- başa ağaçlarla kaplı geniş ovası, eski İran üslubundaki abideleri, İstanbul camilerinden bambaşka bir tarzda
yapılmış çini kaplı eşsiz mabedleri; Yeşil Camiiyle, Birinci Mehmed’in Yeşil Türbesi gibi
hususiyetleri yolculuk zah- metine değer şeyler…

Charles Texier: Uludağ, Görkemli ve Ezici Bir Manzara
Bitinya kıyılarına denizden gelenler için Olim- pus’un ilk görüntüsü, çok görkemli bir man-
zaradır. Tepesi yılın büyük bölümünde karlı ve asırlık sık ormanlarla çevrili olan bu dağ,
etrafındaki yerleri ezen müthiş bir büyüklük ortaya koyar. Nitekim eski zaman insanları, bu dağdan saygı duyan bir şaşkınlıkla söz etmişlerdir.

Marie de Launay: Keşiş Dağı Dervişlere Vatan Oldu
Osmanlılar Bursa’yı aldıkları zaman Hıristiyan keşişlerin yerini İslam dervişleri almıştır. Bu
nedenle dağ eski işlevini sürdürmüştür. Halk da bu dağı eski durumundan dolayı Keşiş Dağı olarak anmaktadır. Sultanlar da burada birçok zaviye ve türbe yaptırmıştır.
İşte bu keşiş dağı, ulu tanrılara mesken ve canavarlar ile haydutlara mekân, dervişlerle keşişlere vatan oldu. Selçuklular devrinden itibaren, Karakoyunlu aşireti Türkmenlerine dahi yaylalık yapmıştır. Bu aşiretten her birisinin yaylası vardı. Keçi kılından veya kara yünden yapılan
çadırlarında yaşayan Türkmenler, dağın fundalık ile meşelik kısmını tercih ederler.

R. Walsh: Doğa, Bursa’yı Sanki Türkler için yaratmış…
Bu kentte daima, gören herkesin gözün- de hoş bir yer olmasını sağlayan bir sürü
özgün cazibe ve özellikle Türklere hoş gelen, kendine özgü bazı nitelikler vardır. Görkemli bir
dağın eteğine kuruludur, ardındaki ulu bir
araştırma / edebiyatçıların dili, gezginlerin gözüyle Bursa

ormanın kucağına yaslanır ve önündeki tatlı bir eğim üzerinde doğanın en zengin parçası vardır.
Orman görünümünden yukarıya doğru yükselen yüce dağın dimdik, günışığıy- la parıldayan ve aşağıdaki
koyu renkli ve sık yapraklı ağaçlarla tam bir kontrast oluşturan ebedi karlarla kaplı tepeleri göze
çarpar.
Sıcak geçen dokuz ay boyunca, donmuş yü- zeyler üzerine düşen yaz ışıkları bin şelaleyle dağın
yamaçlarından düşen, hiç tükenmez saf ve berrak su akıntılarını aşağıya indirir. Hızla akıp giden
bu çağlayanların bazıları kentin içinden akar ve kızgın bir atmosfer altında, termometre 35
derecedeyken, her caddeden, kıvrılarak akan buz gibi bir su dereciği geçer. Kente böylesi bir
serinlik ve zindelik veren sular daha sonra aşağıdaki düzlüklerde akarsular, çaylar oluşturur ve
daha ötesi hep sıcaktan kavrulan, kıraç topraklarla çevrili bu gözde yere inanılmaz bir yeşillik ve
bereket verir. Derler ki, “Doğa Bursa’yı Türkler için yaratmış”…

Baptistin Poujoulat: Bursa, 1001 Gece Masalı Gibi….
Şimdiye kadar gördüğüm tüm İslam şehirleri içinde Bursa’yı, tam bir Asyatik(Asya tipi) bir yer
olarak gördüm. Hiçbir şeye benzemek pahasına Osmanlı İmparatorluğu’nun birkaç kenti Avrupa kenti
haline dönüşürken, Bursa Doğu’lu simasını ve Kuran’ın şiirselliğini ko- rudu. Bursa, sanki 1001
gece masallarındaki gerçeküstü şehirleri gibi idi.

