HÜR DÜŞÜNCE KULÜBÜ


Metin Önal MENGÜŞOĞLU

Fotoğraf Hakan Aydın

On beşinci yüz yıl Osmanlı eserleri arasında yer alan Mahkeme Hamamı, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek 2012 yılında faaliyete geçirildiğinde kadınlar bölümü asli işlevine ayrılmış ve BURFAŞ tarafından hamam olarak çalıştırılmaya başlanmıştır. Erkekler bölümü ise Kültür A.Ş. bünyesine bağlanmış ve yapının 1492’deki inşasına karar veren İbrahim Paşa’nın adına izafe edilerek Kültür Merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır. İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nin otantik salonunda periyodik aktivitelere başladığımız ilk günden itibaren Bursa’da bir düşünce kulübü oluşturma heyecanını taşıyorduk. Bizim elbette kendimize mahsus inancımız, düşüncemiz mevcuttu. Ne var ki salt bizim düşüncelerimizin konuşulduğu, tartışıldığı bir mekân olmamalıydı burası. Bizim gibi düşünmeyenlerin ötekileştirilmesi doğrusu ne vicdani ne de ahlaki olurdu. Bu sebeple İbrahim Paşa Kültür Merkezi’ni “Hür Düşünce Kulübü” adıyla anmak daha uygun olacaktı… Geçtiğimiz üç yıl içerisinde İbrahim Paşa Kültür Merkezi öncelikle etkinlik periyodunu hiç aksatmaksızın disiplin anlamında iyi bir sınav verdi. Birinci yıl on beş günde bir, sonraki yıllar ise her hafta Çarşamba akşamları farklı alanlarda bir düşünce, kültür, sanat etkinliğine sahne oldu. Bu anlamda örnek bir çaba ve çalışma gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. Bütün dünyanın bilişim ve iletişim alanında hız çağını yaşadığı şimdiki zaman diliminde, toplumunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkemizde, zamanın, değişim ve dönüşümün nabzını kendi irademizle tutmak durumundayız. Hele çeşitli etnik, mezhebi ve politik sebeplerle düşmanının çoğaldığı bir
dönemde ülkenin aydınları daha bir sorumlu davranmak, bazen politikacılardan daha fazla risk almak ve çalışmak durumundadırlar. Bir vakitler hinterland sınırları Hint kıtasından Avrupa’ya dayanmış bulunan ve bu sebeple daima galip bir zihne sahip olan toplumumuz, bugün maalesef aynı duyguları taşıyamaz durumdadır. Bir karamsarlık/ kötümserlik
psikolojisi veya mağlupluk haleti ruhiyesi bizi daha da zorlayacağa benzemektedir. İşte bütün bu sebeplerle uysallıkla itaatkârlıktan önce, direnişçi ve dinamik çabalar bizi beklemektedir. Bunun en iyi yolu da derin ve doğru düşünme yöntemlerini öğrenerek, uzun yıllar boyunca ara verilmiş bulunan üretici ve varoluşçu eylemleri çoğaltmaktan geçiyor. Beşeri münasebet ve muamelelerin en fazla Müslümanlar tarafından ahlaki ilkeler gözetilerek sürdürülmesi bir vecibedir. Başkalarının ne tür davrandıklarına bakmaksızın, başkalarının bizim öğretmenimiz olmadıklarını düşünerek yaşamak yakışır bize. Öyleyse ötekileştirmek, özgürlük sınırlarımızı başkasınınkine tecavüz boyutunda genişletmek en çok bize yakışmaz. Böyle düşünerek başlattığımız İbrahim Paşa Kültür Merkezi programlarında beş ana başlık seçtik. Güncel sorunlar, düşünce sorunları, kültür/ medeniyet sorunları, gençlik sorunları ve sanat/ edebiyat sorunları. Hiç kuşkusuz tamamen bağımsız daha doğrusu başıboş bir seçime gitmedik. Özellikle salonumuzu dolduran belli bir birikimi, merakı ve entelektüel düzeyi yakalamış bulunan izleyici/ dinleyici kitlemizin uyarılarını da hesaba katarak, davetli tercihinde (elbette kendimizce) bir kalite çizgisini düşürmemeye çalıştık. Siyaseti, güncel sorunları konuşur/ tartışırken aktif politikadan ziyade olayın felsefesi, ilkeleri üzerinde durduk. Kendisini herhangi bir parti fanatizmine kaptırmış isimlerden uzak dururken, illa da iktidardaki parti taraftarları değildi tercihimiz. Güncel sorunlar üzerinde zihnini yormuş, bu alanda ürünler vermiş hoca ve aydınları konuk etmeye çalıştık. Düşünce meseleleri ülkemizde sanıldığından çok daha düşük düzlemde tartışılmaktadır
Beşeri münasebet ve muamelelerin en fazla Müslümanlar tarafından ahlaki ilkeler gözetilerek sürdürülmesi bir vecibedir. Başkalarının ne tür davrandıklarına bakmaksızın, başkalarının bizim öğretmenimiz olmadıklarını düşünerek yaşamak yakışır bize. Öyleyse ötekileştirmek, özgürlük sınırlarımızı başkasınınkine tecavüz boyutunda genişletmek en çok bize yakışmaz.

Hem düzeyini yükseltmeye hem de farklı düşünceler arası ilişkileri geliştirmeye ciddi ihtiyaç vardır. İnsanların birbirlerini çoğunlukla hiç konuşmadan, anlamadan, dinlemeden suçladıkları bir dünyada yaşamaktayız. Konuşunca birçok anlaşmazlığın çözüldüğü görülecektir. Gelin görün ki bir araya gelme hamlesini herkes ötekine bıraktıkça anlaşma, birlikte yaşama giderek zorlaşacaktır. Temelde böyle bir amaçla hareket ederek alanında saygın işler yapmış, eserler vermiş kimselerle temaslar kurduk. İbrahim Paşa Kültür Merkezi Bursa’nın kadim mahallelerinden birisinde, neredeyse tam merkezinde yer almaktaydı. Çevresinde Kız Lisesi, Erkek Lisesi, Ticaret Lisesi, Kız Meslek Lisesi bulunmaktaydı. Pek yakınında ise Süleyman Çelebi Lisesi ile İpekçilik Anadolu İmam Hatip Lisesi mevcuttu. Civarda birçok da irili ufaklı kütüphane, kültür merkezi ve öğrenci yurdu vardı. Oralardan kimi meraklı kimi de sahiden kültür, sanat, düşünce sorunlarına susamış genç ve diri bir dinleyici/ izleyici/ katılımcı kesim ihmal edilemezdi. Bu sebeple önceki yıl Gençlerle Başbaşa, bu yıl ise Genç Oturum başlığı altında genç izleyicilerimizi alanlarında çalışarak sunum yapmaları için teşvik ettik. Onlar da aramıza katıldılar. Bilimsel, kültürel, sanatsal ve edebi pek çok alanda son derece başarılı sunumlar yaptılar. Kız Lisesi Edebiyat öğretmeni şair/ yazar Cevat Akkanat, kültür merkezinin sekretaryasını başarılı biçimde götürürken aynı zamanda ayda bir edebiyatçı hoca, şair veya yazarı davet ederek onların eserlerinden hazırladığı sorularla karşılıklı bir diyalog ortamını sürdürdü. Burada da farklı bir formatı denemeye başladık. Türkçe edebiyatın yerli yazar ve şairleri yanında yine Türkçe yazan ancak farklı etnik köken ve dine mensup yazar ve aydınları da konuk ederek yepyeni bir başlangıç yaptığımızı düşünüyoruz. Anadolu’da yaşayan, Türkçe konuşan ve Türkçe yazan bir hayli aydın ve edebiyatçımız
olduğu biliniyor. Sözgelimi Kürtçe edebiyatı konuşmalıydık, bunu yaptık. Türkçe yazan Ermeni edebiyatçısını ağırladık. Ardından Süryani, Rum, Musevi kökenli olup Türkçe yazan ve konuşan aydınlarla bir araya gelmeyi, onların eserlerini, duygu ve düşüncelerini öğrenmeye çalışacağız. Batılı toplumların Rönesans ve Reform hareketlerine kadar kiliselerin ve din adamlarının baskısı altında, Engizisyon mahkemelerinde, Aforoz muamelesine tabi tutulduğu, kadınların türlü sebeplerle cadı sayılarak yakıldığı dönemleri aşıp aydınlanma çağını yakalamaları çok uzak zamanlara denk düşmüyor. Ne var ki onların Orta Çağ karanlığından kurtulmalarındaki nedenlerin başında, hür düşünceye verdikleri önem, felsefi anlamda sorgulamaların çoğalması yatmaktadır. Bizim toplumun ise askeri, bürokratik ve hukuki vesayetler altında çok ileriye gidemeyeceği aşikârdı. Toplumsal anlamda en temel ihtiyaç, körü körüne inanmalardan da önce sağlam ve
