ŞEYTAN KALESİ EFSANESİ


Saffet YILMAZ

Bu sayıdan başlamak üzere “Anadolu’dan yansıyanlar” sayfamız karşınızda olacak. Her sayıda Anadolu’dan başka bir mekan ve eseri işleyeceğimiz sayfamızın ilk konuğu, Türkiye’de başka örneği olmayan Şeytan Kalesi.

Ardahan Çıldır yolu üzerindeki Yıldırımtepe Köyü’ne yaklaşık 2 kilometre mesafedeki tarihi kale, haşmetiyle gelen geçeni karşılıyor ve bu yalnızlık coğrafyasında ‘yüzyıllardır buradayım, burada olmaya da devam edeceğim’ diyor.

Şeytan Kalesi, Anadolu’daki kalelerin, hatta bilinen kalelerin aksine bir tepe veya yüksekçe bir alanın üzerine kurulu değil. Hatta kendinden daha yüksek tepelerin arasına, bir vadinin içine-yamacına, muhtemelen vadiden gelip geçen kervanları denetlemek amacıyla kurulmuş. Yüksek dağların kuşattığı dik ve dar bir vadinin ortasında yükselen küçük bir tepenin üzerine kurulu kalenin, yapıldığı dönemde oldukça yoğun kullanılan yol olduğu tahmin edilen vadiyi kontrol etmek amaçlı kurulduğu sanılıyor.

Hakkında o kadar az kesin bilgi var ki, örneğin kimin hangi tarihte yaptığı bilgileri bile muhtelif. Kimi Orta Çağ diyor, kimi daha yakın tarihleri işaret ediyor. En kuvvetli rivayet, M.Ö. 1000’li yıllarda Urartular tarafından yapıldığı yönünde. Bu bilgi de, çevredeki başka kalelerin mimarileri karşılaştırılınca anlaşılıyor. Yüzlerce yıldır Karaçay Vadisi’nin zorlu doğa koşullarına direnen bu savunma kalesine, vadi yamacına açılmış patika yoldan ulaşılabiliyor. Arnavut kaldırımlarla döşenmiş patika boyunca gerek vadiyi izleye izleye, gerekse renk renk çiçekleri koklaya koklaya bir 15 dakikalık keyifli yürüyüş yapıyorsunuz ve sizi uçurumun kenarında diri ve haşmetli bir yapı karşılıyor.

Şeytan Kalesi, Hellenistik dönemden günümüze kadar; Medlere, Perslere, Makedonyalılara, Romalılara, Sasanilere, Selçuklulara, İlhanlılara, Karakoyunlulara, Akkoyunlulara, Safavilere ve en son Osmanlılara evsahipliği yaptı. Hepsi de ya onardı ya ilaveler ekleyip kullandı kaleyi. Uçurumun kenarında doğal bir kayaya yaslanan tarihi Kalede; dereye kadar inen bir merdiven, su sarnıcı ve bir de şapel kalıntıları bulunuyor.

Hakkındaki bilgiler gibi ismi konusunda da rivayetler muhtelif. Neden Şeytan Kalesi! Kurulduğu yerin çetin şartları nedeniyle olabilir, ‘şeytan’ ismi ile atfedilen bir anlam olabilir, tehlike ve bilinmezlerle dolu olduğu için olabilir. Benim rivayetim daha basit; vadiyi yürüyerek kalenin önüne geldiğinizde kafanızı kaldırıyorsunuz ve haşmetli bir yapı karşınızda. İki yanındaki iki burç garip ve şeytani bir görüntü veriyor kaleye, daha çok bir hayvan kafası gibi. Tarih boyunca; Kal’a ı Şeytan, Kaçış, İblis Hisarı gibi adlarla da anılmış olmasının nedeni bu olsa gerek.

Bu kadar esrarengiz olur da bir efsanesi olmaz mı? Olur tabii. Zaman bakımından dönemdaş mı bilinmez ama Şeytan Kalesi ile mimari bakımdan benzer iki kale daha var bölgede, ikisi de Gürcistan sınırları içinde. Şeytan Kalesi’nin; Gürcistan’daki kaleleri de kapsayan ve dilden dile dolaşan, bayağı heyecanlı bir de efsanesi var.

Rivayet o ki; dönemin kralının kızı hasta olur. Büyücüler, biliciler, doktorlar derken, kız kurtarılamaz. Ölür. Kral, çok sevdiği kızını bu üç kaleden birine gömmek ister, elbette eşyaları ve hazinesiyle birlikte. Ama bir sorun vardır; kızının gömüldüğü yeri kimsenin bilmemesi gerekmektedir. Özel yetiştirdiği askerlerinden bir grup seçer ve göstereceği yere kızının gömülmesini ister. Askerler gece yola çıkarlar ve üç kalede de mezar kazarlar. Ancak bunlardan sadece birine kralın kızını ve altınlarını gömerler. Sabah kralın huzuruna vardıklarında, ‘Sizden başkası kızımın nereye gömüldüğünü biliyor mu’ diye sorar kral. ‘Hayır’ der askerler. Kral bunun üzerine, kızının hangi kaleye gömüldüğünü kimsenin öğrenememesi için kızını gömmeye giden tüm askerlerini öldürtür.

Bu hikayenin peşine düşen defineciler, ‘define ve de kralın kızının mezarı üç kaleden belki de bundadır’ düşüncesi ile kazmış kaleyi, bir şey bulamamışlar tabii.

Bölgede hazine avcılarını çağıran başka efsaneler de var. Bütün bu efsaneler tarihi yapılara ilişkin bellekleri taze tutmaya yarıyor kuşkusuz ancak yapıları tahrip etmek gibi de bir yan etkisi bulunuyor. O yapıların Anadolu’nun her yanına serpilmiş hazineler olduğu bilincinin oluşmasını diliyor ve umuyoruz.

NOT: Bu arada, Şeytan Kalesi’ni incelememizi sağlayan Ardahan’ın Hanak ilçesi Cumhuriyet Savcısı Sayın Ali Mesut Kavak’a da teşekkür ederim. Israr etmeseydi belki de böylesine unik, mimari açıdan Anadolu’da başka bir örneği olmayan bir eseri göremeyecektik.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>