İnatz von Brenner: Türk kentleri içinde Bursa En Şirin Olanı
Yabani lavanta çiçeği, melisa, kekik ve daha yüzlerce çiçek ve bitki yoldan geçenlere en hoş
kokularını sunmak için yarışıyordu. Te- peden bakıldığında, Bursa ovasında görülen manzara kadar
başka ki, hiçbir manzara bu kadar romantik değildir. Bir ilkyaz incisi gibi gözüken ova ve gerçek
doğu manzarası, baş- ka hiçbir yerde görülmeyecek kadar güzel.
Tüm Türk kentleri arasında Bursa en sevimli ve şirin olanı; yeşiller arasında parıldayan ve
ışıldayan çok güzel bir kent. İnsan yüksekçe bir tepeden kente doğru baktığında, gözünü- zün önünde
ancak düşlerinde görebileceği bir kentin uzadığını görür.

Hartmann: Bursa’nın Sunduğu Manzara Bir Harika
Aşağıya doğru teraslar halinde alçalan, ormanlarla ve karlarla kaplı dağlar arasındaki
bol yeşilli Bursa’nın sunduğu manzara bir ha- rika!.. Bursa’nın çevresi, gerçekten de, çeşitli
meyve ağaçlarından, servilerden, akasya- lardan, kestane ağaçlarından ve çınarlardan oluşan
ormanlarla çevrilidir. Kent içinde ve çevresindeki sular, Doğu’da ender rastlana- cak bir bitki
örtüsünün yetişmesine yol açmış ve de Bursa’nın yeşil sıfatıyla anılmasını sağlamıştır.

Andre Gide: Yeşil Cami; Tanrı’nın İbadet İçin Beklettiği Mekan
Dinlenme, aydınlığa dalma, denge yeri, kutsal gök mavisi, kırışıksız gökmavisi, zihnin yetkin
sağlığına kavuştuğu yer.
Enfes bir tanrı yerleşmiş senin içine ey cami. Sivri kemerin silmesinin ortasında ve onu kırarak,
bu çakışma ve sevgi yerinde ra- hatlayan, çakışmaya ara verip dinlenmeye soyunan iki eğrinin tam
kesişmeleri gereken bu gizli, etkin yerde insanlara öğüt veren ve bu yassı taşın manevi asılışını
sağlayan o tanrıdır. Ey ince gülümseyiş! Parçaları ince ayarlı kemer! Karşılarında ne kadar da
rahat- ça kuruluyorsun zihnimin zarif inceliği!
Uzun süre bu kutsal mekanda derin derin düşündüm ve sonunda Tanrı’nın ibadet için bizi burada
beklettiğini ve bizi arınmaya çağırdığını anladım.

Pierre Loti: Yeşil’in Teferruatındaki Müthiş Sadelik
Şehir nihayet geçildikten sonra, arabamız Yeşil Cami’nin yanında, çınarların altında durmuştu. Ve
biz, daha o zamandan meşhur, hatta biraz vecde dalmış, mukaddes avluya dahil olmak üzere küçük
kapıdan geçmiştik. O zaman avlunun kenarına oturmuş imam- ların, temaşa ettikleri derin uzaklıklar
üzerine resmedilmiş çehreleri gözüktü. Sarıkları, beyaz ve yeşil sarıkları, bize doğru bir an için
dönmüştü ve sonra bizi de temaşa etme-
ye bırakarak tekrar tahayyüle dalmışlardı. Bembeyaz ve sakin cami bize kaldı. Asırlarca,
zelzelelerle biraz eğilmiş duvarları, lekesiz beyazlıklarına ragmen evvela uzak zamanlar hissini
veriyordu. Orada dizili taşlar arasına yeşil bir saçak teşkil ederek taraf taraf otlar bitiyor ve
yuvalarını duvarların kovuklarına yapan, meşgul güvercinler, etrafa gidip geli- yorlardı. Terkibi
esrarengiz olan yüksek kapı- nın başlığı, mağara stalaktitlerinden yapılmış karışık bir kemer boynu
gibiydi ve pencereler Gırnata saraylarının narin ziynetleri ile çerçe- velenmişti. Fakat
teferruatın bu müfrit büyük
karışıklığına rağmen, heyet i umumiye, büyük hutut, herşey yine rahat-aver ve sade idi.

Pierre Loti: Muradiye’de Her Tarafta Çeşmelerden Sular Akar
Heyet-I Umumiyesi Bursa’yı teşkil eden bu birçok sükun ve hayal mahalleri içinde bilhas- sa leziz
olan biri daha vardır! Muradiye Camii etrafındaki mezarlık… Burada kule kadar yük- sek servilerin,
fome baobapları kadar büyük çınarları altında geçmiş son padişahlardan bir kaçının meskenini teşkil
eden küçük türbeler var. Gül ağaçları sarmaşıklar gibi, bir ağaçtan ağaca dolanır; yabani otların
istila ettiği dar yollarda hayret-bakış bir hoşlukla çiçek açar- lar. Her tarafta, eski çeşmelerden
su akar; kuşların bütün dallarda yuvaları vardır. Burası gölgenin korusu, bilhassa güllerin
korusudur. Bir istisna olarak buradan bir yer gözükmez; aşağıdaki ovalar, burada yalnız hissedilir.
İnsan burada sükutu her yerden daha ziyade taarruzdan masun ve mahzun kılan yeşil bir kubbe altında
duyar.

Georgina Max Müller: Osman ve Orhan’ın Türbeleri Göz Kamaştırıyor Ahmed Vefik Paşa tarafından çok
iyi restore edilmiş Sultan Osman ve oğlu Bursa Fatihi, Sultan Orhan’ın türbeleri, teraçanın tam
arkasında bulunuyor. Göz kamaştırıcı beyaz mermerden yapılmış bu türbelerin içi İstanbul türbeleri
gibi şallar ve halılarla doşenmiştir. Sultan Osman’ın başucundaki kavukta 1860 yılında Padişah
Abdulaziz tarafından tesis edilmiş olan Osmanlı nişanı pırlantalar içinde parlamaktadır. Büyük
Kordonundan sarkan nişanın üstünde gayet iri pırlantalar bulunu- yor. Her ne kadar türbe hiçbir
zaman bekçisiz kalmıyorsa da, yine geceleri bunlar alt kattaki sağlam ve emin bir odada muhafaza
edilmekteler.

Max Müller: II. Murat Türbesi’nin Etrafı Sakin ve Tenhadır
Bundan sonra II. Murad’ın Türbesine gittik. Üstü kubbeli çok basit bir bina olan bu türbe- nin orta
yerinde, Macar Kumandanı Hunya- des ve Arnavut Kumandanı İskender Beyi, birçok muharebelerde mağlup
ettikten sonra, tahttan feragat ederek Manisa’ya giden ora- da hayatının sonuna kadar rahat, sukun
ve luks içinde yaşamış olan padişah yatıyordu. Bütün bu debdebeli hayata rağmen, ölümün- den sonra
bir fakir gibi toprak bir mezara gömülmek istemiş. Vakıa türbesi mermerden

46 | Ocak 2015 | Sayı 13
yapılmış ise de, karın ve yağmurun üstüne yağması için türbenin üstündeki kubbenin orta kısmı açık
bırakılmıştır. Bursa’nın en güzel yerlerinden birinde yaptırılmış olan bu türbenin etrafı gayet
sakin ve tenhadır.

Max Müller: Sultan Mezarları Gül Bahçesine Dönüşmüş
Sultanların mezarları, etrafı duvarla çevrilmiş bir gül bahçesinde bulunuyor. İngiltere’de emsaline
rastlanmayan büyüklükteki çınar ağaçları bu bahçeyi gölgeliyor. Her ne kadar bu türbelerin bir
kısmı (takriben 8 tanesi) taş ve tuğladan yapılmış ise de, birçokları nefis Acem çinileriyle
işlenmiştir. Bu türbelerden biri de II. Murad’ın bir Sırp prensesi olan Hristiyan karısına aittir.
Bu prenses Müslü- man olmamış tek sultandır, zira, daha önce türbesini İstanbul’da görmüş olduğumuz
Hürrem Sultan, Ortodoks Kilisesinden hemen ayrılmıstı. Bunların kabirleri arasında vaktiyle
Bursa’da hükümdarlık yapmış sultanların göz kamaştırıcı saraylarına cezbedilmiş olan birçok şair,
filozof ve din adamlarının da mezarları var. Bu sakin, huzur dolu köşede
akşamın alacakaranlığı bizi otele dönmek için uyarıncaya kadar döndük, dolaştık.

