Saklı Cennet İznik!


İsmail K. KEMANKAŞ

Bursa’yı bir turiste tarif ederken genelde şöyle bir cümle kurulur; dağı, denizi ve gölü elinizin altında…

Bunan anlamı, Bursa’da doğal güzelliklerin hepsi cömertçe ve kısa sürede önünüze gelir demektir.

Haksız bir yaklaşım da değil.

Örnek verirsek… Diyelim ki Bursa’da bir Pazar günü. Canınız biraz hava almak ve hoşça vakit geçirmek istedi. En fazla bir saat içinde istediğiniz coğrafya ile baş başa kalırsınız.

Bu nedenle, özellikle bahar aylarında pazar günleri, diğer metropollerin aksine Bursa’da trafik yoğunluğuna rastlarısınız. Kolay kolay kimse iki günlük tatil için il sınırları dışına çıkmaz.

İstanbul, ya da Ankara’dan gezmeye gelenler, Bursa’da bu gerçeği anlamakta güçlük çeker.

Neyse uzatmayalım… Eşim ile birlikte pazar tatilini değerlendirmek için İznik’in yolunun tuttuk.

Önce, kazı çalışmaları devam eden Roma Tiyatrosu’na uğradık. Tel örgüler dışından inceleme yaparken, içeriye girme olanağı doğdu.

İşte bundan sonra ne olduysa oldu!

Dışarıdan fark edilemeyen müthiş bir kalıntı… Çok amaçlı salonlar, soyluların özel tribünü, küçük ama etkileyici arena alanı… Sadece taştan yapılan duvarlarda, henüz harç kullanılmadığı için, “kenet” sistemini, yani demirle iki taşı birbirine kenetlemeyi görünce o günlerdeki inşaat tekniğini heyecanla düşünüyorsunuz.

Ve de Bizans döneminde yapılan ilaveler.

9 Eylül Üniversitesi tarafından üstlenilen kazı çalışmaları sonucu, ortaya çıkan bu eser M.S. birinci yüzyıla ait. Yani oldukça eski. Hele hele Bursa için çok eski.

Uzmanlar ve kazı ekibinin amacı, sadece ilk yapıldığı Roma devrinin kalıntılarını ortaya çıkarmak ve gerekirse restorasyon yapmak. Bizans’a ait ilaveler yerlerinden alınarak başka bir mekana nakledilecek.

Bu ihtişamlı kazı için kaleme alınan yazıları okurken etkileniyorsunuz. Ama gözle görüp, bilgilendikçe, atmosfer sizi adeta başka bir gezegene götürüyor. Bu nedenle “tamam biz de biliyoruz Roma Tiyatrosu kazısını. Çok kez yazıldı okuduk” diyebilirsiniz.

Deyin; yapacak bir şey yok. Ama, yakından görerek, tarihe tanıklık etmenin dayanılmaz bir gizemi ve etkisi var.

Bunu anlatmak istiyorum sadece…

Bu kazı yıllardır sürmekteydi. Öğrendiğim üzere, Bursa Büyükşehir Belediyesi çalışmaların hızlanmasını sağlamış. Kazının tam olarak bitmesi için 3 yıllık bir süre biçilmiş.

Biçilmiş de; biçtiğiniz tahta değil ki, iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey.

Olsun, vadeyi beklemenin de tadı bir başka olur kanısındayım. Tadından öte bir özlemi gidermenin keyfini de yaşama şansımız var. Çalışmalar bittiğinde İznik Antik Tiyatrosu, Açıkhava Tiyatrosu kimliğini kazanacakmış. Yani, tarih ile kültür ve sanat buluşması gerçekleşecek. Yani İznik şöyle bir silkinmiş olacak.

Bunları düşünürken, çevredeki sadece iki katlı, bazıları da biraz daha yüksek olan evlere gözüm takılıyor.

Sonra da kendime soruyorum:

“Bu İznik, bir hocamızın dediği gibi bir başka yere taşınıp, tümü kazılsa altından ne çıkar?”

Yanıtı yine kendim veriyorum…

Altın çıkar mı bilmem ama altın değerinde antik bir kent çıkar, işte onu biliyorum.

Ayasofya ve konsüllerin toplanmasını da bunlara ekleyin bakalım ne ediyor?

Turizmin dar boğaza girdiği günümüzde, köprüden önce son çıkış galiba İznik’ten verilecek.

Nikea’yı pardon İznik’i anlatmak bu kadarla yeter mi, yetmez tabii… Daha Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün suyun dibinden hazine çıkarır gibi yaptığı Bazilika çalışması var. İznik Gölü’nde keşfedilen bazilika Aziz Neophytos Kilisesi mi, yoksa İznik Konsili’nin toplandığı Konstantin Sarayı’nın bir parçası mı?  Hele bir kazılar bitsin, bu soru da yanıtını bulur diyorum. Bu çalışmaları alt alta yazdığınızda, Hıristiyan dünyasının en eski mirası ve çok önemli olayların yaşandığı İznik çıkar karşınıza… Bununla da bitmez bu şirin, küçük kasabanın gizemi. Daha surlar var, kapılar var, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı var. Nilüfer Hatun tarafından imaret olarak yapılan ve günümüzde müze işlevini üstlenen tarihi yapıt ve karşısında Yeşil Cami’yi unutmak da olmaz. Çinicilik sanatına can veren Süleyman Paşa Medresesi de size karşıdan bakar durur… Siz yine duramazsınız… Ve de küçük bir uyarı ile Elbeyli’nin yolunun tutarsınız.