sahih bir düşünmeydi. Müslümanlar bakımından iman asla bir dogma değildi. Bir inceleme, araştırma, bilgi, bilinç ve basiret eylemiydi. Hiç kuşkusuz çok köklü bir geçmişi ve geleneği bulunan bir toplum içerisinde yaşıyoruz. Ne var ki gelenek, sorgulanamaz sanılmaya başladığında toplum fanatizmin eşiğine gelmiş demektir. Gelenek elbette toplumsal bir hazinedir. Ne var ki hazineler genellikle toprak altında kalmıştır. Değerlerin üzerindeki sıradan çer çöpü de hazineden
saymamak için onları değerlerin üzerinden özenle kaldırıp bir kenara atmak gerekmektedir. Sorgulamayı bırakan toplumlar fanatik toplumlardır. Onlar statik ve durgun olmaya, başıboş oturmaya kendilerini kendi elleriyle mahkûm etmişlerdir. Batı toplumları yalnızca düşünce kulüpleri değil neredeyse düşünce laboratuvarları açarak kendileriyle birlikte öteki toplumlar hakkında da bilgi sahibi olmaya, geleceklerini buna göre inşa etmeye çalışırken, bizim toplumun atalarıyla, tarihiyle, geçmişiyle övünmekten başka marifet göstermemesi düşünülemez. Şimdi ve burada bizzat kendi ellerimiz ve emeğimizle ürettiklerimizden sorumluyuz. Artık bütün şehirlerimizde, kasabalarımızda, hatta mahallelerimizde bile düşünce üreten birimlere ciddi ihtiyacımız bulunmaktadır. Hiç konuşmayan, hiç düşünmeyen, hiç üretmeyen ve hiç yaratmayan toplumlar belki hiç yanılmazlar. Ne var ki konuşan, düşünen, üreten ve yaratanların kölesi, esiri olmaktan kurtulamazlar. Yerli, kendimize mahsus bir düşünce ve inanış sahibi olmak, sorunlara evrensel bakabilmenin de ön şartıdır. Bunun gelecek kuşaklarda daha zengin bir dile, kültür ve medeniyete dönüşerek bütün insanlığa güzel ahlak modelleri, vicdan ilkeleri sunabilmesi için ilk adım yine düşüncenin önündeki barikatları kaldırmaktan geçer. Düşünceyi terk eden toplumlar ve bireyler düşünenlerin mahkûmu ve mağlubu olurlar. Afro-Amerikan kültürünün ilk lideri Martin Luther King “I have a dream.” yani “Bir rüyam, bir hayalim var.” derken günün birinde siyah derililerin Amerika’daki beyazların haklarına aynen sahip olacağına dair özlemini dile getirirmiş. Benim özlemim ve hayalim de Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. bünyesindeki İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nin ileride bir Özgür Düşünce Okulu biçiminde hatırlanmasıdır.
Batı




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>