Paul Lucas: Bursa’nın Konukseverliği ve Kölenin Özgürlüğü
Bursa şehrinde bulunduğum bir gün Moni- seur Bellocier (de Saint Sauveur) ve birkaç Fransız seyyah
ile beraberdim. Şehirde bir Türk tacirinin kölesinin önünden geçerken, köle bizim yabancı
olduğumuzu anladı ve bizi efendisinin evine davet etti. Biz de bir Müslü- manın evinde kölenin
durumunu görmek için bu daveti kabul ettik. Köle ile birlikte efendisi- nin evine gelince, köle
efendisine bizim kendi memleketinden olduğumuzu söyledi. Efendisi bir Türk taciriydi ve bizi
sevinçle kabul etti.
Kölesine bizi ertesi gün yemeğe getirmesini emretti. Ertesi gün evinde bize yemek hazır- lattı.
Köle Fransız mutfağına dair hiçbir şey unutmamıştı. Sofrasında olduğumuz tacir, bize güler yüz ve
nezaket gösterdi. Diğer milletlerin barbar dediği bu milletten böyle muamele gördük. Bu, Türk
Müslümanlar içinde gördüğüm yegane kişi değildir.

Henri de Regnier: Hatıramı büyüleyen İlahi Şehir
Asya topraklarında, beyaz minarelerinin ve daima yeşil servilerin yükselişini gördüğüm Bursa…
Emellerine ve elemlerine makes ola-

rak, kalbimin bütün şehirlerarasından seçtiği ilahi şehir… Manzarası tek bir günde ve ilk bakışta
beni gaşyeden ve şimdi uzaklarda kalan güzelliklerin, hatıramı büyülemekte- dir…. O günden beri
mezarlarının sükûnunu daha da derinleştiren çeşmelerinin teranesini dinliyorum….

Pierre Loti: Muradiye Sessiz Bir Düş Mekanı…
Tümüyle Bursa’yı oluşturan bu çok sessiz ve düş mekanı içinde, özellikle hoşa giden biri daha
vardır. Muradiye Camii çevresindeki mezarlık… Burada kule gibi yükselen servi- lerin, yüksek
çınarların gölgesinde, geçmiş sultanlardan bir kaçının bulunduğu türbeler var.

Betsy Harrell: Çiniler, Yeşil Caminin Güzelliğine Güzellik Katıyor
Altın iplikten örülmüş tüllere benzeyen, üzerine zar gibi ince bir kat boya geçilmiş çiniler, Yeşil
Cami’nin eyyamının güzelliğine güzellik katıyor. Bazı duvar çinileri, yanyana konmuş bir altıgenler
silsilesi halinde uzanı- yor. Öbür panolarda ise koyu renkli altıgen- lerin çevresini açık renkli
üçgenler kuşatıyor, ya da bunun tam tersi oluyor. Ve bunların tümü, gece göğündeki altı köşeli
yıldızları simgeliyor. Gerçekten de nereye bakarsanız bakın –ister çinilere, ister taş oymalara,
ister sıva işçiliğine, ister kapıların üzerini süsleyen tahta oymalara- her yerde yıldızlar… yer
yer gezegenleri simgeleyen daireler… hatta

yıldırımlar görüyorsunuz. Açıkca görülüyor ki, gerek Selçuklular, gerek Osmanlılar –bu iki
ulus da astrolojiye inanırdı- camilerinin içinde cenneti yeniden yaratmayı adeta bir saplantı
haline getirmişler. Kuşkusuz, yıldızlar yakınla- rında olunca kendilerini Tanrı’ya daha yakın
hissediyorlardı

Betsy Harrell: Bursa Sokaklarında Plan ve Malzeme Uyumu Var
Muradiye semtinde on dokuzuncu yüzyıldan kalma birçok güzel ev vardır. Bunların üst katları daracık
sokaklara doğru taşar, tahta kirişleri ise, altındaki dal ve çubuklardan örülmüş duvarı ve harcı
gözden gizleyen şen renkli sıvanın üzerinden binanın ana hatlarını çizer. Bu kentin evleri öyle
parlak renklere boyanmıştır ki, Bursa’ya yeni bir ad
yakıştırılacak olsa, “Boyalı Evler Kenti” demek yerinde olur sanırız. Bursa sokaklarında, İstanbul
sokaklarından çok daha fazla plan ve malzeme uyumu vardır.