Mitolojinin iki kutsal bitkisi, üzüm ve zeytin’in birlikte yarattığı o gizemli atmosferin içinden Dikilitaş’a ulaşırsınız.

 

Üzüm ve zeytin

Zeytin derken biraz durup düşünmeniz gerekir. Çünkü, mitolojide zeytin yetiştiriciliğinin ilk insanla birlikte başladığı kabul edilmekte ve ayrıca “zeytin bütün ağaçların ilkidir” denilmektedir.

Üzüme gelince; Yunan Mitolojisi’ne göre şarap tanrısı Dionysos, bu gizemli içkinin sosyal ve faydalı tarafını temsil etmiştir.

Batı dünyasının bu denli önem verdiği iki mistik ürün zeytin ve üzüm, İznik’in tarihsel birikimine altın bir kolye takmakta adeta…

Üzüm ve zeytinin mitolojik anlamına dalarsanız, bizim için sürpriz gibi bir şey olan “dikilitaş” doğal olarak bir anda unutulur. Taşın kitabesine yönelmeden, asma bahçelerinin görkemi, zeytinliklerin ihtişamı ile allak bullak olur dimağınız…

Kısa süre sonra dikilitaşın kitabesine odaklanır ve şu bilgiye ulaşırsınız:

 

DİKİLİTAŞ (OBELİSK)

Beştaş, Nişantaşı adlarıyla da bilinen anıt, Roma Dönemi M.S. 1.yy. eseridir. Üzerindeki, Yunanca kitabede “C.Cassis Aslepiodos’un oğlu 83 yıl yaşadı” yazılıdır. Kare kaide üzerine üst üste konulmuş üçgen prizme beş taştan oluşur. Çift başlı kartal arması olan altıncı taş günümüze ulaşamamıştır.

 

Şaşkınlık ve merakınız gidince, Obelisk ile İznik’te Roma Dönemi’ni canlı biçimde yaşayabilirsiniz. Üstelik bu şirin belde de bilinenden çok, bilinmeyen tarihi kalıntılar olduğu da söylenir ve daha da meraklanırsınız.

Gün ışığı giderek düşerken, bu küçük keşif gezimiz sona yaklaşmıştır artık. Neyse ki, göl kıyısından Orhangazi yönüne doğru ilerlerken, sıcak bir çay molası ile kendinize gelmek de vardır işin içinde…

Sonra da birkaç soru üst üste oluşur kafanızda…

Yanıtı kim verecek sorusu da hepsinden önemli gelir.

Böylesi bir hazinenin üzerinde oturan İznik, bunun farkında mıdır?

Farkındaysa, bu durumu Bursa’nın farkındalığına nasıl sunmuştur?

Bursa bunun farkındaysa, Türkiye nerededir?

Dört medeniyeti içinde barındıran, milat öncesine kadar uzanan bu tarihsel kasaba acaba bir mahkûmiyet mi yaşamaktadır?

Sorular benden ama yanıtını kimlerin vereceği henüz belirsiz.

Bursa, yani Büyükşehir Belediyesi, kazıları başlatmakla, soruların bir bölümünü yanıtlama gayretinde…

Bu da önemli bir şeydir, diye düşünürken, kendimizi Atatepe tesislerinde buluyoruz.

Gemlik; ya da “gemilik” körfezi karşımızda uzanmış yatıyor.

Biz de gözlerimizi kapatıp, hayal peşine düşüyoruz.

“Toprağın altındaki İznik ayağa kalksa ne olur?

Dünyanın önemli bir turizm merkezi yanımıza kadar gelir ve önce Bursa, sonra da Türkiye’yi uykusundan uyandırır.”

Hayalimiz kısa sürüyor ve saleplerimizi yudumlarken, güzel anlamlı bir günü geride bırakmanın keyfini çıkarıyoruz.

 

Foto altları:

1-Bursa Büyükşehir Belediyesi, İznik’teki Roma Tiyatrosu kazısına büyük önem veriyor.

2- Roma Tiyatrosu’nda arena dışında çok sayıda farklı amaçlarla kullanılan bölümler de bulunuyor.

3- Gladyatörlerin arenaya çıkışı, kubbeli kemerlerden oluşan geçitlerle oluyor.

4- Kazı çalışması büyük bir titizlikle her taş değerlendirilerek yapılıyor.

5- Dikilitaş, tüm görkemiyle Elbeyli’de bir akşamüzeri görüntüsünü oluşturuyor.

6- Obelisk’in çift başlı kartalı olan altıncı taşı günümüze ulaşamadı.

7- Dikilitaş’ın kitabesi, çok önemli bilgiler içeriyor.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir