TARİHİN IŞIKLI SAYFALARINDA BİR BELEDİYE KONAĞI


E. Gülhan ATTİLA

Havanın ağırlığı üzerime çökmüş gibiydi. Canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. Bıkkınlıkla, bilgisayarımı karıştırırken bir ileti buldum. Göndereni tanımıyordum. Ama zaten ileti “gelin görüşelim, yazılarınızı konuşalım” niteliğindeydi. Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi binasında buluşup konuşmak üzere sözleştik Saffet bey’le. Birkaç konu belirlemişti kafasında zaten. Bana seçmek kalıyordu sadece. Belediye’nin yayımladığı kitapları göstermek istediği için üst kata çıktık. Ama camlı masalarda gösterime sunulan örnekler ayaklanıp gitmişlerdi. Vali Ahmet Vefik Paşa zamanında 1880 yılında yedi ay gibi kısa bir sürede yaptırılmış ve sanki “Ben Osmanlı konağıyım” diyen binada derin bir sessizlik hakimdi. Yerler bıcır bıcır desenli, kalınca bir halıyla kaplıydı. Yürürken tarihi rahatsız etme tehlikemiz yoktu. İster istemez küçük harflerle konuştuk yine de. Zarif bir şekilde, kıvrılarak yukarıdaki orta salondan simetrik olarak aşağıya inen merdivenler karşılıklı iki ayna ile süslenmişti. Aynalar o kadar büyüktü ki içlerine bütün bir şehir sığabilir gibi geldi bana. Merdivenleri çevreleyen trabzanlar dokunan ellerin ihtişamını yansıtıyordu. Şimdi küçük bir çocuk olsam, ellerimi bırakıp trabzanlardan kaysam, olmaz ki. Çocuk değilim ve burası belediye binası.

Üst kata çıktığımda sanki kulağıma müzik sesi aksetti birdenbire. Coşkulu bir kalabalık vardı. Tarih perdesinin sisleri arasında gördüklerim doğru muydu acaba? Şık kıyafetli hanımlar beyler dönemin moda danslarında buluşmuş, eğleniyorlardı. Hanımların etekleri hışırdıyor, hızlı dönüşlere ayak uydurmaya çalışan beylerin rugan pabuçları gıcırdıyordu. Birden omuzlarımda bir el hissettim. Kalabalığı yararak gelen yorgun, hasta ama dimdik ayakta bir ses “Kenara çekil çocuk” dedi. Orkestra şefi Azerbaycanlı Mehmet Bey’e ulaşmaya çalışıyordu. Ulaştı da. Şefe, “Zeybek” dedi. Mehmet Bey çeşitli zeybek notalarında gezinirken itiraz gecikmedi; “Bunlar değil, SARI ZEYBEK.” Her şeye dikkat ederse dokuz ay yaşama ihtimali olan, bir yıl yaşaması ciddi mucizelere bağlı olan ve bütün bunları kendisi de bilen Atatürk, şimdi meclis toplantıları için kullanılan salonun ortasında dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu. Dayanamayıp yanına yaklaştım. “Yoruldunuz Paşam, dinlenseniz” dedim. Acaba benim sesimi duymuş mudur? diye düşünürken cevap gecikmedi “Bu zeybek insanı dinlendiriyor, böyle gayet iyi, ben mutluyum.” İnsan oynarken dinlenir mi? diye düşünüp duruyordum ki, Zeybek’in ölüme meydan okuyanların dansı olduğunu hatırlayıp ürperdim bir an. Ben korkadurayım ölümün düşüncelerimin kıyısına yanaşmasından Atatürk, Celal Bayar’ın yorulduğunu görünce, başvekil dinlensin ve adalelerindeki rehaveti gidersin diye, orkestraya zeybeği tekrarlama emrini vermişti bile.

Saate baktığımda sabah dördü geçtiğini gördüm. Artık sanırım gitme vakti gelmişti. Valinin ve belediye başkanının eşlerini selamladı. Bursa şehri halkının kendisine göstermiş olduğu dikkate ve öneme teşekkür edip, dinlenmiş ve emin adımlarla orta salona çıktı. Daire Müdürü Selahattin Bey’in tuttuğu pardösüsünü giydi ve etrafı tekrar selamladı.