Hammer: Yeşil Caminin Duvarlarında Rengarenk Manzaralar
Yeşil Cami’nin duvarları haricen büyük levha- lar halinde, kırmızı, yeşil, mavi, sarı, siyah ve
beyaz levhalarla örtülü idi, ki; bunlar binanın harici heyeti umumiyesine muhtelif renkte
manzaralar veriyordu. Bugün bu rengarenk manzaralardan ancak pencerelerin cidarla- rında kalmış
açık mavi renkte çini şeritlerden başka bir şey yoktur.
| Ocak 2015 | Sayı 13 47
araştırma / edebiyatçıların dili, gezginlerin gözüyle Bursa
Dr. Osman Şevki: Dünyanın En Dilber Ovası, Bursa Ovası
Yeşil Camii localarındaki tezyinatı gördükten sonra, ortasında şadırvan bulunan holün nefis
parmaklıklarına dayanarak Bursa ovasını temaşa etmelidir. Dünyanın en dilber ovası olan bu saha,
bilhassa Yeşil Camii gibi size saatlerce oyalamış ve en müşkülpesent zihniyetleri teskin etmiş olan
bir abidenin üst katından daha sihirli olarak görünür.
Karşınızda zümrüt yeşilliği ile tabii bir gü- zellik… Ve siz Türkler’in en mükemmel bir abidesi
içindesiniz.

Evliya Çelebi: Bursa’da Her Çeşme Ab-ı Hayat Gibidir
Gerçi bu kentin çeşmeye ihtiyacı yoktur ama gelip geçenler için hayır sahipleri 2065
çeşme yaptırmıştır. Her biri âb-ı hayat gibidir. Sürgündeki Şeyhülislam Aziz Efendi 200 adet çeşme
yaptırarak her birinin üzerine “sahi- bü’l-hayrat fakir Aziz”diye yazdırmış ve fa- tiha rica
etmiştir. Bursa’nın selsebile ihtiyacı yoktur ama, büyüklüğünün eseri olarak eski sultanlar, âyan
ve ileri gelenleri selsebil yapıp
temmuz ayında tüm susayanlara Uludağ’ın billur gibi, buz gibi âb-ı hayatını dağıtırlar. Su ve
havasının güzelliğinden Bursalıların yüzü kırmızıdır. Velhasıl Bursa sudan ibarettir…

Efl Cem Güney: Tarih Şehri ve Folklor Hazinesi…
Bursa, ne sadece Uludağ’ın eteklerinde bir al ipek, ne de Uludağ’ı kucaklayan bir yaprak denizi.
Burası, üstünden yüzyılların bir su gibi akıp geçtiği bir “tarih şehri”; ve dil, duygu cevherleri
ile dolu bir “folklor hazinesi”dir ve mutlaka insan ruhunun yeşile hayranlığından doğmuştur.

Ahmet Haşim: Uludağ’ın Eteğindeki Yeşil Şehir
On beş sene evvel, bir tatil haftasını geçir- mek için Bursa’ya gitmiştim. Üç dört saatlik hazin,
kirli, eğlencesiz bir vapur seyahatinden sonra ovalar içinde iri bir tırtıl ağırlığı ile sü-
rüklenen ufak bir şimendifer (tren) beni aynı günün akşamında, karanlık bir duvar gibi semalara
kadar yükselen Keşiş’in (Uludağ) eteğindeki yeşil şehre bırakmıştı.
O sıralarda Bursa’da benim de ne yapacağım tabi belliydi: Abideleri görmek, nakışlar ve çinilere
dair tetkikatta bulunmak, sormak, düşünmek, not almak ve nihayet mimarinin (tarih) ve (ebed)i
hakkında az çok uydurma yeni bir keşifl zengin, müstakbel münaka- şalar için yerinde toplanmış
kuvvetli vesika- larla silahlı olarak İstanbul’a dönmekti. Öyle yaptım.
Çekirge’de Hüdavendigar Türbesi’ni ziyaret ettim. Türbedarın bana üç yüz senelik diye gösterdiği
bir Kuran’ın yazı ve tezhibine tak- dir ve hayretle baktım. Türbenin kutsi Ulu’su Sultan’ın ceylan
derisinden bir seccade, bir zırh gömlek ile bir miğferden ibaret cengave- rane
metrukâtına(mirasına) haşyetle(korku ve dehşet) ellerimi dokundurdum.
Muradiye’ye gittim. Türbenin rengarenk çini bahçesinde, erimiş yakuttan kırmızı lale ve
karanfillerin havasında uzun müddet otura- rak düşündüm.
Diğer bir gün Yeşil Cami’ye gittim. Duvar- ları kaplayan yeşil çiniler bu mabedin içine esrarengiz
bir denizaltı aydınlığı veriyordu. O aydınlıkta kayyımla karşı karşıya oturarak nakışlar ve oymalar
hakkında uzun uzun konuştuk.

Tanpınar: Bursa, İçimizdeki Aydınlığın Aynasıdır
Bursa’ya zamanımızın gürültüsünden uzaklaşmak, bir hamam kubbesi çınlayışın- da kendimizi kaybetmek
için gitmiyoruz. O içimizdeki aydınlığın aynasıdır. Bu aynaya ve benzerlerine baktıkça sanatımız
ferdi bir hüner veya küçük bir huyla olmaktan kurtu- lacak, hayatın mucizesi olan devamı kendi-
mizde bulacağız. Mimarimiz, resmimiz, musi- kimiz, romanımız ve şiirimiz bizim olacak.
Bursa, şimdiye kadar sakladığı el değmemiş mazi rüyasiyle içimizde konuşan en geniş davettir…

Tanpınar: Bursa, Tarihin İçindeki Şehir… Bursa’ya birkaç defa gittim ve her defasında kendimi daha
ilk adımda bir efsaneye çok benzeyen bir tarihin içinde buldum, zaman mafhumunu adeta kaybettim ve
daima, bu şehre ilk defa giren ve onu yeni baştan bir Türk şehri olarak kuran dedelerimizin yaşa-
yışlarındaki halis tarafa hayran oldum.
Cedlerimiz inşa etmiyor, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve
imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer,
mihrap, çini hepsi Yeşil’de dua eder. Muradiye’de düşünür. Yıldırım’da harekete hazır, göklerin
derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler.

E. Reşit Rey: Bursa’ya Seyahat Etmek, Geçmişi Katetmektir
Bursa’ya seyahat etmek, yalnız mekan değiştirmek değil, aynı zamanda ve bilhassa geçmiş devirleri
kat etmek, tarihin menbaına kadar çıkmak, kahramanlığın, yiğitliğin her şeyden evvel meziyet
sayıldığı zamanlara ulaşmak demektir. Zira Bursa’nın her semtin- de geçmiş zamanları hatırlatan,
canlandıran bir işaret vardır.
… “İlkbaharda (her yer) öyle yeşil ki, misli yoktur. Adeta parlar. En açık yeşilden, en koyusuna
kadar gider, karışır ve harikulade bir levha arz eder. Bursa’ya gelir gelmez, yol- cu kendisini bir
kaç asır geride hisseder. En ufak bir rüzgarda hışırdayan bu nebati nehir, hakiki bir nehirden daha
hassastır.

Hasan Ali Yücel: Bursa, Bir Tarih Sergisidir
Bursa, bir tarih sergisidir. Hiçbir kitap onun kadar, 1299’la 1923 arasındaki olayları bize doğru
haber veremez. Bursa, bir coğrafya gerçeği olmaktan çok bir tarih, hatta tarih olmaktan da ileri
bir şeydir.