Tarih 2 Şubat 1938’i gösteriyordu. Sabahın olanca ayazı takvime bakmayı gerektirmiyordu aslında. Bir süre yürüdü, sonra otomobildeki şoförüne seslendi. Araca binip penceresini kapatırken “ne güzel bir geceydi” dedi. Sabahın ilk ışıkları henüz Bursa’yı aydınlatmamıştı.

Hastalığı hızla ilerleyen Atatürk’ün katıldığı son baloya da ev sahipliği yapan ve Neo-Osmanlı kuramını ser gileyen binadan ben de ayrılıp gitsem mi acaba diye de düşünmeden edemedim bir an. Herkes birer ikişer dağılıyordu evlerine. Saatlerce kahkahalar ve müzikle çınlayan salonlar derin bir sessizliğe gömülmüştü. Bu sondu. Karşılıklı merdivenlerde yer alan dev aynalardan birine baktığımda kendimi göremedim bir an. Tarihin ışıklı yaprakları arasında bir yerlerde kaybolmuştum. Böyle bir balo bir daha göremeyecektim. Merdivenlerden inerken yanımdan geçenler bunu bilmiyorlardı muhtemelen. Acaba kulaklarına fısıldasa mıydım? Tarihe karışmak olmaz diye düşündüm. Ama tarihe karışmamalı, anlatmalıydı o zaman yeni nesillere.

Bu sessizliği bozan bir ses yankılanması oldu birden bire. Merdivenin öbür ucunda duran Saffet Bey’in bana bir şeyler sorduğunu fark ettim. Buraya niye geldiğimi hatırladım. Ben yazı yazacaktım. Saffet Bey de “söylediğim konulardan hangisini yazmayı düşünüyorsunuz?” diye soruyordu zaten. Hiç düşünmeden bu sayı için (kendimden çok eminim fark ettiyseniz. Diğer sayılarda da bu der gideyim sanki(!) hiçbirisi dedim.

Madem, Ahmet Muhtar Bey’le başlayan ve günümüzde Recep Altepe ile devam eden belediye başkanlığı sürecine eşlik eden bu konak endamındaki tarihi bina var, biz niye bunu yazmıyoruz? sorusunu yönelttiğimde Saffet Bey’e “yaz o zaman” dedi. Yaz demek kolay. Nereden başlanıp nasıl bitirilecek bu yazı? (!)

Ayak izi görünmeyen ve hiç gürültü etme şansımızın olmadığı kalın halı kaplı binadan çıkış için hem doğu hem de batı yüzünde bulunan Revak’a açılan kapılardan birini kullandım. Revak mı ne? Haklısınız tabi. Geçmişin güzelliklerinden ne kaldı ki günümüze? Revak; binanın girişlerinde, birkaç basamakla çıkılan üzeri kapalı bölüm. Yeni belediye binasının inşası bitince ne olacak acaba burası? müze olur mu meselâ? Belki gecelerden bir gece, 2 Şubat gecesinde yukarıdaki salondan müzik aksetmeye başlar yeniden. Kocaman kristal avizenin, tavus kuşunun renklerini yansıtan ışıkları kırılıp her yere demet demet saçılır . Davetli kalabalığının ortasında, dizlerini yere vura vura sarı zeybek oynayan Atatürk’ü görmek mümkün olabilir yeniden. Olmaz mı? Baktığımızı görebilirsek olabilir bence. Bütün tarihi binalar; yaklaşıp dinlediğinizde, duvarlarında, eşyalarında biriktirdikleri heyecanları, yılgınlıkları, öfke ve korkuları size anlatacaktır .

Bu tarihi binadan bir akşam vakti ayrılabilseydim eğer, balo salonunun ışıklarının yandığını görüp sarı zeybeği de işitebilecektim. Belki de aynalara sıkışıp kalmış görüntüler de bana eşlik edeceklerdi tarihin aralıklarında, loş sokaklarında dolaşırken. Bunlar da mı olmaz? Gidip bakmak ister misiniz? Gördüklerinizi duyduklarınızı bana da haber verin olur mu? Söz, aramızda kalacak!

 

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>