48 | Ocak 2015 | Sayı 13

| Ocak 2015 | Sayı 13 49
Abdulbaki Gölpınarlı: Şifalı Sularıyla
İyileştiren Bursa
Bursa tarihi dile getiren, bir devleti kuran, işlenen çiniye, yüzyıllar boyu emeğin göz nu- riyle
rengini katan, yeşilin çeşitli görünüşlerini belirten, baharın türlü neşelerini işleyen, asır- ları
canlandıran, modern resmi fotoğraftan ayıran şehir. Toprağından sular kaynayan, rutubetiyle verdiği
sızıyı, şifalı sularıyla iyileş- tiren, derdini, dermanıyla beraber bağışla- yan, temizleyen,
varlığı yıkayan, arıtan şehir. Konuşacağım Bursa, konuşacağım seninle ve senin için.
…Uludağ’ın eteğinde, Bursa Ovası’na hakim en güzel yerde, manzaraya karşı yayılan Gönlüferah
otelinden seyrettim Bursa’yı.
Bütün renkler orada. Yeşilin çeşitlisi oradan görünmede; tabiatın yaratıcılığı, yaratılışı,
yaratılış kudreti ve yaşayış cehdi oradan seyredilmede. Şu koyu yeşil selviler, dikine çıkmakla
beraber orada ufku aşmıyor, sanki arkadaki fonun üstüne fırça darbeleriyle kondurulmuş, biraz
kabarık görünmede.
Arkadaki hafif sisli açık yeşil fon bunları be- lirtmek için hazırlanmış. Şu boz yollar, dostu
dosttan ayıran demiyeyim, dostu dosta, sevgiliyi sevgiliye kavuşturan yollar, iki rengi birbirinden
ayıramıyor. Tarihi dile getiren şu güzelim anıtlar manzarayı bozmuyor, görüşe düşünceyi katarak
dekoru tamamlıyor. Bursa tümüyle, tabiatı kudretle, tarihi yaşayışla, rengi insan enerjisiyle, göz
nuriyle, görüşü duyuşla kaynaştıran bir şehir.

Atilla İlhan: Bursa, Eski Bir Kartpostal… Geçen yıl, eylülde bir sabah, Bursa’dan geç- tim. Efl
mor arası, Uludağ’dan; taze bir güneş, gökkuşağı yansımalarıyla, ovayı kaplamıştı; şehre
girmemizle çıkmamız bir oldu ama, nedense otuz yıl önceki İzmir’e, uğradığım; oysa kırk yıl önceki
Bursa’yı çok başka hatırlıyorum. …. Konya oldum olası Selçuklu’dur, Manisa ile Bursa Osmanlı;
cum- huriyet döneminin inkar fırtınası eserken, Os- manlı kültür sentezinin nostaljisini duyanlar;
en çok elbette müslüman İstanbul’a, epeyce de Manisa ile Bursa’ya sığınırlardı.

Fazıl Yenisey: Gurebahane-i Laklakan/ Leylekler Evi
Bursa’nın Setbaşı semtinde, Selçukhatun Mahallesi’nde ve şimdiki Saray Sineması’nın önünden
Gökdere’ye müvazi(paralel) olarak giden Hamam Sokağı’nda 6 kapı numaralı bu köşkü ve Gurebahane-i
Laklakan’ı, Bursa
Erkek Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
aziz ve kıymetli arkadaşım İbrahim Dekak’la beraber biz de gezdik. Bahçenin ve köşkün
duvarlarındaki çinilere ve yazılara cidden hayran kaldık. Köşk halen Rifat Çelpeşlioğ- lu’nun tütün
deposu olarak kullanılmaktadır. Gurebahane-i Laklakan kısmı da Bursa’nın meşhur kebapçısı
İskender’in oğlu Nurettin İskenderoğlu’nun evidir. Edindiğim malumata göre: Köşk ve Gurebahane-i
Laklakan’ı Mös- yö Greguvar Bay’dan Hacı Tabak Mustafa satın almış. Bu zat vefat edince köşk, oğlu
ve İbrahim Dekak’ın kaynatası İsmail Tabakgil’e kalmış. O da asıl köşkü Hacı Muharrem’e,
Gurebahane-i Laklakan kısmını da Kebap-
çı Bay Nurettin İskenderoğlu’na satmıştır. Halen Nurettin İskenderoğlu’na ait evin kapı numarası
4’tür.

Yakup Kadri: Ölüm, Yalnız Burada Korkunç Değildir
Ölümün sessizliğini ve öbür dünyada rahatı bilmek isteyenler, Muradiye türbelerine gitsin… Ölüm
yalnız burada korkunç değil- dir Kutsal kitapların vaat ettiği cennet bize, yalnız burada mümkün
görünüyor.

Falih Rıfkı Atay: Ölümün Kutsandığı Mekan, Yeşil Türbe
Yeşil Türbe’de ölüm, yeşil ve serin çinilerin arasında insani korkularını, ağrılarını, ızdırap-
larını ve iskeletlerini gösteren bir kabus değil, yeşil ve şeff bir deniz rüyası gibi gelir…
Yeşil Türbe’de ölüm; her türlü eziyet, gurbet ve ayrılık endişesinden uzak, yaşamdan daha sevimli
göründüğü bir şevk anıdır…

Mustafa Armağan: Yeşil Türbe, Kubbesiyle Nurları toplayan sıradışı Mabed!
Osmanlı dünyasında camiden daha yük- sek konuma oturtulmuş tek türbe, camiyi
neredeyse ezen, hatta şehrin bu kesimini tek başına tayin eden bir pantheon… Güne-
şin ışıklarını kubbesinde cayır cayır yakan, “çerh-I ahdar”a renginden ihsanda bulunan,
Tacü-t-Tevarih müellifinin ifadesiyle kubbesi “nurları toplayan” Yeşil Türbe, alelade bir mezar
değil, Osmanlı’nın Fetret Devri’nin fe- laketli senelerini unutturmak, o zor günlerin- de her
ayaklarına kapanmalarını nekleyenlere nasıl bir dev silkinişiyle dirilmekte olduklarını göstermek
gayesiyle yapılmış, bu yüzden de tepeden tırnağa çini kaplanması, hacminin devasa nisbette
tutulması ve tek başına
bütün bir külliyenin, hatta şehir parçasının
belirleyicisi olması gibi Osmanlı dünyasındaki pek çok istisnai uygulamaya göz yumulmuş sıradışı
bir mabeddir.

İlber Ortaylı: Muradiye Camii’ni Gezerken İtalyan Sanatının İzlerini Görürsünüz
Muradiye Camii, yani II. Murad’ın ilk dönem Osmanlı sanatına hediye ettiği bu pandantif gibi eser
dikkati çeker. İnsan bu camiyi gez- diği zaman uzak İtalya’yla, Mısır’la, Suriye’y- le, Osmanlı
ülkesindeki sanatın yakınlığının ilişkilerini gözler.

Mustafa Kara: Bursa’nın Kaderi, Osmanlı Türkiyesi’nin Kaderi İle Kaynaşmıştır.
Hiç şüphesiz mühim şehirlerimiz arasında Bursa’nın çok özel bir yeri vardır. Bu şehir, ilk altı
Osmanlı Hükümdarı zamanında ülkenin ilmi, iktisadi, siyasi ve dini alanlarındaki mü- esseseleşme ve
idaresine merkezlik etmiştir. Bursa’nın kaderi, 150 yıla yakın bir süre boyunca (1326–1451) Osmanlı
Türkiyesi’nin kaderi ile kaynaşmıştır. Kuruluş ve yükseli- şin heyecanını bu şehirden başka bir
yerde bulmak mümkün müdür?
…..
Elbette mümkün değildir.
Çünkü Bursa bir aşktır. Bursa’nın her dönemi, hatta Bursa’daki her mimari anıt bir sevda ile
bezelidir.
Osman Gazi’den Orhan Gazi’ye, Murad Hüda- vendigar’dan Bayezid’e, Çelebi Mehmed’den
II. Murad’a, Bursa’ya damgasını vurmuş altı Osmanlı Sultanı ve onlarca Osmanlı şehza- desi, her
zafer öncesi veya sonrası bir “aşk rüzgarı”na kapılarak soluklanmışlardır. Bütün tarihçilerin,
seyyahların merakını celbeden Osmanlı’nın kuruluşunu gerçekleş-
tiren Sultanlar gerçekten de “…bir gelin odası süsler gibi inceden inceye elden geçilerek her
köşesine zerafetin, zevkin, san’atın bergüzar- larını Bursa’ya yerleştirmişlerdir.”
İnsan ve doğa, sanki bu kente bir araya gelerek bütünleşmiş, kaynaşmış; insan dehası ve doğa
arasındaki işbirliği sonucu Bursa’da her dönemde, her alanda bir zerafet ve coşku yaratmıştır…
İşte bu coşkudan dolayıdır ki;
“…Bursa’ya seyahat etmek, yalnız mekan değiştirmek değil, aynı zamanda geçmiş
devirleri kat etmektir…”




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>